BİREYİN PSİKOSOSYAL İHTİYAÇALARI VE TOPLUMSAL YAŞAMIN ÖNEMİ

Ali ALP

İnsanoğlu, yaratılışı itibariyle sosyal bir varlıktır. Öyle ki her yönden sağlıklı bir birey olabilmesi için hem kişisel hem de toplumsal olarak hayatta bir anlam bulmalıdır. Buna göre psikososyal  olarak istek ve ihtiyaçları değeli ve yeterli olarak karşılanmalıdır.

İnsanın toplumsal hayat içinde diğer insanlarla ilişkisi kaçınılmaz olduğuna göre bu ilişkilerin önemi ve kalitesi üzerinde durmak gerekir. Alfred Adler, Ne İçin Yaşıyoruz? adlı kitabında bu konuya dikkat çekerek şunları söylüyor:

  • Yaşamın anlamı,  gelişme;  başkaları için bir şeyler yapmakla sağlanır.
  • Yaşam,  topluma yararlı olmaktır. İnsan bu şekilde anlam bulur.
  • Bireyselliği öne alan, yaşama,  topluma bir şey veremez.
  • Üstünlük çabası topluma faydalı olacak bir hizmete amaca yöneltilmelidir.

Yukarıdaki cümlelerden de hareketle bireyin topluma karşı davranışları onun hayatta anlam bulması kadar önem arz etmektedir. Nitekim Peygamberimiz (SAV) de bu konuda İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır. “ buyurmuş.  Demek ki bireyin topluma faydalı olması ve toplumla iyi ilişkiler kurması hem kendisi hem de toplum adına çok mühim.

Yaşadığımız yüzyılda modernizm düşüncesi, bireyi tüm bunların aksine yalnızlaştırmaya, toplumdan soyutlamaya götürüyor. Bunun sonucunda bencil bireyler ve sadece nicelik ifade eden, kendi aralarında bir ortak hedef sahibi olmayan ‘insan sürüleri’ ortaya çıkıyor. Toplumsal hayatın dinamiği içinde var olan insan artık ‘kendine yeter ‘ bir eda ile hareket ediyor.

İngiltere’de kurulan ve bugün yaklaşık 9 milyon insanı temsil edecek olan Yalnızlık Bakanlığı işin nerelere kadar gittiğini gözler önüne seriyor. Bugün bir radyo programında konuşma yapan Nevzat TARHAN,’ bir insanın bir günlük yalnızlığı, ona bir paket sigaranın verdiği zararı veriyor.’ dedi.

Sosyal ilişkilerin zayıfladığı ve bireylerin giderek yalnızlaştığı bugünlerde kurum olarak en fazla zararı da hiç şüphesiz aileler görmektedir.  Toplumun ve toplumsal yaşamın en dinamik en temel grubu ve  yapıtaşı olan ailenin son yıllarda büyük darbeler alması, çeşitli ideolojik emellere kurban edilmesi sonucunda dünya giderek ‘güçlü ancak ‘mutsuz’,  ‘cesur’ ancak ‘yalnız’ bireylerin yaşadığı bir yer halini alıyor.

Bu durumun ortaya çıkmasında medyanın payı elbette çok büyük. Televizyon ve internette empoze edilen ideolojik mesajlar; bencil, hedefsiz, düşük ahlakta, çok tüketen, menfaatperset bireyler oraya çıkarıyor. Popüler kültür,  çizdiği çerçevenin içinde bireylere bir kimlik oluşturuyor. Maalesef bu çerçevede başka insanlara yer yok!

Sosyal ilişkilerimizde benlik davasını öne çıkararak menfaat odaklı bir düşünceye sahip olduğumuzda ya kendimize bağımlı tipler bulacağız ya da toplum dışında kalacağız. Roger Garaudy, geçen yüzyılın buhranlı yıllarında bir hocasının çaresizce  ‘insanı kurtarmak gerek!’ dediğini söylüyor. Tam da bugüne yakışan bir söz. Medya, para, menfaat, konfor gibi kavramların içinde boğulan insana tekrar öze dönüş hamlesi yaptırmalı. Onu, bencil bir yaşam tarzından kurtarıp toplumun içine itmeliyiz! adeta.

En başta karı/kocamız ve sonra diğer insanlarla  olan ilişkilerimizde haklarımızı değil sorumluluklarımızı düşünerek hareket etmeliyiz. Ne yaparsa ben mutlu olurum? diye beklemek, düşünmek yerine, Ne yaparsam karım/kocam/arkadaşım/dostum mutlu olur?  diye hareket etmeliyiz. Sosyal ilişkilerimiz her zaman fedakarlık, sorumluluk gerektirir.  Toplum içinde var olmak, onun bir ferdi olmak için kendi sorumluluklarımızı göz önüne almalıyız. Çağın ‘ben’ ağlarını, kendi istek ve arzularını, başkaları için feda edebilen bireyler yırtacak.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.