Hayatın karmaşası içinde boğulduğumuzu hissettiğimiz anlar vardır. Gece yarısı çalan bir telefon, sesindeki titremeden kederi okunan bir dost ve dumanı üstünde tüten bir bardak çay eşliğinde yapılan o derin sohbetler… Geçenlerde böylesi bir gece yaşadım. Sevdiğim bir kardeşim, omuzlarındaki yükün ağırlığıyla kapımı çaldı. Anlattıkça içindeki cerahat boşaldı: Ailevi huzursuzluklar, evlat imtihanı, ekonomik darboğaz ve çıkmaza giren bir hayat…
Onu dinlerken bir kez daha anladım ki; insan, kendi derdini dünyanın en büyük yükü zanneder. Oysa bakış açımızı değiştirdiğimizde, sahip olduklarımızın şükrü, kaybettiklerimizin yasından daha ağır basmalıdır.
Dert Derdi Çözer: Şahsi Sorunlardan Arınmanın Yolu
Bir zamanlar "hak dava" için koşturan, toplumun ıslahı için uykusuz kalan o eski dost, şimdilerde kendi kabuğuna çekilmiş, bireysel dertlerinin zindanında mahpus kalmıştı. Ona verdiğim tavsiye aslında hepimiz için geçerli: "Dertlerin gücünü aşmışsa, kendin için ağlamayı bırakmalısın."
İnsan, sadece kendi karnını ve kendi huzurunu düşündüğünde, en küçük bir sarsıntıda yıkılır. Ancak ne zaman ki kendini aşar; ümmetin derdiyle dertlenir, adaletin ve ahlakın tesisi için bir taş koymaya niyet ederse, işte o zaman şahsi dertleri gözünde küçülür. Tıpkı "çivi çiviyi söker" misali, büyük bir dava yükünü omuzlamak, küçük hayat gailelerinin acısını dindirir.
Zayıf Anlarda Gelen İmtihan ve Sahte Teselliler
İnsan zayıf bir varlıktır. Dertler, en zayıf anımızı kollar ve oradan saldırır. Modern dünya, bu acıları dindirmek için bize içkiyi, sigarayı veya geçici kaçış yollarını sunar. Oysa bu, direnci artırmak değil, savunma hattını tamamen terk etmektir.
Kendi hayatımdan biliyorum; evlat acısıyla sınandığımda "bir sigara yak, iyi gelir" diyenlere inancımın verdiği bilinçle karşı durdum. Tecrübe etmediğim hiçbir şeyi başkasına tavsiye etmem: Siz Allah’ın davasıyla dertlenirseniz, Allah da sizin dertlerinizi derdi bilir.
Çözüm Sahaya Dönmektir
Hz. Yusuf’u (a.s.) düşünün… Zindanın karanlığında, kendi hürriyetinin derdine düşmek yerine, yanındakilere hakkı ve tevhidi tebliğ etti. Zindanı bir medreseye çevirdi. Bizler de köşemize çekilip "kaybettik" diyerek hayata küsemeyiz.
-
Kaçmak değil, kovalamak;
-
Kapanmak değil, adanmak;
-
Şikayet değil, şükretmek gerekir.
Unutmayın; derdi sadece kendi nefsi olanın sonu hüsrandır. Ancak derdi "Hak" olanın, davası insanlık olanın yardımcısı bizzat Yaradan’dır. Sahayı terk eden, kendi karanlığına mahkûm olur. Aydınlığa çıkmanın yolu, başkalarının yolunu aydınlatmaktan geçer.