Bölgesel Satrançta İran: Büyük Plan ve Algı Barikatları

Prof.Dr. Kamil GÜNGÖR

Ortadoğu’nun kasvetli gökyüzü altında, tarihin en kadim coğrafyalarından biri olan İran, bugün yine küresel güçlerin hedef tahtasında. Peki, biz bu kavganın neresindeyiz? Yanlış bildiğimiz ezberler, gerçeklerin önüne mi geçiyor?

Günümüzün kutuplaşmış siyasi ikliminde, İran’a karşı beslenen duyguları analiz etmek zorundayız. Şunu en baştan netleştirelim: İslam toplumunun bir parçası olan bu kadim komşumuza karşı, sadece mezhepsel farklılıklar üzerinden bir düşmanlık inşa etmek bizi stratejik bir körlüğe sürükler. Kritik soru şudur: İran ile Amerika veya İsrail arasında bir savaş çıksa, kimden yana olursunuz?

Benim cevabım nettir; ne Amerika’nın ne de İsrail’in yanında saf tutarım. Suriye rejimiyle yaşadığımız derin sorunlar, İsrail bu topraklara saldırdığında sessiz kalmamızı gerektirmez. Çünkü o sessizlik, içinde "Büyük İsrail" projesinin de olduğu o karanlık planın değirmenine su taşımak demektir.

İslam Ülkesi mi, İslam Devleti mi?

Toplumda yerleşmiş büyük bir yanılgı var. Bir ülkenin halkının Müslüman olması, o ülkenin "karar vericilerinin" her adımının İslam’ın ruhuna uygun olduğu anlamına gelmez. Bizim asıl savunmamız gereken; ne Esed’dir, ne Sisi’dir, ne de Tahran’daki siyasi figürlerdir. Bizim safımız, kendi topraklarında söz sahibi olmaya çalışan Müslüman halkın ve bu coğrafyanın bin yıllık mirasının yanıdır.

Sasani’den Bugüne: Kesintisiz Bir Medeniyet Kodlaması

İran, dünyanın en kadim medeniyetlerinden biri. Henüz Hz. Muhammed (sav) döneminde, Sasani İmparatorluğu’nun Bizans’ı dize getirdiği günlerden beri bu topraklar bir güç merkezidir. Kur’an-ı Kerim’deki Rum ve Fetih surelerinin müjdeleriyle o dönemki statükolar nasıl sarsıldıysa, bugün de tarih tekerrür etmektedir.

Kadim medeniyetlerin bir özelliği vardır: Süreklilik. İran, İslamlaştıktan sonra da bu kodlarını kaybetmedi. Zaman zaman Osmanlı ile dengelenen, zaman zaman geri çekilen ama her daim ayağa kalkan bir devlet geleneğinden bahsediyoruz.

"Acem Oyunu" mu, Gerçek Bir Çatışma mı?

Sıkça duyduğumuz bir ezber var: "İran aslında Batı ile savaşmıyor, bu bir tiyatro." Oysa sahadaki gerçekler farklı söylüyor. İran ile ABD ve İsrail arasındaki çatışma gerçektir; ancak taraflar doğrudan bir savaşı göze alamadıkları için bu kavgayı vekalet savaşları (proxy wars) üzerinden yürütmektedir. Hizbullah’ın İsrail ile olan mücadelesini görmezden gelerek "anlaşmalı dövüş" demek, rasyonel bir analiz değildir.

Unutulmamalıdır ki; İran Devrimi ABD'ye rağmen yapılmıştır. İran-Irak savaşı, aslında ABD’nin Saddam üzerinden Tahran’ı dizginleme girişimidir. Ağır ambargolara rağmen ayakta kalan bir İran, küresel güçlerin iştahını kabarttığı kadar korkularını da tetiklemektedir.

İçimizdeki İran: Türk Nüfusu ve Kültürel Bağlar

İran denilince sadece Fars kültürü ve %90 Şii nüfus algısı da hatalıdır. 1500’lü yıllarda Şah İsmail ile başlayan süreçten bugüne, İran topraklarında Sünni ve Türk unsurlar her zaman hayati öneme sahip olmuştur.

  • Türk Nüfusu: Azeri, Türkmen ve Kaşkay Türkleri, ülke nüfusunun neredeyse yarısına yakın bir etkiye sahiptir.

  • Dil ve Sanat: Farsça ile Türkçe, Büyük Selçuklu'dan beri iç içedir. Mevlana’dan Firdevsi’ye kadar uzanan o büyük edebiyat köprüsü, bugün hala sinemadan müziğe kadar İran’ın öncü kimliğini besliyor.

Sonuç: Bölgesel İstikrar Türkiye’nin Çıkarınadır

Tarihe baktığımızda, 20. yüzyılın başında doğrudan sömürgeleştirilemeyen üç ülkeden biri İran’dı (diğerleri Türkiye ve Afganistan). Bugün İran’ın istikrarsızlaşması, PKK gibi terör örgütlerinin palazlanmasına ve Türkiye’nin sınır güvenliğinin çökmesine neden olur.

Global haydutların Venezuela’da ya da Bolivya’da kurduğu tuzaklara nasıl karşı duruyorsak, komşumuzdaki yangına da el ovuşturarak bakamayız. Çünkü bu coğrafyanın kaderi ortaktır.

Yazı serimiz devam edecek...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.