AKRABA İLİŞKİSİ

Mehmed Sıddık ALADAĞ

Said bin Zeyd (RA) Resulullah (s.a.v) şöyle buyurduğun işittim:
Haksız yere müslümanın itibar ve haysiyetiyle oynamak büyük günahlardandır.

Şöphesiz Rahim (yakınlık ilişkisi kurmak) Allahın isimlerinden Rahmanın bir parçasıdır. Yakınlığı ve ilişkisi bırakan kimseye Allah cenneti haram kılar. (Tergib ve tergib cild 5.sayfa 154).

Bir Müslüman hiç kimsenin itibar ve haysiyetiyle oynaması yakıştırmaz ve dolayısıyle müslümanlar Allahın vahyettiği kur anla ahlak ve terbiye almış sabırla metanetle her türlü yaratık ne olursa olsun Allahın birer ayeti olduğunu bilirler.

Müslüman ne olursa olsun yakınlarıyla ve ister uzakta olan yakınlarıyla irtibatlı olmasından çekinmemelidir. Ancak yakınları Allah'tan uzak ve Kur'an şariatını dinlemediği veya yakınlık olanlar toplumu günah işlediği suçlar bulunduğu zaman uzaklaşmak ve irtibat kesmek varz olur.

Öyle bir zaman gelmiştir ki, akraba, aile ve yabancılar toplumunda, utancından insan içine çıkmaması gereken kişilerin temize çıktığı kara, kapkara bir dönemden geçiyoruz. Söylersen kabahat sayılır. Söylemesen günah işlersin.

Öyle bir zaman gelmiştir ki; Herkes herkesten kaçar ve günaha ortak olmayayım diye sakınır. Hele akraba ve aileler içinde bakıyorum ki, saçı başı kapalı ve çarşafı bacılarımın yanında hoca ve hacı kardeşlerimin yanında Göbeği açık,başı açık, pantolon giyme ve dar elbiseleriyle kızları görünce, özülüyorum.

Ey Toplum: ölülerin üç kat kefene sarıldığı bir dinde, dirilerin çıplak gezmesi akıl almaz. Hanı cenazemi gece gömün namahremim görmesin diyen Hz Fatıma annemizin iffetinden bütün kadınlara ve kızlarımıza örnek olmaz mı?

Bu nedenle böyle akraba ve aileye nasıl yaklaşacağını dikat etmek mümine yakışır. Ya uyar ! Gücün yetmese, kalb ile buğz et, bunada gücün yetmezse uzaklaş. Bu dönem kafa karışım bir dönemdir. İyisi kötüsü karışmış ve birbirlerini uyarmaz hale gelmiştir. Bir toplumda tek bir günah sebebiyle bütün toplum azaba tucar olacağını unutmamalıyız.

Resul-i Ekrem (s.a.v) yakınlık ilişkisi ile ilgili başka bir hadiste şöyle buyurmuştur:Üç şey kimde bulunursa Allah onun hesabını kolaylaştırır. Ve rahmetiyle onu cennete koyar.

Bunu işitenler şöyle dedi; ya Resulullah annamız babamız sana feda olsun onlar nedir. Sorulunca? Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle cevap verdi, size yardımın esirgeyene yardım etmeniz.

Sizinle ilişkisini kesen, siz O'na ilişki kurunuz. Ve size zulmedeni bağışlamanızdır. İşte bunları yaparsanız Allah sizi cennete koyar buyurur. (Tergib ve tergib cild 5.sayfa 157)

İslam dininde akrabaya ve yakınlara yaklaşmak (sıla-i rahim), adaletin ve iyiliğin temel emirlerinden biri olarak Nahl Suresi 90. ayette doğrudan emredilmiştir. Bu kavram, akrabalık bağlarını korumayı, gözetmeyi ve onlara maddi-manevi destek olmayı ifade eder.İlahi Emir: Allah Kur'an-ı Kerim'de adalet ve iyilikle birlikte akrabaya yardım etmeyi emreder.

Dolayısıyla Müslüman, dînî ve dünyevî hususlarda yakınlarına faydalı olmak ve hayırlı işlerde onlardan istifâde edebilmek için akrabâlık bağlarını devâm ettirmeli ve “sıla-i rahim” vazifesini hiçbir zaman ihmâl etmemelidir.

Cenâb-ı Hak şöyle buyurur:
Akrabâlık haklarına riâyetsizlikten sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (en-Nisâ, 1)

Anaya, babaya, akrabâya… iyi davranın…” (en-Nisâ, 36)

Cenâb-ı Hak, “rahim” diye adlandırılan akrabâlık bağına, Rahmân ism-i şerîfinden türeyen bir isim vermiş ve:

Ona riâyet edene Ben de iyilik ve ihsanda bulunurum. Onu koparanı da lutuf ve merhametimden mahrum bırakırım.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd, Zekât, 45/1694)

Demek ki akrabâlarla münâsebetler, Cenâb-ı Hakk’ın Rahmân sıfatının bir tecellîsi olarak merhamet ve şefkat temelleri üzerinde binâ edilmelidir. Şu hadîs-i şerîf bu hususta mühim bir ölçü tâlim etmektedir:

“Akrabâsının yaptığı iyiliğe aynıyla karşılık veren, onları koruyup gözetmiş sayılmaz. Akrabâyı koruyup gözeten kişi, kendisiyle alâkayı kestikleri zaman bile, onlara iyilik etmeye devâm edendir.” (Buhârî, Edeb, 15; Ebû Dâvûd, Zekât, 45; Tirmizî, Birr, 10)

Bir sahâbî, fazîletli amellerin ne olduğunu sorduğunda, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, kendisiyle alâkayı kesen akrabâlarıyla görüşmeye devâm etmenin, pek kıymetli davranışlardan biri olduğunu beyân etmiştir. (Ahmed, IV, 148, 158)

Diğer taraftan, sıla-i rahimde bulunmak, doğrudan îmanla alâkalı bir hâdisedir. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-:

“…Allâh’a ve âhiret gününe îmân eden kimse, akrabâsına iyilik etsin!..” buyurmuştur.(Buhârî, Edeb, 85; Müslim, Îmân, 74, 75)

Allah Teâlâ, sıla-i rahimde bulunan kullarını şöyle medhetmektedir:

“Onlar ki, Allâh’ın riâyet edilmesini emrettiği şeye riâyet ederler (sıla-i rahimde bulunurlar), Rablerinden korkarlar ve (bilhassa) hesâbın kötü olmasından endişe ederler.” (er-Ra’d, 21)

Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de, amcası Hazret-i Abbâs’ı medhederken:

“Bu Abbâs bin Abdülmuttalib, Kureyş’in en cömerdi ve akrabâlık bağlarına en çok riâyet edenidir.” buyurmuştur. (Ahmed, I, 185; Hâkim, III, 371)

Yine Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-, iyilikte bulunmada gözetilmesi gereken sırayı şöyle beyân etmiştir:

“Harcamaya kendinden başla. Artanı çoluk-çocuğuna sarf eyle. Âilenden bir şey artarsa, bunu da yakınlarına harca. Bunlardan arta kalanı da sağındaki solundaki komşulara ver!” (Bkz. Nesâî, Zekât 60, Büyû 84; Müslim, Zekât 41)

Akrabâya yapılan infak için, hem sadaka hem de akrabâyı koruyup gözetme sevâbı vardır. (Tirmizî, Zekât, 26)

ÖMRÜNÜN UZAMASINI İSTEYEN AKRABASINI ZİYARET ETSİN
Sıla-i rahimin birtakım zorlukları da olabilir. Lâkin ona va’dedilen mükâfat, daha fazla ve daha büyüktür. Fahr-i Kâinât Efendimiz, akrabâ ile ilgilenmenin mükâfatlarından bir kısmını şöyle haber vermiştir:

“Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabâsını kollayıp gözetsin!” (Buhârî, Edeb 12, Büyû` 13; Müslim, Birr 20, 21; Ebû Dâvûd, Zekât 45)

Bundan daha güzeli de, sıla-i rahimin insanı Allah Teâlâ’nın muhabbetine eriştirmesidir. Bir kudsî hadîste Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“…Akrabâ ve dostlarıyla irtibâtını kesmeyenlere ve Ben’im için ziyâretleşenlere Ben’im de muhabbetim hak olmuştur.” (Ahmed, V, 229)

Bunun aksine, akrabâlarıyla bağını keserek onlarla ilgilenmeyen kişiler için de pek çok ilâhî îkaz ve tehditler vârid olmuştur. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

“Onlar, Allâh’a söz verdikten sonra verdikleri sözü bozarlar, Allâh’ın gözetilmesini emrettiği kimselerle alâkayı keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar, lânete uğramışlardır; cehennem de onlar içindir.” (er-Ra’d, 25)

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Allah Teâlâ varlıkları yaratma işini tamamlayınca, akrabâlık bağı (rahim) ayağa kalkarak:

«–(Huzûrunda) bu duruş, akrabâlık bağını koparan kimseden Sana sığınanın duruşudur.» dedi. Allah Teâlâ:

«–Pekâlâ, seni koruyup gözeteni gözetmeme, seninle alâkasını kesenden rahmetimi kesmeme râzı değil misin?» diye sordu. Akrabâlık bağı:

«–Evet, râzıyım.» dedi. Bunun üzerine Allah Teâlâ:

«–Sana bu hak verilmiştir.» buyurdu.”

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bunları anlattıktan sonra:

“–İsterseniz (bunu tasdik eden) şu âyeti okuyunuz!” buyurdu:

“Ey münâfıklar! Siz iş başına geçecek olursanız, yeryüzünde fesat çıkarır, akrabâlarla alâkanızı kesersiniz, değil mi? İşte Allâh’ın lânete uğrattığı, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır.” (Muhammed, 22-23) (Buhârî, Tefsîru Sûre 47, Edeb 13, Tevhîd 35; Müslim, Birr 16)

Yine bu mevzûda Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:

“Âhirette cezâsını ayrıca vermekle beraber, dünyada Allah Teâlâ’nın çabucak cezâlandırmasını en fazla hak eden günahlar, zulmetmek ve akrabâyı ihmâl etmektir.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 43; Tirmizî, Kıyâme, 57; İbn-i Mâce, Zühd, 23)

“Her cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allâh’a arz olunur. Fakat akrabâsıyla alâkasını kesen kimsenin amelleri kabul edilmez.”(Ahmed, II, 484)

“Yeryüzünde bir müslüman, Allah’tan bir şey dilerse, günah bir şeyi istemediği veya akrabâsı ile alâkasını kesmeyi arzu etmediği müddetçe Allah onun dileğini mutlaka yerine getirir veya ona vereceği şey kadar bir kötülüğü kendisinden uzaklaştırır.” (Tirmizî, Deavât, 115/3573; Ahmed, III, 18)

“Akrabâsıyla ilgisini kesen kimse cennete giremez.” (Buhârî, Edeb, 11; Müslim, Birr, 18, 19)

Bu âyet ve hadisler, sıla-i rahimin ehemmiyetini ortaya koymaktadır. Hattâ bu husus o kadar mühimdir ki, akrabâlar müslüman olmasalar bile, onlarla aramızda belli bir hukuk mevcuttur. Nitekim âyet-i kerîmede müslüman olmayan anne-babaya dahî iyilik yapılması ve dünyada onlarla iyi geçinilmesi emredilmektedir.[lokman 15]

Akrabalık ilişkileri, hem dinî hem de toplumsal açıdan büyük değer taşır. İslam ahlakında akrabalık bağlarını korumak ve onlara iyi davranmak, imanın bir parçası olarak görülür. Bu konuda hem Kuran-ı Kerim’de hem hadislerde pek çok emir ve tavsiye vardır.

Allah yoluna çağıran, makbul ve güzel işler işleyen ve ‘Ben Müslümanlardanım.’ diyen kimseden daha güzel söz söyleyen kim olabilir? İyilikle kötülük bir olmaz. O hâlde sen kötülüğü en güzel tarzda uzaklaştırmaya bak.

Bir de bakarsın ki seninle kendisi arasında düşmanlık olan kişi candan, sıcak bir dost oluvermiş! Ama kötülüğe karşı iyilik hasleti, ancak sabredenlerin kârıdır, faziletten yana nasibi bol olanların kârıdır.(Fussilet, 41/33-35.)

Dayı ve Amcaya Anne ve Baba Gibi Davranılmalıdır
Onlara baba gibi saygı gösterilmeli, özellikle yaşlı olanları korunmak dini ve vicdani görevimizdir. Çünkü "...Amca ve hala, baba hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir."(Buharî, Sulh, 6; Tirmizî, Birr,; Ebû Dâvud, Talak, 35; Heysemi, Mecmeu’z-Zevâid, 9/269; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, 2/207.)

Teyze ve Hala Aynı Şekilde Saygı Görmelidir
Teyze, anneden sonra en fazla hakka sahip olan kadındır. Hala da babanın bir parçası gibidir; dolayısıyla babasını ve annesini seven kişi hala ve teyzelerine de saygı göstermelidir.

Aynı şeyler dedeler ve nineler için de geçerlidir: Onlara saygı göstermek, ziyaret edip, hayır dualarını almak ve ihtiyaçlarını karşılamak her Müslümanın görevidir.

Akrabalarıyla ilişkiyi kesen cennete giremez." (Buhârî, Edeb, 11 )

Bunun manası, "Cezasını çekmeden veya affedilmeden cennete giremez." demektir.

Burada sıla-i rahmi kesmenin cehennem fiili olduğu, Cennetlik bir fiil olmadığı ifade edilmiştir. Ayrıca kişi tövbe etmedikçe ve sılayırahimde bulunmadıkça, bundan dolayı hesaba çekileceğine de işaret etmektedir.

İslam'ın çokça ehemmiyet verdiği hususlardan biri de sılayırahimdir. Yani akrabalar, yakınlar arasındaki münâsebet... Bunun iyi olması, karşılıklı sevgi, saygı ve yardımlaşma esasına dayanması gerekmektedir.

Rahm, kelime olarak rahmetten gelir; rahmet, "acımak", "şefkat duymak" manalarını taşır. Türkçemizde sılayırahim tabiri içerisinde rahm şeklinde kullanılan bu kelime, Arapça aslında rahim şeklinde kullanılır. Akrabalık, hısımlık, yakınlık, kuvvet, karâbet gibi farklı kelimelerle dile getirilen beşeri yakınlığı ifâde eder.

Sıla, ulaşmak, kavuşmak manasına gelen vüsûl kökünden masdardır. Öyleyse sılayırahim, tabir olarak, kısaca akrabalara kavuşmak manasına gelir. Şârihler atiyye (ihsan), şefkat, merhamet, yardım, görüşme, ziyaret gibi değişik manaları sılayırahime izafe ederler. Daha değişik ifade ile yakınlarımıza karşı dinimizin tahmil ettiği bir kısım vazifelerimiz vardır ki, bunların yerine getirilip ifa edilmesine sılayırahim denmiştir.

Söz gelimi iş ve ikâmet yerimiz akrabalardan uzaklarda ise zaman zaman ziyaretlerine gitmek, mektup yazıp telefon etmek; yakında ise arada sırada görüşmek, yardımımıza muhtaçsa yardım etmek, hastaysa ziyaret etmek, bir meselesi varsa ilgilenmek; sürurunda tebrik, üzüntüsünde teselli ve tâziyede bulunmak, hal hatır sormak, selam vermek vs. hepsi sılayırahime dâhildir.

Bütün bu sayılanlar akrabalar arasındaki mânevi bağları güçlendirir, artırır, insanı hayata daha çok bağlar, ferdleri bencillik, yalnızlık gibi kötü hislerden ve böylesi duyguların getireceği marazi hal ve durumlardan korur. Allah'ın rızasına, rahmetinin tecellisine sebep olur.

Sılayırahim öncelikle akrabalara karşı talebedilmiş ise de, komşulara, arkadaşlara, meslektaşlara, iş arkadaşlarına, din kardeşlerine ve her çeşit tanıdıklara karşı da vazife ve borç kılınmıştır.

Söz gelimi, karşılaştığımız bir mü'mine, tanımasak bile verilen bir selâm, yaşlı bir kimseye yer gösterme, otobüste yer verme, düşen bir çocuğu kaldırma, soran kimseye adres tarif etme, içtimâî münasebetlerde güler yüzlü, tatlı sözlü olma, hayırhah ve yardımsever tavrı takınma vs... hepsi birer sılayırahimdir. Şu halde sıla-i rahmi, bu sayılanlardan sadece biri olarak anlamak büyük bir eksiklik olur.

Ebu Hureyre radıyallahu anh anlatıyor:
"Bir adam Efendimiz aleyhissalâtu vesselam'a gelerek:

"Ey Allah'ın Resulü! Benim akrabalarım var. Ben onlara sılayırahm yapıyorum, onlar mukabele etmeyip alakayı kesiyorlar. Ben onlara iyilik yapıyorum, onlar bana kötülük yapıyorlar. Ben onlara yumuşak davranıyorum, onlar bana karşı cahillik yapıyorlar!" dedi.

Bunun üzerine Efendimiz aleyhissalâtu vesselam:Eğer dediğin gibi isen, sanki onlara sıcak kül yediriyor gibisin. Sen bu şekilde devam ettikçe, onlara karşı Allah'ın yardımı seninle olacaktır." (Müslim, Birr, 22)

"Senden kopandan sen kopma, sana kötülük yapana sen iyilik yap, aleyhine bile olsa hakkı söyle." (Canan, İbrahim, Hadis Ansiklopedisi, IX/269)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.