Mehmet Emin PARLAKTÜRK
KADİR GECESİ VE KUR'AN-1
Önce kelimenin anlamına bakalım:
KADİR; Ölçü, hesap, itibar, izzet, şeref, değer, kıymet, miktar gibi anlamlara gelmektedir. Kadir gecesi; Allah katında değerli olduğu için bu ismi almıştır.
Esasen Allah’ın yarattığı her şey değerlidir. Çünkü Allah, abesle iştigal etmez. Yaratılan her şeyin bir sebebi, hikmet ve değeri, fayda ve fazileti vardır. Ama bazı şeyler bazı sebeplerle diğerlerine göre daha büyük önem arz eder, farklılık gösterir, temayüz ederler.
Mesela Mekke Şehri, Dünyanın en değerli mekânıdır. En’am,92'de "Ümmü’l-Gurâ=Şehirlerin Anası" olarak nitelenen bu Şehir; değerini "Beytullah" olan Kâbe’den ve Kur’an’ın ilk burada nazil olmasından alır.
Keza, Hz. Muhammed aleyhisselam da değerini, kendisinin Kur’an’ın ilk muhatabı olması sebebiyle "Risalet" görevinden alır. Çünkü, Kerim olan Kur’an ayetleri, ona nazil oluyordu.
Kadir gecesine gelince; o da değerini İlahi Vahyin indirilmeye başlandığı gece olduğu için yine Kur'an'dan alır. Görüldüğü üzere her biri izzet ve şerefini, üstünlük ve değerini Kur'an'dan almaktadır.
Kur’an ise, bunca izzet, şeref, kıymet ve değeri, Allah kelamı olduğu için almaktadır. Zira, bütün izzet ve şeref Allah'a aittir (Bkz. Nisa,139; Fatır,10). Demek ki, KUR'AN hangi şeye sirayet eder veya dokunursa; o şey şerefli, izzetli, faziletli, değerli ve kıymetli olmaktadır.
O zaman Kur’an’ı iyi tanımamız gerekir.
Bilinmelidir ki Kur’an; İnsanların dünya ve ahiret saadetini temin etmek için Yüce Allah tarafından Peygamber aracılığıyla insanlara gönderilen ilahi bir rehber, bir kılavuzdur. Buna uyan, dosdoğru yolu bulur ve ebediyen kurtulur.
600 sayfa, 114 sûre ve 6236 ayetten oluşan bu rehber Kitabın, biz insanlardan üç isteği vardır; Bu istekleri, "Allah'ın Adıyla OKU" emri içinde yer alan baş harflerin muhtevasıyla da formüle edebiliriz:
O-K-U, Yani;
1.Oku…
2.Kavra…
3.Uygula…
Ne yazık ki, Müslümanlar olarak bizler, neredeyse iki asırdır Kur’an’ı sadece namazlarda, hatimlerde, ölenlerin arkasından ve mübarek gün ve gecelerde okumayı âdet haline getirdik, onun dışında aklımıza getirmedik. Elimize aldığımızda da, sadece SEVAP kazanmak amacıyla okunan bir KİTAP haline dönüştürdük. Halbuki o, bir hayat kılavuzudur.
İstatistiklere göre, Ülkemizde “Müslümanım” diyenlerin yarısı, Kur’an’ı orijinal harfleriyle okuyamıyor. Hâlbuki, ilk görevimiz; Kur’an’ı öncelikle OKUMAK olmalıydı. Zaten, namaz gibi ibadetleri yerine getirmek için orijinal harflerle Kur'an'ı öğrenip okumamız gerekmiyor muydu? Kıraatsız namaz olur mu?
İkinci görevimiz, Kur’an’ı ANLAMAK ve KAVRAMAKTIR. Bu görevimiz, nedense okumaktan da fazla ihmale uğramış durumdadır. Kur'an'ın içeriğini anlamak ve kavramak için, elbette meal ve tefsirleri okumak lazımdır. Dünyada metni en çok okunan Kitap olduğu söylenen Kur'an'ın, ters orantılı olarak anlamının en az bilinen bir kitap olması, gerçekten çok acı ve düşündürücü değil mi?
Kur’an’a karşı üçüncü ve esas görevimiz ise; onu UYGULAMAK ve hayata geçirmek yani YAŞAMAKTIR. Yaşanmayan, uygulanmayan bir şey; adeta bir süs eşyası, bir aksesuar olmaktan öteye geçmez.
Hükümleri hayatta tatbik edilmeyen bir kitap, meşin kaplı yaldızlı ciltlerle bezenmiş de olsa, sadece kitaplıkların boş raflarını doldurmaktan ibaret kalır.
Böyle garip kalan bir Kur'an'ın indirildiği gece olan KADİR gecesinde bu gerçeklerle yüzleşip Kur'an'la barışmamız ve ona gereken değeri vermemiz gerekiyor. Bu değer ise; onu orijinalinden OKUMAK, anlamını KAVRAMAK ve hayatımızda YAŞMAKTIR.
(Devam edecek)