"Yabancıya Var, Milletimize Yok": Nükleer Teşvikler ve Yerli Yenilenebilir Enerjiye Koyulan Takozlar
1. Yabancı nükleerci şirketlere “her şey serbest”, yerli yatırımcıya çoğu zaman “izin yok, kota yok, kapasite yok”.
2. Uranyum yakıtı ve teknolojisi tamamen Rusya’ya bağımlı; doğalgazdaki çoklu kaynak avantajı yok edildi.
3. Akkuyu’ya 15 yıl boyunca piyasanın 3-4 katı fiyat garantisi ve milyarlarca dolarlık vergi muafiyeti sağlandı.
4. Yerli girişimci trafoda “kapasite yok” diye reddedilirken, Akkuyu’nun 4.800 MW’lık üretimi şebekede öncelikli tutuluyor.
5. Çatı GES kuran vatandaşın fazla enerjisine Rus’a verilenin beşte biri ödeniyor; lisanssız üretim kotalarla boğuluyor.
6. Türkiye’nin devasa güneş, rüzgar ve PHES potansiyeli varken, nükleere kaynak aktarılıyor.
7. Bu politika, enerji bağımsızlığını değil, yeni bir ithal bağımlılığını ve milyarlarca dolarlık kamu yükünü getiriyor.
Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) üzerinden Meclis gündemine taşınan teşvik tartışmaları, Türkiye'nin enerji politikalarındaki derin bir çelişkiyi yeniden gözler önüne serdi.
Bu tür politikalar, enerji bağımsızlığını değil, yeni ithal bağımlılıklarını ve yüzlerce milyar dolarlık kamu yükünü, zararı getiriyor.
Yabancı devlet şirketlerine cömertçe dağıtılan milyarlarca dolarlık vergi muafiyetleri, alım garantileri ve özel statüler; iş kendi insanımıza, yerli sanayicimize ve öz kaynaklarımıza geldiğinde ağır bürokratik engeller, mevzuat engeller, çarpık tarifeler ve dar kotalarla duvara toslamaktadır.
Bu durum, kamuoyunda ve enerji sektöründe haklı bir haykırışı tetiklemektedir: "Yabancıya var, kendi milletimize yok!"
1. Mülkiyet ve Ticari Risk Transferi: "Kâr Yabancıya, Fatura Vatandaşa"
Dünyanın gelişmiş ekonomilerinde stratejik altyapı yatırımları, devletlerin mutlak kontrolünde veya yerli sermayenin çoğunluk payıyla yürütülür. Akkuyu örneğinde ise dünyada ilk kez uygulanan VOB (Yap-İşlet-Sahip Ol) modeliyle santralin %100 mülkiyeti, yönetimi ve geliri Rus devlet şirketi Rosatom’a devredilmiştir.
• Piyasanın Katbekat Üzerinde Alım Garantisi: Serbest piyasada elektriğin toptan fiyatı 4-6 sent (hatta bu sene 1,3 sente kadar düştü) civarında seyrederken, Akkuyu’da üretilecek elektriğe 15 yıl boyunca 12,35 ABD senti/kWh sabit alım garantisi verilmiştir.
• Sınırsız Vergi Cömertliği: KDV, Damga Vergisi, Kurumlar Vergisi indirimi ve Özel İhtisas Bölgesi teşvikleriyle yabancı şirkete milyarlarca dolarlık muafiyet sağlanmıştır. Kendi ülkesinde üretim yapmaya çalışan Türkiye sanayicisi her kuruş verginin altında ezilirken, yabancı sermayeye tanınan bu ayrıcalık ticari riskleri tamamen milletimizin sırtına yüklemektedir.
2. Stratejik Bağımlılık ve Yakıt Tekeli
"Doğalgaz bağımlılığını bitirme" vaadiyle savunulan Akkuyu projesi, doğalgazdaki çoklu kaynak seçeneğini yok ederek Türkiye'yi tek bir ülkeye bağımlı kılmaktadır:
• Uranyum Çubukları İthal: Akkuyu’daki VVER-1200 reaktörlerinin ihtiyaç duyduğu zenginleştirilmiş uranyum yakıt çubukları Türkiye'de üretilmeyecek; patent sahibi Rosatom tarafından Rusya'dan getirilecektir. Doğalgazdan daha kötü bir bağımlılıktır bu. Çünkü,
Gelecek Fiyat Sürprizi: Önümüzdeki 30-50 yıl içinde küresel uranyum talebi arttığında veya zenginleştirme maliyetleri yükseldiğinde, alternatifimiz olmadığı için Rusya'nın belirleyeceği yakıt fiyatlarına tamamen mahkûm kalınacaktır. Uranyum fiyatlarını takip edenler uranyumun 21.yy da onlarca kat arttığını görecektir.:
Uranyumun pound (lb) fiyatı 2000'lerin başındaki 7–8 dolar idi. Günümüzde 90–100 dolara çıktı. Bir ara 150 dolara yaklaşmıştı. 10 yıl sonra 300 dolara çıkmayacağını bununda bize yansıtılmayacağını kimse garanti edemez.
3. Yerli Yatırımcıya Koyulan Takozlar ve "Kota" Engelleri
Nükleere kapılar sonuna kadar açılırken; HES, rüzgar (RES) ve güneş (GES) kurmak isteyen yerli yatırımcı, fabrika sahibi ve vatandaş adeta bürokrasinin ve tarifelerin labirentlerinde boğulmaktadır. "Yüksek Kotalar ve Sınırlamalar" tam olarak şu somut örneklerde karşımıza çıkmaktadır:
A. Trafo Kapasitesi Engeli (İletim Kotaları)
Akkuyu Nükleer Santrali için Akdeniz ve İç Anadolu şebekesinin devasa 4.800 MW'lık kapasitesi tek bir yabancı şirkete rezerve edilmiştir. Buna karşın, yerli bir girişimci Anadolu'da Rüzgar veya Güneş Santrali kurmak için Dağıtım şirketine, TEİAŞ'a başvurduğunda çoğu zaman "Bölgenizde trafo kapasitesi doldu, 1 MW, 0,5MW hatta 0,1MW bile boş kota yok" cevabıyla yatırımı reddedilmektedir. Yerli milli yenilenebilir enerjiye verilmeyen iletim hatları,, nükleere rezerve edildi, ediliyor, devam yeni projelere revize edilecek, yenisi yapılacak!
B. Lisanssız Çatı GES, RES ve "Öz Tüketim" Cezası:
Fabrikasının ya da evinin çatısına güneş paneli kurup kendi elektriğini üretmek isteyen KOBİ ve vatandaşları mevzuat adeta boğmaktadır. Vatandaşın aynı miktardaki enerjisine Rus’a verilenin beşte biri dahi ödenmemektedir.
Ayrıca İşletmelerde bir tesisin şebekeye verebileceği toplam enerji miktarı, ilişkili tüketim tesisinin yıllık tüketiminin en fazla iki katı ile sınırlandırıldı. Bunlara benzer çok sınırlandırmalar vardır.
Sonuç: Öz Kaynaklar varken Yabancıya Geleceği İpotek Etmek!
Türkiye; coğrafi konumu, güneş ışınlama süreleri, rüzgar koridorları ve baraj altyapısıyla enerji bağımsızlığını kendi imkânlarıyla sağlayabilecek çok büyük potansiyele sahiptir. Nükleere verilen astronomik teşviklerin ve alım garantilerinin bir kısmı; Pompaj Depolamalı HES (PHES) projelerine, batarya depolama teknolojilerine ve yerli şebekenin güçlendirilmesine ayrılsaydı, Türkiye bugün hem %100 yerli hem de çok daha ucuz bir enerji altyapısına kavuşmuş olacaktı.
Kendi insanına tasarruf tedbirlerini, yüksek vergileri ve bürokratik engelleri reva görüp; yabancı devlet şirketlerine milyarlarca dolarlık muafiyetler ve uzun vadeli döviz garantileri tanımak, bu ülkenin geleceğini ve ekonomik bağımsızlığını darbe vurmaktır.