Başlığa bakıp hemen "Ahlaksız dindarlık mı olur?" demeyin. Teorik olarak tabii ki olmaz; çünkü dindar olmak, doğası gereği ahlaklı olmayı gerektirir. İslam dini, baştan sona bir ahlak manzumesidir. İbadetten temizliğe, konuşma adabına kadar hayatın her alanında ahlaklı olmayı emreder.
Ancak günümüz toplumsal gerçekliğine baktığımızda durumun hiç de böyle olmadığını görüyoruz. Maalesef toplumumuz, "ahlaksız dindarlar" ile çepeçevre kuşatılmış durumda. Eskiden bu tipler parmakla gösterilecek kadar azken, şimdi ne yazık ki ahlaklı insanlar parmakla gösterilir oldu.
Toplumsal Çürümüşlük: Ahlak Nerede?
Ahlaksızlık o kadar yaygınlaştı ki, insanlar haklı olarak "Eğer bunlar Müslümansa, biz bu Müslümanlardan değiliz" deme noktasına geldi. Yöneten yönetilene, müdür memura, evlat ebeveyne, esnaf müşteriye saygısını yitirdi. Daha da acısı, bu kişiler ahlaksızlığı adeta meslek edindiler.
İşin en vahim tarafı ise şudur: Toplum, bu insanları "namazlı niyazlı", "mümin" ve "dindar" olarak nitelendirmeye devam ediyor. Oysa Batı'da, farklı inançlara sahip (örneğin Katolik) insanların, adları "Hacı" olmadığı halde "ahlak-ı hasene" (güzel ahlak) özelliklerini yitirmediklerini görüyoruz. Bizde ise diliyle "Müslümanım" deyip kalbi ve davranışlarıyla ahlaksız olanlar, İslam'a en büyük zararı veriyor. Devleti soyup soğana çeviren birinin, "Ben Müslümanım" diyerek ahlaksızlığını İslam kılıfına uydurmaya çalışması kabul edilemez.
İslam'a Göre Ahlaksız Dindarlık "Yok Hükmündedir"
İslam’ın değer yargılarına baktığımızda net bir tabloyla karşılaşırız: Ahlak yoksa din eksiktir, işlevsizdir. Hatta tabiri caizse "keen lem yekûn"dür, yani yok gibidir. Çünkü İslam literatüründe ahlaksız bir Müslüman profili yoktur.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.); "Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim" buyurarak, ahlakın dinin ayrılmaz bir parçası, hatta özü olduğunu ilan etmiştir. Ahlaksız bir dindarlık, sadece kişinin kendisine değil, tüm topluma zarar veren bir tutarsızlıktır. Nasıl ki bir sarhoş etrafına zarar veriyorsa, ahlaksız bir dindar da güveni sarsar, toplum düzenini bozar.
İnancın Temeli: Güven ve Samimiyet
İslam dininin her ilkesinin bir ahlakı vardır. İnancın, amelin, ticaretin (muamelat), cezanın (ukubat), hatta ebeveyn ve evlat ilişkisinin bir ahlakı vardır. Kişi, "Ben ahlaksızım ama oruç tutuyorum" diyemez. Çünkü tutulan orucun da bir ahlakı olmalıdır. Ahlaksızlık; adaletsizliktir, vicdansızlıktır ve toplum için büyük bir fitne kaynağıdır.
Eğer toplum, bir kişinin şerrinden ve zararından emin değilse, o kişinin dindarlığı bir yana, inancı bile tartışmalı hale gelir. Böyle bir kişi tövbe edip davranışlarını düzeltmedikçe, İslam ile bağı zayıflar ve sonunda kaybettiği inancını "ahlak" zannetmeye başlar.
Komşusu Emin Olmayan Cennete Giremez
Bu hayati konuyu, Allah Resûlü'nün (a.s) şu sarsıcı Hadis-i Şerifi ile pekiştirelim:
"Komşusu, etrafı ve çevresi zararından emin olmayan kimse, Cennete giremez." (Müslim, İman, 73).
Müslüman; Allah'a teslim olandır. Mümin ise; herkesin kendisinden emin olduğu, güvenilir kimsedir. Bu hadis, sosyal düzenin temel taşıdır. Milletvekilinden hakimine, doktordan esnafına kadar herkesi kapsar.
Kimse kimseyi kandırmasın: Ahlaksızlık ile dindarlık bir arada bulunmaz. Bir adam ahlaklı olabilir ama Müslüman olmayabilir; fakat dindar görünüp ahlaksız olmak İslam'ın reddettiği bir durumdur. Unutulmamalıdır ki Mekkeli müşrikler de kendi batıl dinlerine sıkı sıkıya bağlıydılar ama ahlakta sınır tanımazlardı. İslam, işte bu çarpıklığı gidermek, ahlakı inancın merkezine koymak için gelmiştir.