Televizyon ekranlarında tarihsel bir şölen izlemek her zaman nasip olmaz. Genellikle büyük umutlarla başlayan yapımlar, reyting kaygısı veya senaryo tıkanıklıkları nedeniyle bir süre sonra kendi ağırlığı altında ezilir. Ne yalan söyleyeyim; Mehmed: Fetihler Sultanı dizisi ilk başladığında benim de benzer çekincelerim vardı. "Acaba yine mi hayal kırıklığı?" dediğim anlar oldu ancak bölümler ilerledikçe karşımda devleşen bir yapım buldum.
Beklentilerin Ötesinde Bir Gelişim
Bir yapımın "çağ değiştiren" bir hükümdarı, Fatih Sultan Mehmed’i konu alması başlı başına büyük bir risk ve sorumluluktur. Geçmişte pek çok Selçuklu ve Osmanlı dizisinde şahit olduğumuz o "başta parlayıp sonra sönen" senaryo hastalığı, ne mutlu ki bu dizide nüksetmedi. Aksine, dizi her yeni bölümde kalitesini artırarak dünya standartlarında bir işe dönüştü. Senaryonun tarihsel gerçekliklerle uyumlu bir rotaya girmesi, bir izleyici olarak hem ilgimi hem de takdirimi kazandı.
Mekânın Ruhu ve Görsel Şölen
Dizinin başarısının arkasında ciddi bir emek ve bütçe olduğu aşikâr. İran’daki devasa platolardan tutun, yurt içindeki çekim merkezlerine kadar her detay incelikle işlenmiş. Kostümler ve mekân tasarımları, bizi o dönemin tozlu ama görkemli sokaklarına götürmeyi başarıyor. Özellikle son bölümlerdeki Eflak Seferi ve Tuna’dan geçiş sahneleri o kadar gerçekçiydi ki, insanın aklına "Gerçekten Tuna’da mı çekildi?" sorusu düşmüyor değil. Bu sahneler, masraftan kaçınılmadığının ve her karenin hakkının verildiğinin en büyük kanıtı.
Karakterlerle Devleşen Oyunculuklar
Elbette bir diziyi ayakta tutan en önemli direk oyunculuk performanslarıdır. Burada üç ismin hakkını teslim etmek şart:
-
Serkan Çayoğlu: Cihanşümul bir padişah olan Fatih’i sadece canlandırmıyor, adeta yaşıyor. O vakur duruşuyla rolün hakkını fazlasıyla veriyor.
-
Ertan Saban: III. Vlad (Kazıklı Voyvoda) rolünde yine ustalığını konuşturuyor. Karakterin tekinsizliğini iliklerimize kadar hissettiriyor.
-
Selim Bayraktar: Hikâyeden ayrılmış olsa da Çandarlı Halil Paşa karakterine kattığı derinlik hala hafızalarımızda.
Tadında Bırakmak Önemli
Artık Salı akşamlarımın vazgeçilmezi haline gelen bu yapımın yavaş yavaş sona yaklaştığını hissetmek biraz burukluk yaratsa da, bir yandan da içimi ferahlatıyor. "Tuttu" diye senaryoyu sulandırmak yerine, hikâyeyi zirvedeyken ve tadında bırakmak en doğrusu olacaktır. Temennim, bu kalitenin bozulmadan devam etmesi ve dizinin uluslararası arenada hak ettiği başarıyı yakalamasıdır.
Emek veren herkesin eline sağlık; Türk dizi tarihine yakışır bir eser izliyoruz.