Modern Çağın Tehlikesi: İçi Boşaltılmış Din Anlayışı ve Silikleşen Helal-Haram Sınırları

Modern Çağın Tehlikesi: İçi Boşaltılmış Din Anlayışı ve Silikleşen Helal-Haram Sınırları

Günümüzde İslam’ın özüyle bağdaşmayan, Kur’an ve Sünnet ölçülerinden uzaklaşmış yeni bir "din anlayışı" toplumda hızla yayılıyor.

Günümüzde İslam’ın özüyle bağdaşmayan, Kur’an ve Sünnet ölçülerinden uzaklaşmış yeni bir "din anlayışı" toplumda hızla yayılıyor. Mahremiyetin ihlal edildiği, dini sembollerin araçsallaştırıldığı ve helal-haram çizgisinin giderek bulanıklaştığı bu süreçte, İslam’ın bütüncül yapısı vicdanlara hapsedilme tehlikesiyle karşı karşıya.

Son yıllarda toplumsal hayatta gözlemlenen ve sınırları belirsizleşen yeni bir dindarlık profili, İslam alimleri ve sosyologlar tarafından endişeyle takip ediliyor. Kur’ân-ı Kerîm’in emirleri ve Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünneti ile uyuşmayan bu yeni anlayış; ölçüsüzlüğü ve keyfiliği beraberinde getiriyor.

Mahremiyet Sınırları ve "Vitrin" Dindarlığı

Din adına sergilenen ancak dinin ruhunu yansıtmayan davranışlar, sosyal medyanın da etkisiyle görünürlüğünü artırdı. Özellikle kadın ve erkek arasındaki mahremiyet sınırlarını aşan gösteriler ve "yükselen kadın profili" söylemi altında fıtratla çatışan tutumlar, İslam’ın öngördüğü haya ve edep ölçülerini zorluyor.

Daha vahim olan tablo ise; suçlarını, hatalarını veya ticari emellerini gizlemek için dini sembolleri bir "kamuflaj" olarak kullananların sayısındaki artış. Bu durum, toplumun dine olan güvenini zedelerken, samimi dindarları da töhmet altında bırakıyor.

Haramlar "İstisna" Olmaktan Çıkıp "Olağan"laşıyor

Gelinen noktada en büyük tehlike, bu yozlaşmanın artık bir istisna olarak görülmeyip kanıksanmasıdır. Toplumsal hafızada net olan helal ve haram kavramları, modern yaşamın dayatmalarıyla giderek silikleşiyor. Dün "yanlış" olarak kabul edilen davranışlar, bugün "zamanın gereği" denilerek meşrulaştırılıyor.

Tarihsel Tecrübe: Selçuklu ve Osmanlı Örneği

Tarihsel sürece bakıldığında, İslam medeniyetlerinin başarısının sırrı daha net anlaşılmaktadır. Selçuklu ve Osmanlı medeniyetleri, yükselişlerini İslam’ı sadece bireysel bir ibadet alanına hapsetmemelerine borçludur.

Bu medeniyetler; dini, cami duvarları arasına sıkıştırmamış; muamelat (toplumsal ilişkiler) ve ukûbat (hukuk ve yaptırım) alanlarını da kapsayan bütüncül bir sistem olarak uygulamıştır. Adalet, ticaret ahlakı ve komşuluk ilişkileri, ibadetler kadar dinin merkezinde yer almıştır.

Bugün ise dinin büyük ölçüde sadece namaz, oruç gibi bireysel ibadetlere indirgendiği bir tablo ile karşı karşıyayız. Vaazlarda ve hutbelerde; adalet, kul hakkı, liyakat ve toplumsal sorumluluk gibi konuların yeterince işlenmemesi, İslam’ın hayatı düzenleyen bir nizam olmaktan çıkıp, sadece vicdanlara hapsedilen bir inanç sistemine dönüşmesine yol açmaktadır.

"Zamana Göre Eğilip Bükülen Bir Din Yoktur"

İslam’ı daraltan, içini boşaltan ve helal-haram çizgisini belirsizleştiren bu yol, çıkmaz bir sokaktır. Bu modern anlayış, insanı sorumluluktan kurtarmadığı gibi aksine omuzlarına ağır bir vebal yükler.

Unutulmamalıdır ki kurtuluş; popüler kültürün ürettiği söylemlerde değil, tutarlı ve samimi bir dindarlıktadır. Çünkü İslam, zamana göre şekil değiştiren, eğilip bükülen bir inanç sistemi değildir; aksine zamanı ve hayatı inşa eden bir dindir.

Abdullah Durmuş BAYSAL

HABERE YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.