Podyumdaki Ayin: Modanın Karanlık Yüzü ve Yüzde Bir’in Bildirisi

Paris’in ışıltılı podyumları ve "zarafet" ambalajıyla sunulan o büyüleyici dünya, dışarıdan bakıldığında yalnızca tekstil ürünlerinin sergilendiği bir estetik alanı gibi duruyor. Çünkü bize yıllardır aynı fısıltı öğretildi: Moda sorgulanmaz. Güzel olanı da çirkin olanı da o belirler; ne giyeceğimizi, nasıl görüneceğimizi dikte eder ve bu tahakküme "özgürlük" adı verilir.

Oysa insanı köleleştirmenin en gelişmiş biçimi, ona zincir takmak değil; zinciri kendi seçtiğine inandırmaktır.

Bugün Paris, Milan, Berlin ya da New York podyumları, tekstil ticaretinin ötesinde küresel elitlerin güç beyannamelerinin sahnelendiği seküler mabetlere dönüşmüştür. Moda; giyimin ötesinde zihinlerdeki eşikleri aşmayı hedefleyen, kendine mürit devşiren alternatif bir dindir.

İnsan yüzleri protezlerle tuhaflaştırılıyor, BDSM estetiği moda malzemesine dönüştürülüyor, dolar banknotlarıyla gözler kapatılıp ağızlara dev inciler yerleştiriliyor. İnsan bedeni yeniden tasarlanıyor ve bu operasyon bize tek bir ambalajla sunuluyor: "Bu sanattır."

Bu yapının kodlarını okumak için isimlerden başlamak gerekir: Matières Fécales. Türkçe karşılığıyla "Dışkı Maddesi". Bu seçim bir tesadüf değildir; insan tabiatının en alt, en hayvani katmanlarını kutsayarak bunları "yeni normal" hâline getirme hamlesidir.

Moda dünyası derine indiğinizde, katı ve ezoterik bir tarikat disipliniyle yönetilir. Piramidin tepesinde, sektörün okült pusulası sayılan bir "eşik bekçisi" durur: Michèle Lamy.

Simsiyah boyanmış parmakları ve antik ritüel figürleriyle Lamy, podyumların "baş rahibesi" rolündedir. Lamy’nin, "Spirit Cooking" (Ruh Pişirme) gibi skandallarla anılan Marina Abramović ile olan bağı, bu yapının sınırlarının modayı çoktan aştığını kanıtlar. Bu isimlerin yan yana geldiği her kare, nelerin meşrulaştırılacağına karar verilen birer "konsey" toplantısıdır.

Paris’te sahnelenen "The One Percent" (Yüzde Bir) defilesi de bu kurgunun üç perdeli toplumsal mühendislik projesidir:

1- Paranın Körlüğü ve Altın Kelepçeler: Modeller BDSM aksesuarları ve gözlerindeki dolar banknotlarıyla sunulur. Ağızlardaki dev inci tıkaçlar mesajı netleştirir: "Seni zenginlikle doyururuz ama sistemin sırlarını ifşa etmemen için dilini mühürleriz."

2- Transhümanizm ve Şeytanın Boynuzları: Protezler modelleri "reptilyan" varlıklara dönüştürür. Siyah tören bornozları ve boynuz formundaki saçlar; Allah'ın yarattığı o en güzel suretten (âhsen-i takvîm) koparılmış, cinsiyetsizleştirilmiş ve ruhu alınmış "yeni insanı" temsil eder.

3- Karanlığın Kutsanması: Finalde bizzat Michèle Lamy podyuma çıkar. Bu bir kutsama törenidir. Hiyerarşinin en tepesindeki kadının gösteriyi mühürlemesi, olayın bir sistem eleştirisi değil, Ordo Ab Chao (Kaostan Düzen) ilkesinin şatafatlı bir gövde gösterisi olduğunu haykırır.

Akım değil, seküler bir din.

Moda basit bir trend değil, doğrudan din ile çatışan seküler bir yapıdır:

Mâbedler ve Sunağı: Işıklandırılmış podyumlar.

Ayinler: Küresel elitlerin toplandığı Moda Haftaları.

Rahipler: Tasarımcılar, dergi editörleri ve Michèle Lamy gibi figürler.

Kutsal Buyruklar: Her sezon neyin "güzel" veya "çirkin" olduğunu belirleyen dogmatik trendler.

İnsan fıtratını iyi bilen bu mekanizma, zaaflardan yararlanarak bireyi önce bağımlı yapmakta, ardından kitle psikolojisi içinde muhakeme kabiliyetini yok etmektedir. Gustave Le Bon’un belirttiği gibi, kitleye bağımlı hâle gelen kişi sorgulama yetisini kaybeder. Bugün birine "Neden böyle giyiniyorsun?" diye sorulduğunda alınan "Çünkü moda!" cevabı, bu dogmatik kabulün ifadesidir.

Neden geçen yıl güzel olan bugün çirkin? Neden dün yeterli olan beden bugün yetersiz?

Çünkü moda yalnız giysi satmaz; yetersizlik satar.

"Olduğun hâlin yeterli değil."

Modern tüketim sisteminin sloganı budur. Daha güzel ol, daha genç görün, daha şık giyin, daha görünür ol... Çünkü görünmüyorsan yaşamıyorsun.

Eski kölelikte kaba kuvvet vardı; köleye "Bunu yapacaksın" denirdi. Erich Fromm’un "robotlaşma" dediği modern kölelikte ise ikna ve gönüllülük esastır. İnsana ne yapacağı emredilmez; önce neyi istemesi gerektiği öğretilir. Sonra da o isteklerin peşinden koşması "özgürlük" olarak adlandırılır.

Barbie bebeklerle çizilen "ideal kadın" imajından kozmetiğe, estetikten diyet sanayisine kadar devasa bir çark ile insanı tekdüzeleştiriyorlar. (yönetmek daha kolay olacaktır)

Bugün en büyük iktidar, size ne yapacağınızı söyleyen değil; ne isteyeceğinizi belirleyendir. Bizi yönlendirmek için bağırmalarına gerek yok; neye baktığımızı, neyi aradığımızı, neyi tıkladığımızı biliyorlar. Biz zaten kendimizi anlatıyoruz; bizi okumayı öğrendiler.

Batılı bir uzmanın Afganistan fiyaskosu sonrası söylediği şu sözler çarkın nerede işlediğini özetler:

"Afgan halkı TV izlemiyor, Hollywood filmlerine bakmıyor, sosyal medya zehrini yutmadı... Dolayısıyla yıllardır propagandayı biz kendimize yaptık."

Amaç, kitleleri kendi çizdikleri sığ sularda tutmaktır. Çünkü kitleler okyanusa açılıp hakikati gördüğünde, bu küresel sömürü düzeni batacaktır.

Unutulmamalıdır ki: Bu yapının en büyük hilesi, varlığına inanılmaması değil; kendini küresel bir "trend" olarak pazarlamayı başarmasıdır.

Bazen bir reklam olarak gelir, bazen bir özgürlük sloganı, bazen de podyum ışıkları altında kulağınıza fısıldar:

"Beni takip et. Bu senin kendi seçimin."

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.