Başarıya ulaşıldığında asıl mesele kazanılan şeyin büyüklüğü değil, onun kimlerle paylaşıldığıdır. Çünkü başarı, tek başına bir anlam taşımaz; anlamını, ilişki kurduğu insanlar üzerinden kazanır. İnsan bu noktada sınanır. Yıllar süren bir yürüyüşün ardından eline geçen imkân, gücü olduğu kadar karakteri de açığa çıkarır.
Geçmişi olan insanlar, seni başarıyla tanımaz. Seni tereddütle tanır, çelişkiyle tanır, yorgunlukla tanır. Nerede zorlandığını, nerede tökezlediğini, hangi anlarda yalnız kaldığını bilirler. Aranızda kırgınlıklar yaşanmış olabilir, sert sözler söylenmiş olabilir. Hatta uzun süre konuşulmamış da olabilir. Ama bütün bunlara rağmen ortada inkâr edilemeyen bir hakikat vardır; ortak bir zaman, ortak bir yük ve ortak bir hafıza.
Başarıya sonradan eşlik edenler ise çoğu zaman seni sonuç üzerinden okur. Onlar için hikâye bugünden geriye doğru kurulur. Yolun sancıları, bedel ödenen anlar ya silinir ya da süslenerek anlatılır. Bu yüzden yakınlıkları daha pürüzsüz, sözleri daha yumuşak ama bağları daha yüzeyseldir. Alkışlamayı bilirler ama itiraz etmeyi bilmezler. Onaylarlar ama omuz vermezler. Çünkü omuz vermek yük ister, yük ise geçmiş ister.
İnsan burada bir denge kurmak zorundadır. Kazanılan imkânlar, güç ve alan bütünüyle dışarıda tutulmaz. Son halkada yer alanlarla da, gücü ve imkânı nispetinde, adil bir paylaşım yapılabilir. Fakat esas paylaşım, esas vefa ve esas yol arkadaşlığı geçmişi olanlarla kurulur. Çünkü başarı mirasının gerçek hissedarları onlardır. Bedel ödenirken orada olanlar, kazanç dağıtılırken de hatırlanır.
Bazen bu insanlar yıllardır hayatımızda sessizce durur. Ne alkış beklerler ne de görünür olmak isterler. Hatta zaman zaman geri planda kalmayı tercih ederler. Ama bilirler ki mesele sonuç değildir; yürüyüştür. Bu yüzden başarı geldiğinde, insan ilk olarak onların bakışını arar. Onların sessiz onayı, kalabalık alkışlardan daha ağırdır. Çünkü o bakışta hesap değil, hatıra vardır.
En büyük yanılgı ise kazanmaya başladığımızda etrafımızda oluşan ilginin kalıcı olduğu sanılır. Oysa bu ilgi çoğu zaman bir bahis masasına benzer. Kimileri gücün artacağına oynar, kimileri yön değiştireceğine. Böyle zamanlarda insan, kendisi üzerine bahse tutuşanlarla değil; kendisiyle birlikte kaybetmiş olanlarla yürümeyi seçmelidir. Çünkü kaybı paylaşanlar, kazancı da taşır.
Geçmişi olan insanlar bizi tanır, bizi sınar, bize söz söyler. Bu rahatsız edicidir ama koruyucudur. İnsan alkışla büyümez; itirazla olgunlaşır. Geçmişi geleceğe taşımak, insanın kendisini de taşımayı öğrenmesidir. Bu yüzden başarı, en çok da geçmişi olanlarla paylaşıldığında insanı büyütür. Aksi hâlde başarı büyür, insan küçülür.