Camilerdeki Sakal-ı Şerif Ritüelleri Ne Kadar Doğru? Kültür mü, İbadet mi?

Mehmet KAÇAR

Geleneklerimiz, inancımızın aynası mıdır yoksa zamanla dinin aslı gibi algılanan kültürel alışkanlıklar mıdır? Özellikle Ramazan aylarında veya mübarek gecelerde camilerimizde şahit olduğumuz, kuyruklar oluşturduğumuz bir ritüel var: Sakal-ı Şerif ziyareti.

Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed’e (S.A.V) ait olduğu kabul edilen bu mübarek emanetlere duyulan sevgi, şüphesiz her müminin kalbinde müstesna bir yere sahiptir. Ancak son yıllarda bu ziyaretler esnasında sergilenen bazı aşırı davranışlar, "Camilerde yapılan sakal öpme ritüelleri doğru mu?" sorusunu ve beraberinde ciddi bir hurafe tartışmasını da gündeme taşımaktadır.

Gelin bu konuyu İslam’ın özü, tarihi seyri ve ölçüsü çerçevesinde, ifrat ve tefrite kaçmadan masaya yatıralım.

Kutsal Emanetlerin Tarihi Yolculuğu

Bugün ülkemizin dört bir yanındaki camilerde muhafaza edilen Sakal-ı Şerifler (veya lıhye-i şerif) bizlere nasıl ulaştı? Rivayetlere göre Allah Resulü (S.A.V), hicretten sonra saçlarını üç kez kestirmiştir: Hudeybiye senesi ihramdan çıkarken, Umre kazasında ve Veda Haccı sonrasında... Sahabe efendilerimiz, O’nun kesilen saç ve sakal tellerini birer hatıra (teberrük) olarak büyük bir titizlikle saklamışlardır.

Bu mübarek emanetler; Hulefâ-yi Râşidîn’den Emevilere, ardından Abbasilere geçmiş; 1258 yılında Bağdat’ın Moğollar tarafından yakılıp yıkılmasıyla Memlûk sultanlarına sığınan Abbasi halifeleri eliyle Mısır’a taşınmıştır. Tarihler 24 Ağustos 1516’yı gösterdiğinde ise, Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim Han’ın Mısır seferi neticesinde bu kutsal emanetler İstanbul’a getirilmiştir. Bugün asılları Topkapı Sarayı’ndaki Hırka-i Saadet Dairesi’nde muhafaza edilen bu değerler, İslam dünyasının medar-ı ifiharıdır.

Ziyaretin Sınırı Ne Olmalıdır?

Sahabenin Peygamberimizin eşyalarına sevgi göstermesi ne kadar doğalsa, bugün de o hatıralara saygı duyulması gayet normaldir. Dünyanın her yerinde devlet büyüklerinin eşyaları müzelerde saygıyla korunur. Ancak İslam net bir tevhid dinidir ve kırmızı çizgileri vardır.

  • Asıl Amaç Salavattır: Sakal-ı Şerif ziyaretlerinde getirilen tekbirler ve salavatlar, cam fanusun içindeki kıl parçasna değil, bizzat Hazreti Peygamber’in (S.A.V) şahsına yapılan bir selamlamadır. Bu ziyaretler, O’na olan özlemi tazelemek ve salavata vesile olmak açısından kıymetlidir.

  • İbadet Değildir: Sakal-ı Şerif’in bulunduğu şişeyi öpmek, alna koymak dini bir zorunluluk, bir ibadet mecburiyeti değildir. Bunlar sadece derin bir sevgi ve bağlılık ifadesi olarak kalmalıdır.

Hurafeden ve Şirk Tehlikesinden Kaçınmak

İşte tam bu noktada ifrat ve tefrit tehlikesi baş gösteriyor. Bir yanda her türlü hürmeti doğrudan "şirk" ilan eden sünnet ve hadis düşmanları uç bir noktada dururken; diğer yanda bu ritüelleri putlaştırma derecesine getirenler tehlikeli bir sularda yüzmektedir.

Açıkça ifade etmek gerekir ki: Emanet edilen bir sakal telinden medet ummak, onu öpünce kesin olarak cennete gideceğini düşünmek, o nesneye mucizevi güçler atfetmek İslami açıdan asla doğru değildir. Bu şekilsel uygulamaları katı birer "dini kural" haline getirmek, Allah korusun, insanı dinden çıkarabilecek ve putperestliğin modern bir versiyonuna dönüştürecek bir sapmadır.

Sonuç olarak;

Tersine somut bir delil olmadıkça, ümmetin ortak hafızası bu emanetleri Efendimiz’e (S.A.V) ait kabul ediyorsa, onlara hürmet etmek güzel bir kültürdür. Ancak bu bağlılık, bir tapınma veya kurtuluş vasıtası haline getirilmemelidir. Ölçümüz net olmalıdır: Nesneye değil, o nesnenin hatırlattığı Yüce Ahlak’a ve O'nun mübarek sahibine salat ve selam getirmek... Ölçüyü kaçırmadan, sevgiyle ve edeple...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.