Haftalık ibadetimiz olan Cuma namazı, ruhsal bir arınma ve cemaatle buluşma vaktidir. Ancak son yıllarda cami kapılarında yaşanan manzara, bu manevi atmosferi gölgelemeye başladı. Caminin avlusundan sokağına taşan dilenci ve seyyar satıcı işgali, artık sadece bir görüntü kirliliği değil, aynı zamanda ciddi bir hak ihlali haline gelmiş durumda.
Kul Hakkı ve İbadet Huzuru
İbadethaneler, insanların huzurla girip çıkması gereken müstesna alanlardır. Fakat cuma vakti cami önlerinde oluşan kalabalık, özellikle engelli ve yaşlı vatandaşlarımızın hareket alanını kısıtlıyor. Kaldırımların işgal edilmesi, camiye girmeye çalışan cemaatin engellenmesi, en temel ifadeyle kul hakkı ihlalidir. Kamu yararına ayrılmış alanların (amme alanları), bireysel çıkarlar için izinsiz kullanılması hem dini hem de hukuki açıdan kabul edilemez.
Ekonomik Boyut: Haksız Rekabet ve Vergi Kaybı
Mesele sadece bir "tezgah açma" meselesi değildir. Kayıt dışı yapılan bu satışlar, vergisini veren, kirasını ödeyen ve kaldırım işgaliye bedelini kuruşu kuruşuna yatıran esnafımız aleyhine haksız rekabet oluşturmaktadır.
-
Vergi İhlali: Devletin vergi kaybına uğraması, dolaylı olarak ülke ekonomisine ve enflasyona olumsuz yansımaktadır.
-
Piyasa Dengesi: Kontrolsüz ve standart dışı ürün satışı, bölgedeki yerleşik ticaret düzenini altüst etmektedir.
İbadetin Özünden Uzaklaşmak
Belki de en acı olanı; malını satma derdinde olan kişinin, o esnada içeride verilen vaaz-u nasihatlerden mahrum kalmasıdır. Cemaatten para kazanırken, o cemaatin bir parçası olmayı, namazı ve manevi bilgilenmeyi ihmal etmek büyük bir çelişkidir. Üstelik cami cemiyetinden ve müftülüklerden izin alınmadan yapılan bu faaliyetler, cami yönetimlerini de zor durumda bırakmaktadır.
Belediye ve Denetim Şart
Belediyelerin pazar alanlarını belirlemiş olmasına rağmen cami önlerinin "kaçak pazar" yerine dönmesi, kamu düzeninin açık bir ihlalidir. Satış sonrası bırakılan çöpler, görüntü ve gürültü kirliliği ise cabası. Özellikle aile boyu yapılan dilencilik faaliyetleri, camiden çıkan vatandaşların huzurunu kaçırmakta, gerçek ihtiyaç sahiplerinin ise hakkına girmektedir.
Sonuç olarak; camiler ticaret hanesi değil, ibadethanedir. Yetkililerin bu "Cuma işgaline" karşı daha caydırıcı önlemler alması, vatandaşların ise bu düzensizliği alışveriş yaparak teşvik etmemesi gerekmektedir. İbadetimize gölge düşüren bu manzaralara son vermek hepimizin toplumsal sorumluluğudur.