Kur’an-ı Kerim’de muhatap kabul edilen ve eşref olarak görülen en şerefli yaratığa çeşitli hitap şekilleri ile ayeti kerimeler gönderilmiştir. Bu hitap şekilleri konulara göre çeşitlilik arz etmektedir. Bu hitap şekilleri, “Ey insanlar”, “Ey iman edenler”, “Ey Müslümanlar”, “Ey Resulüm” gibi konusuna göre çeşitlilik arz ediyor. Biz bugün burada “Ey İman “ edenler konusunun ne demek olduğunu Hucurât suresinden örnekler vererek açıklamaya çalışacağız.
Eğer bir âyeti celile ey iman edenler diyerek insanlara ve onlardan da iman sahibi olanlara hitap etmişse inanın onlara sosyal hayatta çok önemli uyarılar verilecek demektir. Bu açıklamayı, bize İslam’ı çağlara sığmayan büyük âlimleri de ulaştırmıştır. Hucurât suresinin 5 ayeti celileri bu hitap şekli ile başlatılmıştır.
Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.( 1) Bu surenin başındaki ayetlerde hitap edatı ile başlamasının önemi toplumsal düzenin karıştırılmaması, insanların birbirlerinin gizliliklerini ortaya çıkarmaması ve iletişimde kardeşçe ve ortak bir hayat sürdürülmesi için ikazlar vermek içindir.
Bu surenin tefsiri işlenirken veya okunurken bu önemli noktaya dikkat edilmelidir. Zira tolum olma özelliği insanların birbirlerine saygılı ve yardımsever olmasından geçmektedir.
Bu sure’nin Medine-i Münevvere’de nazil olmasının bir nedeni de, Müslümanlar, Medine’de sayıca devlet olma özelliğine ulaştılar, burada birbirlerinin arkasından araştırma yapmamaları ve bir birlerine yardım ederek dayanışmanın güçlenmesini istemek içindir. Medine-i Münevvere’de nazil olan bu sürenin içeriğini ve ayet meallerini tek tek açıklayarak vermeyi tefsir âlimlerinin işi olduğu için onlara bırakalım.
O halde bizler kendimize, Allah ve Resûlüne inandığımız için mümin denmesinden çok hoşlanıyoruz, o zaman bu ayet meallerini bana lazım diyerek tekrar okumalıyız ve üzerinde tefekkür etmeliyiz ki, İslam toplumunun huzuru sağlanabilsin.
Burada akıl baliğ olan ve mükellef kabul edilen kimselere bir de biz bu ayetlerle nasihat edelim. Burada Allah (C.C) bakalım bizlerin nelere uymamız gerektiğini nasıl anlatmış.
1976 yılında İLY’ye başladım ve orada ortaokulun aksine yepyeni bir eğitimle ve toplumu ilgilendiren bir kardeşlik eğitimi ile karşılaştım. Yeni gençliğe adım atmışız ve kanımız kaynıyor ve yerinde duramıyoruz. Sevap kazanmak, Allah’a kul olmak ve onun bizlere seçmiş olduğu davayı hızla insanlara ulaştırmak için var gücümüzle çalışıyoruz.
O günlerde Rahmetli Erbakan’ı ümmetin umudu ve İslam’ın kurtarıcısı olarak gördüğümüz için hızla iktidara getirebilmek için şehir şehir dolaşarak, mitingler yapıp sloganlar eşliğinde toplumun uyanmasını istemekteyiz.
Bize göre ahir zaman gelmiş ve dünyanın sonu gelmek üzereydi ve insanların kurtarılması gerekiyordu.
Çünkü kötülükler, zirve yapmış, dipten tepeye kadar herkesi sarmalamış durumdaydı. Ahlaksızlık, alkol, fuhuş, faiz, karaborsa ve bunların çoğu bugün olduğu gibi yasalarla korunarak işleniyordu.
Bize anlatıldığına göre, kıyamet(dünyanın sonu) de kötülerin üzerine kopacak ve dünya sonlanacaktı. Bu vakte yakalanmamak için önümüze gelene veryansın ederek kötülüğü ortadan kaldırmak amacıyla sağa sola anlatıp duruyorduk. Milleti kurtarma sevdamızdan dolayı kendi eksiklerimize dahi bakamıyorduk. Kendi tavırlarımızı kontrol altına alamıyorduk. Kendi tavrımızın eksik yönleri aklımıza gelse bile, bizler günaha karşı savaş verdiğimiz için içimizde günahkâr insanlar yoktu.
Bizim o gün gönül verdiğimiz, siyasi partide görev alanlar da pırıl pırıl insanlardan oluşmakta idi. Günah işlemeyen, Allah’a kul olmak için var güçleri ile çalışan, kul haklarına çok dikkat eden hizmetkârlardan oluşmaktaydı. Bizim dışımızda ki siyasilerde ise düzgün insan yoktu. Olsalardı zaten bizim tutuğumuz partide olurdu. Çünkü o da kıyametin kötüler üzerine kopacağını bilirdi. İşte bu duruma partici gözüyle bakmak deniliyordu o gülerde. Bu günde böyle gözle bakanlar var mı bilmem. Bana göre var. Çünkü bazı partiler hala kendilerinden başkasının Allah yolunda hizmet edemeyeceğini iddia etmektedirler. Şer almış başını gitmekte ve onlara firen olacağız derken onların fuhuş uçaklarına hırsızlık yapanlara payanda olmaktadırlar.
Bugünkü partici gözü ile bakanlar, kendilerinden başkasının bu ülkeye hizmet edemeyeceğini, yüzde beş yüz yanlış görüşte olduklarını iddia eden bir parti gözü durumundadırlar. Bu gruptakiler kendilerinden başkasının dine, imana, vatana hizmet edemeyeceğini iddia etmeye devam ederler.
Oysa biz 1976 dan sonra partide bulunanlara, en iyi hizmet eri olarak görüyorduk ve onları emir mevkiinde gördüğümüz için ne derlerse doğru kabul ediyorduk. Onların çoğu o günlerde ticaret erbabından oluşuyordu. Okuyanlar, Üniversite mezunları vardı. Kendi kişisel ihtiyaçlarımızı onlardan görmek için var gücümüzle çalışır çevremize de onları tavsiye ederdik. İhtiyaçlarımızı onlardan görürsek davaya hizmet etmiş olacaktık. Davaya hizmetin parayla olacağına inanmaya başlamıştık.
Gün oldu devran döndü, yıllar yılları kovaladı ve davaya hizmetin parayla pulla olmadığını ve kendi içimizde destek verdiklerimizin çoğunun dünya sevgisi ile dolu olduğunu çok sonra anladık.
Bugün hiçbir şeyin bizim o günlerde gördüğümüz gözle göründüğü gibi olmadığını anladık. Bizim o günlerde çok muttaki gördüklerimiz paralarını dava için kullanmamışlar ve yatırım üstüne yatırım yapmışlar, yurt dışı gezilerinde hava basmışlardı. Bazılarının deniz kıyılarında yazlıkları, bazılarının yatları, bazılarının rezidansları, bazıları da kötüledikleri partilerin müsteşarları olmuşlardı.
Bugün ben Müslüman’ın diyenler hucurât suresinin ilk beş ayetini çok iyi okumalı ve en ince teferruatları ile tefsirinden özümsemeli ve ona göre bir hayat tarzı geliştirmelidir. O zaman yeni bir görüş açısı geliştirecek ve İslam’a nasıl hizmet edileceğini, Kur’an gözüyle görecek parti gözüyle değil.