Kürsüde bir ses yükseliyor, meydanlar dolup taşıyor. Ekranlarda bir cümle beliriyor, ardından bir öfke seli ve kaçınılmaz taraf tutmalar... Herkes bir yöne, dışarıya, uzağa bakıyor. Oysa biz, "biz" olma vasfımızı kaybederek asıl bakılması gerekeni, yani kendimizi unuttuk.
O kürsüdeki ses, o cümle, o öfke; aslında bir aynaydı. Ve o aynanın önünde duran, kendini "milletin vekili" zanneden gölge, sadece meydanlarda değil, hepimizin içinde yaşıyor. Nefsimizin vekili, çoğu zaman asıl sahibine, yani kalbimize ihanet ediyor.
Şeytanın En Eski Hilesi: Suçu Dışsallaştırmak
Şeytanın, "Rabbim, beni azdırdığın için..." (Hicr, 15:39) diyerek başlayan o ilk büyük yalanı, bugünkü toplumsal ikiyüzlülüğün de temelidir. Kendi isyanının sorumluluğunu üstlenmek yerine suçu dışarıya yıkan o kadim ses, bugün kürsülerden yankılanıyor. Günahı dışsallaştırmak, kişinin kendi hatasını başkasına yükleyerek kendini masum ilan etme biçimidir.
Şeytanın hilesi nettir: Bir günahı bağırtmak, bir başkasını susturmak. Bağıran günahlar meydanlardayken, susturulan günahlar kasalarımızda ve hayatlarımızın gizli köşelerinde birikir.
Kalplerdeki Pas: "Ran" ve Görünmeyen Hileler
Resûlullah (s.a.v.) bir günahın kalpte siyah bir nokta bıraktığını, tevbe edilmezse bu noktanın tüm kalbi kaplayacağını haber verir. Kur’an buna "ran" (pas) der: “Hayır, doğrusu onların kazandıkları, kalplerinin üzerine pas tutmuştur.” (Mutaffifîn, 83:14).
İlginçtir ki bu ayet, ölçüde ve tartıda hile yapanlara, yani ticari ahlakını kaybedenlere indirilmiştir. Pas bir günde oluşmaz. En sessiz, en alışılmış, en "herkesin yaptığı" köşeden başlar. İnsan, kendi kararmış köşesini görmezken, başkasının parlak duran tarafını kınayarak vicdanını rahatlatmaya çalışır.
Faiz ve İkiyüzlülük Kıskacında Toplum
En çarpıcı örnek ise faiz konusundadır. Kürsüde ahlak dersi veren birinin, aynı gece bankadaki faiz hesabına "helal" kılıfı uydurması, bugünkü ahlaki erozyonun özetidir. Kur'an'da faiz yiyenler için kullanılan "Allah’a ve Resulüne savaş açmak" ifadesi, başka hiçbir günah için bu ağırlıkta kullanılmamıştır. Peki, niçin yapmadığımızı, hatta bizzat içinde olduğumuz şeyi en yüksek sesle kınayıp duruyoruz?
Kendi Kendini Kınayan İnsan
Döngü tamamlanıyor: Biz suçu şeytana atıyoruz, şeytan ise bizi kendimize döndürüyor. İbrahim Suresi 22. ayette İblis’in itirafı sarsıcıdır: “...Beni kınamayın, kendinizi kınayın.”
Çember, dışarıda değil, bizzat bizim avucumuzda dönüyor. Suç hiçbir zaman dışarıda kalmıyor, sadece bir süre orada saklanıyor. O halde meydanlara, kürsülere ve başkalarına bakmayı bırakalım. Soralım kendimize: Hangi günahı bağırarak kınıyoruz? Hangisini sessizce, cüzdanımızda veya zihnimizde taşıyoruz?
Kendini milletin veya toplumun vekili zanneden o gölge, belki de bizzat biziz. Suçu devretmeyi düşünen o el, belki de bizim elimiz.