Asgarî ücret neden diline dolanmaz hocam?

Ahmet Şükrü KILIÇ

Bir çağın hangi günahı işlediğini anlamak istiyorsanız, hangi meseleler karşısında sustuğuna bakın. İnsan bazen söylediği sözlerle değil, kaçındığı cümlelerle ele verir kendini. Çünkü suskunluk da bir dildir; kimi zaman vaazdan daha yüksek sesle konuşur.

Bu çağda birçok kişi Hz. Muhammed’i anlattığını söyledi. Fakat O’nu anlamaktan çok küçülttü. Kimi O’nu yalnızca bir postacıya indirdi, kimi kendi postacılığına peygamberlik gölgesi aradı. Kur’an’ı hayattan kopardı, hayatı da Kur’an’dan. Böylece ortaya ne vahyin dönüştürdüğü bir toplum çıktı ne de toplumun içinden yükselen bir adalet arayışı.

Kutup dairelerinde güneşin batmadığı günlerde namazın nasıl kılınacağını saatlerce konuştular. Fakat güneşin altında ömrünü tüketen işçilerin neden insanca yaşayamadığını hiç konuşmadılar. Ayetlerin gramerini ezberlediler, insanın çığlığını unuttular. Kelimelerin köklerine indiler ama alın terinin kaynağına hiç bakmadılar.

Oysa din, göğe yükselen dualardan önce yeryüzünde kurulan adaletle ilgilenir. Çünkü adalet olmadan dua da eksik kalır, ibadet de.

Namazın farzlarını anlattılar; sabah ezanından önce kalkıp üç vasıta değiştirerek işe giden emekçinin yorgunluğunu anlatmadılar. Orucun hükümlerini saydılar; iftar sofrasına koyacak ekmeği hesaplayan babaların sessiz matemini görmediler. Tesettürü konuştular; pazardan eli boş dönen annelerin mahcubiyetini konuşmadılar. Sakalı ölçtüler; maaşı ölçmediler. Paçayı tartıştılar; pazarı tartışmadılar.

Çünkü biçimler her zaman daha güvenlidir. Biçimler insanı rahatsız etmez. Adalet ise rahatsız eder. Adalet hesap sorar. Adalet insanın cebine, kasasına, maaş bordrosuna, ticaretine, konforuna dokunur.

Bu yüzden tarihin bütün ayrıcalıklı sınıfları adaletten korkmuştur.

Bir toplumun en büyük felaketi dine düşman olanlar değil, dini zararsız hâle getirenlerdir. Çünkü düşmanlık dikkat çeker; fakat ehlileştirilmiş hakikat sessizce öldürür. Dini yalnızca bireysel ritüellere indirgeyen anlayış, onu zulme karşı konuşamaz hâle getirir. Böylece camiler büyürken vicdanlar küçülür. Kubbeler yükselirken ahlâk alçalır. Minareler çoğalırken merhamet eksilir.

Tefsir halkalarında bir kere olsun “Yanında çalışan işçiye hakkını tam veriyor musun?” sorusu yankılanmadı. Hadis derslerinde “Ben bugün kimi mağdur ettim?” muhasebesi yapılmadı. İnsanlar Peygamber’in sakal telini konuşurken, O’nun adaletini hayatlarından çıkardılar.

Belki de çağımızın en büyük putu paradır. Fakat para tek başına put olmaz. Onu putlaştıran korkudur. Makamını kaybetme korkusu, çevresini kaybetme korkusu, imtiyazlarını kaybetme korkusu…

İnsan bazen Allah’a değil, sahip olduklarına kulluk eder.

İsrailoğulları’nın din adamları da böyleydi. Bilgileri vardı fakat yükleri yoktu. Halkı yönetiyorlardı fakat halkın acısını taşımıyorlardı. Fakirin duasını değil, zenginin sofrasını tercih ediyorlardı. Tarih boyunca hakikatin karşısına geçenlerin çoğu bilgisizlerden değil, bilgisini menfaate dönüştürenlerden çıktı.

Bugün de değişen çok şey yok.

Bir emeklinin torununa bayramlık alamadığı bir dünyada refah nutukları dinliyoruz. Bir işçinin ay sonunu getiremediği bir düzende bereket konuşmaları yapılıyor. Çocuklar büyümeden yoksulluğu öğreniyor, büyükler yaşlanmadan umutsuzluğu…

Sonra birileri çıkıp bunun kader olduğunu söylüyor.

Hayır.

Kader, adaletsizliği kutsamak için kullanılacak bir sığınak değildir.

Bu din kuru metinler için değil, yaşayan insanlar için gönderildi. Bu din, güçlünün daha güçlü olması için değil, güçsüzün ezilmemesi için geldi. Bu din, insanın Allah’tan başkasına boyun eğmemesi için geldi.

Bir çocuğun süt isteyemediği, bir annenin pazarda mahcup olduğu, bir babanın maaş gününü korkuyla beklediği yerde konuşulmayan din eksiktir.

Adalet yoksa tefsir müfredattır.

İhlas yoksa hadis anekdottur.

Vicdan yoksa dindarlık yalnızca kutsallaştırılmış egodur.

Yaşanmayan hiçbir inanç, yaşatan bir umut olamaz.

Siyasilerin, patronların, güç sahiplerinin bir selamını cennet serinliği gibi karşılayanların; Allah’ın kullarına karşı taşıdığı sorumluluğu da bir gün hatırlaması gerekir.

Çünkü kıyamet günü insanlar ne kadar namaz kıldığımızı değil, yeryüzünde kimin yükünü hafiflettiğimizi de konuşacaklar.

Asgarî ücret neden diline dolanmaz hocam?

Yoksa diline dolanırsa, yanında oturduğun sofralar mı dağılır?

Dönüp dolaşıp aynı cümleyi kurmak zorunda kalıyorum; en iyi patron yine de devlet!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.