Bugün Orta Doğu denklemine baktığımızda, Suudi Arabistan’ın Batılı güçlerle kurduğu sıkı dostlukların aksine, Türkler ve İranlılar gibi bölgenin kadim milletlerine karşı takındığı mesafeli, hatta zaman zaman hasmane tavır dikkat çekiyor. Peki, bu tavrın kökeni sadece modern siyaset mi, yoksa tarihin derinliklerinde yatan bir "üstünlük" yanılgısı mı?
Yanıt, tek bir kelimede gizli: Mevali.
Emevi Mirası: "İkinci Sınıf" Müslüman Algısı
Suudi Arabistan ve bazı Arap yönetimlerinin Türkleri "Mevali" yani bir nevi "yabancı/azat edilmiş köle" statüsünde görmesi, İslamiyet’in ilk yüzyıllarına, özellikle de Emeviler dönemine dayanan ırkçı bir politikadır. Emeviler, Arap ırkının üstünlüğünü savunarak, İslam’ı sonradan kabul eden Türk, Fars ve Berberi halklarını yönetimden uzak tutmuş, onlara "ikinci sınıf Müslüman" muamelesi yapmışlardır.
Bu anlayışa göre Arap olmayanlar ne kadar dindar olurlarsa olsunlar, "mekânın sahibi" olan Araplara vergi ödemek ve onlara tabi olmak zorundaydı.
Tarih Tekerrür mü Ediyor?
Abbasi döneminde Türklerin orduda ve idarede güç kazanmasıyla zayıflayan bu dışlayıcı bakış açısı, günümüz Suudi Arabistan yönetiminde adeta yeniden canlanmış durumda. 2020 yılında Suudi Müftüsü’nün “Türkler Mevalidir, İslam’ı temsil edemezler” şeklindeki fetvası, bu köhne zihniyetin hala ne kadar taze olduğunun kanıtıdır.
Arap geleneğine ve bu "Mevali" hukukuna göre;
-
Mevali’nin malı ve parası "asıl unsur" olan Araplara helal sayılabilir.
-
Mevali kökenli birinden doğan çocuk veliaht olamaz.
-
Mevali olan birine kolay kolay kız verilmez; verilirse o aile de sosyal statü kaybına uğrar.
Selçuklu’dan Osmanlı’ya: Bitmeyen Tahammülsüzlük
Tarih boyunca Araplar, Türklerin İslami liderliğini içselleştirmekte zorlanmışlardır. Bağdat’taki Abbasi Halifesi’nin kendisini kurtaran Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’e kızını vermemesi, gerekçe olarak da onun "Türk ve Mevali" olmasını göstermesi bu durumun en somut örneğidir.
Aynı zihniyet, Birinci Dünya Savaşı’nda İngilizlerle iş birliği yaparak Osmanlı’ya isyan eden Şerif Hüseyin’in de motivasyon kaynağıydı. Onlara göre Türkler sadece "hizmetkar" olabilir, "Halife" olamazdı.
Günümüz Siyasetine Yansımalar
Suudilerin bugün Doğu Akdeniz’de Yunanistan’ın yanında saf tutması, terör örgütlerine finansal destek iddiaları ve Türkiye’ye karşı yürüttüğü örtülü ambargoların temelinde bu tarihsel "Mevali" kompleksi yatmaktadır. Türk milleti asırlarca Araplara "din kardeşi" nazarıyla bakıp mukaddes topraklara hizmet götürürken, karşı tarafın zihninde bu dışlayıcı kodlar hiçbir zaman tam olarak silinmedi.
Sonuç: Ümmetçilik mi, Arap Milliyetçiliği mi?
Bugün Suudi Arabistan’ın İsrail ile girdiği normalleşme süreci ve Türkiye’ye karşı takındığı sert tutum, İslam’ın evrenselliğinden ziyade Arap milliyetçiliğinin bir sonucudur. Türk insanı, tarihin bu tozlu raflarında saklanan "Mevali" gerçeğini bilmeli ve Orta Doğu siyasetini bu perspektifle okumalıdır. Biz "ümmet" derken, birilerinin hala "kabile ve ırk" dediğini unutmamak gerekir.