Tevfik Yaşar TEKELİ

Tevfik Yaşar TEKELİ

Hak-Batıl Değil, Bölgesel Bir Satranç: İran ve İsrail Arasındaki "Görünmez" Ortaklık

Ortadoğu denilince akla gelen ilk kavramlardan biri olan "Hak ve Batıl savaşı", bugünlerde İran ve İsrail arasındaki gerilim üzerinden yeniden servis ediliyor. Ancak madalyonun öteki yüzüne baktığımızda, karşımızda kutsal bir davanın değil; kan, gözyaşı ve siyasi hırslarla örülmüş bir hegemonya mücadelesinin olduğunu görüyoruz.

Bir "Neo-Safevi" İdeolojisinin Anatomisi

Ali Hamaney liderliğindeki İran, geride kalan 37 yıl boyunca Müslüman coğrafyasında derin izler bıraktı. Ancak bu izler, ne yazık ki huzur ve birlik değil; "Kontrollü Kaos" stratejisinin birer sonucu oldu. İdeolojik Şiiliği bir "milli din" haline getiren Tahran yönetimi, İslam ümmetinin kültürel dokusunu tahrip ederek Irak’tan Suriye’ye, Yemen’den Lübnan’a kadar geniş bir coğrafyayı yaşanılmaz hale getirdi.

Bu süreçte insan hayatı, kurulan rejimin bekası için birer "teferruat" seviyesine indirgendi. Masum insanların kanı üzerinde yükselen bu düzen, İsrail’in Siyonist politikalarıyla adeta bir "kötülük yarışına" girdi.

Din Değil, İdeolojik Bir Dünya Düzeni

Bugün karşımızda duran tablo, Hz. Muhammed’in (sav) tebliğ ettiği dinin bir yansıması değil; tıpkı İsrailoğulları’nın yaptığı gibi, şeriatın seküler ve ideolojik bir dünya dinine dönüştürülmüş halidir. İran’ın güvenlik konsepti, kendi sınırları dışındaki Müslüman ülkelerin iç savaş, şiddet ve krizlerle boğuşması üzerine kurulu. Bu strateji, bölgeyi bir "cehenneme" çevirirken, asıl kaybeden her zaman olduğu gibi mazlum halklar oluyor.

İki Zalimin Bölgesel Egemenlik Savaşı

Peki, İran-İsrail savaşının kazananı kim olur? Cevap net: Hangi taraf kazanırsa kazansın, kaybeden insanlık ve Müslüman coğrafyası olacaktır.

Bu mücadele, iddia edildiği gibi bir "İslam ve Küfür" savaşı değildir. Bu, iki bölgesel gücün kendi egemenlik alanlarını genişletme çabasıdır. Bir yanda Siyonizm’in örgütlü kötülüğü, diğer yanda ise Molla Rejimi’nin zehirli hançeri... Her iki taraf da kendi çıkarları için dini bir kalkan olarak kullanıyor.

"Bize doğrudan bulaşmadıkları sürece bölgedeki her 'savaşımsı' şey, aslında bir şovdan ve danışıklı dövüşten ibarettir."

Türkiye’nin Gücü ve Stratejik Duruş

Tüm bu gürültünün ortasında bizim için asıl önemli olan, kendi sınır güvenliğimiz ve devletimizin bekasıdır. Ortadoğu’nun bu "tiyatro" sahneleri devam ederken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kararlılığı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin gücü ve MİT’in sahadaki hakimiyeti en büyük teminatımızdır.

Dünyada hiçbir güç, Türk milletiyle karşı karşıya gelmeden gerçek anlamda "savaştım" diyemez. Bu yüzden, bölgedeki suni gerilimlerin gölgesinde kalmadan, güçlü Türkiye idealine ve liderliğine güvenmeye devam ediyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.