Özkan ORUN
İÇERDEN İHANET, DIŞARDAN İŞGAL, YENİ DÜNYA DÜZENİ
“Küresel Hukukun İnfazı: ABD’nin Devletlere Açtığı Açık Savaş”
“Egemenliğin Ayaklar Altına Alındığı Gün: Venezuela”
“Devletlere Gözdağı, Dünyaya Utanç”
“ABD’nin Hukuksuzluğu: Bugün Venezuela, Yarın Herkes”
“Suskun Dünya, Azgın Zorbalık”
“Egemenlik Pazarlık Konusu Değildir!” bu kara lekeye ne derseniz deyin noksan kalır!
ABD tarafından Venezuela Devlet Başkanı’nın kendi evinden alınması, yalnızca Venezuela halkı için değil, tüm dünya adına utanç verici bir tablodur. Bu girişim; uluslararası hukukun, devletlerin egemenliğinin ve insan onurunun açıkça çiğnenmesidir. ABD’nin bu pervasızlığı, dünya liderlerine verilmiş aleni bir gözdağıdır.
Bu noktada dünya ülkelerinin sessiz kalması, bu hukuksuzluğa dolaylı ortak olmak anlamına gelir. Küresel barış ve adalet adına, tüm dünya liderlerinin ortak bir duruş sergileyerek bu zorbalığa “dur” demesi artık bir zorunluluktur.
Tarih açıkça göstermiştir ki ABD’nin ayak bastığı her coğrafyada kan, gözyaşı, yıkım ve kalıcı istikrarsızlık kalmıştır. Irak bunun en canlı örneğidir. Ortadoğu’nun yeraltı ve yerüstü zenginliklerini yok eden bu anlayış, bugün aynı tehdidi başka coğrafyalara taşımaktadır. ABD ve onun politikalarını koşulsuz destekleyen İsrail, bu kez yönünü Batı’ya çevirmiştir. Batı dünyasının buna nasıl bir karşılık vereceği ise hâlâ belirsizliğini korumaktadır.
Özellikle İran’da son dönemde yaşanan iç karışıklıklar dikkatle okunmalıdır. Dış yönlendirmelere ve içerideki provokatif unsurlara kanarak sokaklara dökülen her toplum, sonunda en ağır bedeli yine kendisi öder. İran halkının bu oyunu görmesi, sağduyu ile hareket etmesi hayati önemdedir. Aksi hâlde kutsal değerlerin, bağımsızlığın ve ulusal iradenin yabancı güçlerin postalları altında ezilmesi kaçınılmaz olacaktır.
Venezuela ve İran örnekleri bize bir gerçeği net biçimde göstermiştir:
Her ülkede içeriden çalışan unsurlar vardır. Devletlerin yıkılması çoğu zaman dışarıdan değil, içeriden başlar. Bu tehlike özellikle İran ve Türkiye gibi güçlü ve bağımsız duruş sergileyen ülkeler için ciddiyetini korumaktadır.
Bu nedenle yapılması gereken; öfkeyle değil, hukuk ve devlet aklıyla hareket etmektir. Devletlerin en öncelikli görevi, ülke bütünlüğünü hedef alan her türlü ihanet girişimine karşı en ağır hukuki yaptırımları kararlılıkla uygulamak, milli birlik ve beraberliği sarsmaya yönelik tüm faaliyetleri kökünden bertaraf etmektir.
Bugün susanlar, yarın sıranın kendilerine geldiğinde konuşacak kimse bulamayacaktır.
Bu çerçevede şunu gördük, devletler ne olursa olsun kendi içindeki hainlere asla göz açtırmamalı, idam, infaz ve en ağır yaptırımlar kesinlikle olmalıdır. Devletler olaya duygusal bakmamalı, tekrarı olmasın diye en ağır bedelleri ödetmeli. Tarih hep şunu der, "HAİNE MERHAMET VATANA İHANETTİR"