1. Yenilenebilirde Çok İyi İlerleyen İspanya "Don Kişot" Gibi Yalnız Kalmamalı: İspanya örneğindeki gibi, savaşların getirdiği yıkıma, göçe ve hayat pahalılığına cesaretle itiraz edilmeli.
2. Savaşların Gizli Faturası: Küresel krizler, yoksullaşan kitlelerin sırtından ABD, İsrail vb. hegemonik güçlere devasa bir servet transferi yapıyor.
3. Fosil Yakıt Tuzağı: Fırlayan petrol fiyatları, ABD ve çok uluslu enerji şirketleri için doğrudan rekor kâra dönüşüyor.
4. Enerjideki yüksek dışa bağımlılık, ülkemize kronik enflasyon ve büyüyen bütçe açığı olarak yansıyor.
5. Dışarıdaki her çatışma, içeride üretim maliyetlerini artırarak rekabet gücümüzü ve refahımızı vuruyor.
6. Yeni çatışma senaryolarına karşı, başkalarının savaşını finanse etmeyi reddeden öncü bir irade kurulmalı.
7. Sömürü çarkını kırmanın tek yolu; şebekemizi ithal yakıtlarla değil, yerli yenilenebilir kaynaklar ve tam elektrifikasyonla besleyen teknik devrimi tamamlamaktır.
Küresel krizler ve bölgesel çatışmalar, yüzeyde siyasi veya ideolojik birer mesele gibi görünse de, derinlerde devasa bir servet transferi mekanizması olarak çalışır. Bugün Orta Doğu'da veya dünyanın farklı kriz noktalarında tırmanan gerilimler, askeri-endüstriyel komplekslerin ve enerji devlerinin kasalarını doldururken; faturayı, başta Türkiye olmak üzere enerjiye bağımlı gelişmekte olan ülkelerin vatandaşları ödemektedir. Kısacası, küresel hegemonya mücadelesinin ve savaşların maliyeti, bizim cebimizden ve dünya ekonomisinin sırtından finanse edilmektedir.
Fosil Yakıt Tuzağı ve Küresel Servet Transferi:
Dünyanın en büyük petrol üreticilerinden ve net ihracatçılarından biri konumuna gelen ABD, enerji arz güvenliğini sağladığı gibi, krizleri birer ekonomik fırsata çevirme kapasitesine ulaşmıştır. Bir hafta içinde petrol fiyatlarında yaşanan %20'lik bir artış, enerji piyasalarında risk priminin fırlaması anlamına gelir. Bu "artı fark", doğrudan ABD'li ve çok uluslu enerji şirketlerinin bilançolarına rekor kârlar olarak yansır.
Eş zamanlı olarak, savaş çanlarının çalması savunma sanayii devlerinin hisselerini zirveye taşır. Artan silah satışları ve güvenli liman arayışıyla değer kazanan Amerikan Doları, bu çarkın sorunsuz dönmesini sağlar. Hegemonik güçler, yarattıkları veya dahil oldukları krizlerin faturasını kendi halklarına değil, küresel enflasyon ve pahalı dolar aracılığıyla dünyanın geri kalanına ihraç ederler.
Türkiye'nin Omuzlarındaki Ağır Yük:
Tükettiği petrolün %90 civarını ithal eden Türkiye için bu denklemin sonuçları yıkıcıdır. Küresel piyasalarda artan her bir sent, Türkiye'de hem doğrudan hem de dolaylı enflasyon olarak karşılık bulur. Zararın bir kısmı, pompa fiyatlarına anında yansıtılarak vatandaşın alım gücünü eritir. Geri kalan kısım ise, fiyatların kontrolden çıkmasını engellemek amacıyla devletin vergi gelirlerinden feragat etmesi veya sübvansiyonlar yoluyla bütçe açığı olarak sisteme geri döner.
Enerji maliyetlerindeki bu dışa bağımlılık, iç piyasada elektriğin kilovatsaat bedelini yönetilebilir seviyelerde tutabilmek adına ekonomiyi ciddi bir baskı altına alır. Fosil yakıtlara endeksli bu sistemde, dışarıda patlayan her bomba, içeride üretim maliyetlerini artırır, sanayinin rekabet gücünü zayıflatır ve halkın refahından çalar.
Avrupa'dan Yükselen İtiraz: İspanya Örneği ve "Don Kişot" Duruşu:
Bu acımasız çarka karşı sessiz kalmak, faturayı kabullenmek anlamına gelir. İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in, ana akım Batı politikasından ayrılarak gösterdiği "Don Kişot" misali duruş, tam da bu noktada tarihi bir önem taşıyor. Sanchez, 2003 yılında kitle imha silahları yalanıyla Irak'a yapılan müdahalenin dünyaya barış değil; daha fazla terörizm, kitlesel göç dalgaları ve ağır bir hayat pahalılığı getirdiğini cesaretle dile getirmiştir.
Bugün İran üzerinden planlanan yeni çatışma senaryoları, milyonlarca insanın hayatıyla "Rus ruleti" oynamaktır. Türkiye'nin de bu konuda İspanya benzeri, hatta ondan daha güçlü ve öncü bir diplomatik tepki vermesi elzemdir. Bölgesel yangınların ilk kıvılcımından doğrudan etkilenecek bir ülke olarak, "savaşın finansörü" olmayı reddeden rasyonel ve barışçıl bir eksen inşa edilmesine öncülük etmeliyiz.
Fosil yakıtlara dayalı bir ekonomi, her zaman küresel şoklara karşı kırılgan olacaktır. Gerçek bağımsızlık, yüksek gerilim hatlarından fabrikalara kadar uzanan şebekenin, ithal edilen petrol ve doğalgazla değil; rüzgar, güneş, jeotermal ve Su gibi yenilenebilir kaynaklarla beslenmesinden geçer.
Dünya kaynaklarının savaş baronlarına aktığı bu düzende, hem diplomatik masada kendi cesaretimizi göstermeli hem de sahada enerji bağımsızlığımızı teknik bir devrimle inşa etmeliyiz.
Sonuç olarak; bugün küresel savaş politikalarına "Don Kişot" cesaretiyle itiraz eden İspanya, enerjide de kuru kuru bir söylemle kalmıyor, aynı zamanda yenilenebilir enerji kapasitesini muazzam bir hızla artırarak bu alanda Avrupa'nın en iyileri arasına girmiştir. Ülkemizde ise bu yapısal dönüşüm maalesef çok yavaş ilerlemekte; devreye alınan yeni temiz enerji kapasitesi, artan toplam enerji talebini dahi karşılamakta yetersiz kalmaktadır.
Enerjideki bu yüksek dışa bağımlılığımız sebebiyle, bölgemizde patlak veren her yeni bir savaşın ve artan petrol fiyatlarının ekonomik yıkımı ülkemizi İspanya'dan çok daha derinden ve sert vuracaktır.
En büyük riski taşıyan ve en ağır bedeli ödeyecek ülkelerden biri de biz olduğumuza göre; diplomatik masada İspanya'dan çok daha net, sert ve öncü bir tepki ortaya koymak, sahada ise başkalarının savaşını finanse etmemek için yenilenebilir kaynaklara dayalı tam bağımsızlığımızı acilen inşa etmek zorundayız.