Avrupa Donarken Biz Yanıyor muyuz? Enerjide Medya İllüzyonu ve Krizleri Fırsata Çevirme Reçetesi
1. Avrupa Donuyor Masalı, Biz İse Yanıyoruz: Enerjide Acı Gerçekler
2. Hürmüz'den Gelen Enflasyon: Fosil Prangasını Çatılarımızda Nasıl Kırarız?
3. Yastık Altındaki Milli Servet: Enerji Enflasyonunu RES ve GES'lerle Yenebiliriz!
4. Enerjide Acil Seferberlik: Krizleri Fırsata Çevirecek " Yenilenebilirle Tam Bağımsızlık" Yasası
5. Doğalgaz Tuzağı ve Medya İllüzyonu: Enerji Krizinin Gerçek Faturasını Çoğumuz Göremiyor!
6. Geciken Dönüşümün Ağır Faturası: Enerji Krizinden Kurtuluş Reçetesi Zor Değil!
7. Çin, AB, ABD 2022’de ki Krizde Nasıl başardı?
Küresel enerji haritası, jeopolitik fay hatlarının kırılmasıyla yeniden çiziliyor. Birleşmiş Milletler ve Ember gibi kuruluşların son değerlendirmeleri çok net bir gerçeği yüzümüze vuruyor: Fosil yakıtlara ve dolayısıyla dışa bağımlı enerji sistemleri, ülkelerin yumuşak karnıdır. Orta Doğu'daki çatışmalar ve özellikle Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarındaki riskler, enerji dönüşümünün artık sadece bir iklim meselesi değil, en acil ulusal güvenlik ve ekonomik beka meselesi olduğunu kanıtlıyor.
Tersine Dönen Tablo ve Medya İllüzyonu:
AB ve dünya bankası verilerine göre, AB final enerji içindeki yenilenebilir oranını %25'e çıkarırken, biz %24'lerden %12ye düşürdük. Enerjimizdeki fosilin %90 civarı ithal AB'de bu oran %70 civarı. Yani bizde etkilenmenin daha yüksek olacağı kesin gibi. Ayrıca Ember ve Our World in Data verilerine dayanan tarihsel projeksiyon çok önemli bir ironiyi barındırıyor:
Yani, 1988 yılında Türkiye'nin elektrik üretimindeki fosil yakıt (kömür, petrol, gaz) payı %39,6 ile Avrupa Birliği ortalamasının (%51,5) oldukça altındaydı. Ancak geçen 35 yılda Avrupa Birliği, elektrik şebekesini karbonsuzlaştırıp fosil yakıtların payını bugün %30'ların altına indirmeyi başardı. Biz ise ithal kömür ve doğalgaz santrallerine dayalı bir büyüme modeli seçerek bu oranı %55-60 bandında kemikleştirdik. K
Ekranlarda boy gösteren bazı isimler ve enerji alanında yazıp çizenler, genellikle AB'deki enerji krizinin etkilerini abartarak ülkemizdeki yapısal sorunları örtmeye, küçümsemeye veya görmezden gelmeye çalışıyorlar. Ancak sahadaki veriler tam tersini söylüyor. 2022'de patlak veren küresel enerji krizinde Türkiye'de enerji enflasyonu %200-300'leri bulurken, krizin merkez üssü olarak gösterilen AB'de bu oran sadece %30 seviyelerindeydi.
Bugün AB'de genel enflasyon ve politika faizleri %2-3 bandına oturmuşken, Türkiye'de %35-%50 bandında seyreden ağır bir enflasyon ve faiz sarmalı yaşanıyor. Avrupa'nın enerji arzında yaşadığı sorunlar, bizim maruz kaldığımız yapısal şokların yanında çok daha yönetilebilir kalıyor. Olası bir İran krizinin uzaması durumunda, dışa bağımlı ekonomimizin AB'ye kıyasla en az 3-5 kat daha şiddetli etkileneceği açıktır.
Doğalgaz Tuzağı ve Geciken Dönüşümün Faturası Elektrik piyasalarındaki liyakat sırası (merit-order) mekanizması nedeniyle, şebekedeki gazın payı azalsa bile, en pahalı kaynak o olduğu için elektrik fiyatını çok büyük oranda doğalgaz belirliyor. İthal kömür ve ithal doğalgaz fiyatlarındaki küresel sıçramalar, tüm piyasa takas fiyatını yukarı çekmektedir.
Dışarıda esen her kriz rüzgarı; sanayicinin üretim maliyetini katlıyor, vatandaşın cebine yapışkan bir enflasyon olarak yansıyor ve Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in altını çizdiği "Küresel ekonomi için ciddi bir enflasyon riski var" uyarısının merkezini oluşturuyor.
Eğer geçmiş yıllarda elektrikli araçlara, ısı pompalarına ve yenilenebilir kaynaklara geçişi Avrupa Birliği ve Çin'deki gibi hızla yapabilseydik, bugünkü küresel krizin dalga boyu bizim için çok daha sönük kalacaktı. Ulaşımda petrole, konut ve sanayide doğalgaza olan kemikleşmiş bağımlılığımız nedeniyle krizler doğrudan döviz kurunu vuruyor. Ulaşımı elektrikli araçlarla, ısınmayı ise yüksek verimli ısı pompalarıyla yerli şebekeye çok daha erken entegre etmiş olsaydık, Orta Doğu'daki bir çatışma ihtimali ekonomimiz üzerinde bugünkü kadar yıkıcı bir etki yaratamazdı.
Krizi Fırsata Çevirenler:
REPowerEU ve IRA Vizyonu Kriz anları aynı zamanda en büyük yapısal reformların tetikleyicisidir. Avrupa Birliği, 2022 krizini bir çöküş değil, devasa bir uyanış fırsatı olarak gördü. Rus gazına bağımlılıktan kurtulmak için devreye aldığı "REPowerEU" planı ile yenilenebilir enerji kurulum izin süreçlerini aylar seviyesine indirerek bürokrasiyi paramparça etti ve dönüşümü hızlandırdı. Çin de benzer düzenlemeler yaptı, AB ve ABD'den daha hızlı ilerliyor!
Benzer şekilde ABD, enflasyonla mücadelenin yolunun enerjide bağımsızlık ve ucuz maliyetten geçtiğini görerek "Enflasyonu Düşürme Yasası" (IRA) adını verdiği tarihi paketi onayladı. Bu yasa, özünde Amerikan tarihinin en agresif temiz enerji ve elektrifikasyon teşvik programıdır. Yada Çin benzeri düzenlemeler yapmamız elzemdir. Türkiye'nin de tam bu noktada kaybedecek tek bir günü dahi yoktur.
AB'nin REPowerEU veya ABD'nin IRA planlarına benzer, yatırımcının ve vatandaşın önündeki engelleri kaldıran, şebeke esnekliğini ve depolamayı önceleyen acil bir "Yenilenebilir Enerji Seferberliği ve İzin Süreçlerini Hızlandırma Yasası"nı derhal hayata geçirmemiz şarttır.
Çözüm: Finansmanı Tabana Yaymak ve "Yastık Altı" Gücü Devreye Sokmak Yüksek enerji ithalatı ile ekonomisine en çok zarar veren ülkelerden biri olarak, temiz enerji dönüşümünü sadece büyük şirketlerin kuracağı devasa santrallerle başaramayız; enerjiyi tabana yaymak zorundayız. Şehirlerimizdeki atıl çatı alanlarını devasa birer güneş santraline (Çatı GES) dönüştürmeliyiz.
Bu dönüşümün finansmanı için uzaklarda kaynak aramaya gerek yok. Toplumda ciddi bir potansiyel barındıran yastık altı tasarrufların; enerji kooperatifleri, devlet destekli yeşil tahviller veya kitle fonlaması mekanizmalarıyla doğrudan çatı GES ve yerel depolama yatırımlarına yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Bu model sayesinde yastık altındaki atıl milli servet doğrudan reel ekonomiye kazandırılır, vatandaş kendi elektriğini üreterek küresel fiyat şoklarından korunur ve yurt dışına akan döviz ülkede kalarak cari açığı dizginler.
Krizleri dışarıda bırakıp, fırsatları içeri almanın zamanı gelmiştir. Güneşimize ve rüzgarımıza yapacağımız her yatırım; düşen enflasyon, dışsal şoklara karşı direnç ve tam bağımsız bir ekonomi demektir.