İbrahim Halil ER

İbrahim Halil ER

Bir anneler günü yazısı: Anneler “Lütfen evinize dönün”

Kadın önce anadır. Başımızın tacı. Her derdimizin ilacı… Şefkat ve merhametin adı… Kadın, anne olmakla şereflerin en yücesine sahip oldu. O, ana olarak çok güçlüdür. Belki de toplumun en naif, en hassas ve kırılgan üyesidir kadın. Ama anne, toplumun temeli ve en güçlü direğidir. Toplum onun sayesinde ayakta durmaktadır. O yetiştirdiği fatihlerin beşiğini sallamasa, onları zafer türküleriyle büyütmese medeniyetler kurulmazdı. Tüm medeniyetler ananın beşiğinde doğmaktadır. Anne, cenneti bile ayağının altına almıştır. Çünkü cennetin bizzat kendisidir. Onun güçlü kalbi insana cenneti yaşatmaktadır. Ama maalesef analarımız artık analık vazifesini küçümsemektedirler. Onlar, analığın bir kadına verilmiş en büyük lütuf olduğunu anlamamakta, bunu bir yük gibi taşımaktadırlar. Onlar için annelik sadece bir eziyet… Çocuğa bak, büyüt… Gençliğini böyle birisi için harca. Yazık değil mi gençliğine? Hem çocuk doğurmak da neymiş canım… Çocuk doğurunca güzelliği bozulurmuş… Ayrıca daha yaşı genç, şimdi biraz hayatı yaşamalı, gezip tozmalı… Daha sonra çocuk doğurmalıymış…

Birçok anne adayının veya evli çiftlerin savunduğu görüş maalesef bu… Hemen çocuk yapmayalım biraz hayatı yaşayalım mantığı… Halbuki çocuk da hayatın bir parçası değil mi? Anne veya baba olmadan hayatın hangi aşaması yaşanılacak… Maalesef günümüzde torun sahibi olunması gereken yaşta insanlar çocuk sahibi oluyor… Çocuklar büyürken bizler yaşlanıyoruz. Onlara hayat yolunda eşlik etmiyoruz. Çocuklar neneleri yaşlarındaki anneleriyle yaşıyorlar. Çocukları anlayamıyor, onlara yetişemiyoruz…

Annelik de artık fabrikasyon olmuş… Çocuk doğruyoruz. Ama onları yetiştirmiyoruz. Onları kreş köşelerine gönderiyoruz. Kendi yavrularımızın fabrikasyon usulüyle yetişmesini sağlıyoruz. Çocuklarımızı uğuruna terk ettiğimiz işimizden kazandığımız paranın yarısıyla kreşe gönderiyoruz. Bu nasıl bir kazançsa…

Anneyiz biz… Ama çalışıyoruz… Dolayısıyla çocuklarımıza ayıracak fazla vaktimiz yok bizim. Hatta onlara sütümüzü verecek zamanımızda yok… Ama merak etmeyelim. Teknoloji burada da imdadımıza yetişiyor. Çalışan anneler için süt sağma makinaları yapılıyor. Bu makineler aracılığıyla sütümüzü sağıyor, biberona dolduruyor bakıcımıza veriyoruz. O, gün boyu bebeğimize bu sütten veriyor. Hani nerede fatihlerin beşiğini sallayan anne… Hani nerede fetih şuurunu veren anne…

Analar analığını yapmadığı zaman, evlatlar evlatlıklarını yapacak mı? Biz çocuklarımıza verecek zamanı bulamıyor, onları kreşlere gönderiyoruz. Acaba biz yaşlandığımızda onların bizlere ayıracak vakti olacak mı?.. Maalesef hayır. Onların intikamı daha da korkunç olacaktır. Onlar da bizleri huzur evlerine teslim edeceklerdir. Çünkü onların da yetiştirmeleri gereken sürüyle işleri vardır ve zaman da maalesef çok az. Ayakları altında bakacakları başka insan istemiyorlar. Çünkü biz ana olarak görevimizi yapmadık. Çünkü biz ana olarak paylaşmayı ve fedakârlığı öğretmedik. Çünkü biz ana olarak sıcak aile denilen ortamı onlara yaşatmadık. Haliyle ne ekersen onu biçersin.

Ben senin için gecemi gündüzüme kattım. Gençliğimi harcadım. Çalıştım dememiz beyhude. Hayır, biz onlar için çalışmadık. Biz kendimiz için çalıştık…

Günümüz kadınları anneliği hor görmektedir. Hatta günümüz kadınları kadınlığı bile hor görmektedir. Onlar bile kadın olmaktan utanmaktadırlar. Kadınlarımız maalesef erkeksileşmişlerdir. Erkek rolüne talip olmuşlardır. Erkekler gibi yaşamaya çalışmakta, erkekler gibi iş hayatının peşinden koşmaktadırlar. Haliyle erkekler doğurmadığından onlar da doğurmak istememekte yahut bunu ertelemekte veya bir çocukla iktifa etmektedirler. Bu çocuğa bile bakmaktan aciz kalmakta, bakıcılara veya kreş köşelerine emanet etmektedirler.

Kadınlarımız, analarımız kapitalist sisteminin kurbanı olduklarını maalesef görememektedirler. Kapitalist sistemin sürüklediği tüketim canavarlığının esiri olmaktadırlar. Ama kapitalist sistem merhametlidir. Çocuklara bakmayı üzerine almaktadır. Çünkü o burada bile bir para kokusunu almaktadır. Kreşlerde ana kucağına hasret yavrular bir yanları yaralı büyümektedir…

Bir yanları yaralı olan aslında bu yavrular değil toplumdur. Kadınlarımızdır. Kadınlarımızı iyi yetiştirdiğimizde aslında toplumu kurtarıyoruz. Çünkü fatihleri de yetiştiren kadındır…

Kadınlarımız, öncelikle anne olmaları gerektiğini bilmelidirler. Anneliğin en kutsal meslek olduğunu idrak etmelidirler. Cennetin tapusu onların elinde ama hangi annelerin… Çocuklarını cehenneme bir odun olarak hazırlayan annelerin mi? Acaba bu hadisten kast edilen, sadece annelerin evlatları üzerindeki hakları mı? Yoksa annelere verilen sorumluluk mu? Annelik vazifesini doğru yapmadığımızda çocuklarımızın cennetlik olmayacağını da mı vurgulamaktadır? Çünkü ilk eğitim anne tarafından verilmektedir. Anne, beşiğinde geleceği sallamaktadır. Bu geleceğin sağlıklı ve huzurlu olması annenin sağlıklı ve huzurlu olmasıyla orantılıdır.

Maalesef annelerimiz mutlu değildir. Onlar, annelik rolünü sindirememektedirler. Onların gözleri dışarıdadır. Onlar, erkeklere özenmektedirler. Onlar için iş ve kariyer öncelikli sorun haline gelmiştir. Peygamber “cennet annelerin ayakları altındadır” derken belki de annelerin çocuk eğitimindeki rolüne de dikkat çekmek istemiştir. Çocuklarının salih veya cani olmasının annenin elinde olduğunu, bu nedenle cennetlik veya cehennemlik olmasına da annelerin bu tavrının sebebiyet verdiğine dikkat çekmektedir. Burada anneye verilen sorumluluk ortaya çıkmaktadır.

Kadınlarımıza anneliği tekrar hatırlatmalıyız. Anneliğin ulvi ve kutsal yönüne tekrar dikkat çekmeliyiz. Anneliğin bir kadın için paha biçilmez bir nimet olduğunu anlatmalıyız. Anneliği otuzlu yaşlara erteleyerek çocuklarımızla ilgilenme sürecini azaltmamalıyız. Yaşlandığımızda torunlarımızla birlikte olmanın yolu erken anne olmaktadır. Gelecekte huzurlu yaşamak için (huzur evlerinde değil, sıcak aile yuvasında) çocuklarımıza zaman ayırmalıyız.

Unutmayalım ki o çocuklarımız sürekli büyüyorlar. Onların çocukluk günlerini bir daha göremeyeceğiz. Kucağımıza alıp seveceğimiz günler sayılı… Bu sayılı kısa günlerde onları bol bol kucağımıza almalı, bol bol koklamalı ve bol bol sevmeliyiz. Sevgimizi onlardan esirgememeli, göstermeli ve sevme konusunda cimri davranmamalıyız. Aslında bizim sevgimiz onları büyütmektedir…

Analarımız, mukaddes varlıklarımız… Sizler, tekrar ulvi görevinize ne zaman döneceksiniz. Ne zaman iş hayatından kopup yarınları dokuyacaksınız… Cenneti bile ayaklarınızın altına almışken, süfli şeylerin peşinden koşmayı ne zaman bırakacaksınız…

Anne olduğunuz bilincine varınız. Anneliğin nasıl ulvi bir görev olduğunu anlayınız. Anneliğin büyük bir nimet ve güç olduğunu görünüz. Kadını güçlü kılan en büyük silahın annelik olduğunu hissediniz.

Bugün kutladığımız anneler günü annesini kaybeden Ana Jarvis adına ilan edilmiştir. Günümüzdeki çocuklarda modernizmin karanlıklarında kaybettikleri annelerini aramalıdırlar. Onları bulmalı, kapitalizmin dişleri arasında çıkarmalıdırlar. Onlara bir kucak dolusu sevgi ve yüreklerindeki merhameti sunmalıdırlar.

Yoksa bugünü de tüketim çılgınlığına kurban verip annelerine hediye alma yarışına girmemelidirler. Kapitalizmin değirmeninin un taşımak yerine kalplerini sunmalıdırlar ki onların yürekleri yumuşasın. Yüreklerinde merhamet adlı bir çınar büyüsün. Anneliği hatırlasınlar…

Anneler, lütfen evinize, çocuklarınıza dönün… Anneler günü senenin bir günü değil her günüdür. Her gün o görevin şuurunda olmalısın.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.