Dillerimizden Düşen Medeniyet: Zikri ve Duayı Nerede Kaybettik?

Mehmet KAÇAR

Günümüzde "alim" sıfatını taşıyanların rehberlik etmediği, "cahil" kalanların ise öğrenme hevesini yitirdiği tuhaf bir döngünün içerisindeyiz. Bilginin tebliğ edilmediği, sorumluluğun paylaşılmadığı bu iklimde, en büyük kaybı kelimelerimizde ve dolayısıyla gönül dünyamızda yaşadık. Bizler, asrın getirdiği modernleşme rüzgarına kapılıp yönümüzü şaşırdık; Hz. Peygamber’in (S.A.V) izinden gitmek yerine, Batı’nın kurguladığı "rol modellere" özenir hale geldik.

Taklit Kıskacında Unutulan Değerler

İslam tarihine yön veren isimleri, İslam medeniyetinin mimarlarını birer birer zihnimizden sildik. Hz. Ebubekir’in sadakatini, Hz. Ali’nin ilmini, İmam-ı Azam’ın ferasetini veya El-Kindi’nin dehasını öğrenmek yerine; yaşam biçimi bizden fersah fersah uzak olan figürlerin hayatlarını ezberledik. Üstelik bu sadece zihinsel bir değişim de değildi; kılık kıyafetimizden konuşma üslubumuza kadar tam bir "taklit" sarmalına girdik.

En acısı ise inancımızı hayatın merkezinden uzaklaştırmamız oldu. Allah’ı göklerdeki makamına hasredip, "Bize rızık versin, sağlık versin ama dünya işlerimize karışmasın" der gibi bir yaşam tarzı benimsedik. Bu düşünce, dilimizdeki o medeniyet kokan duaları ve zikirleri söküp attı; yerine içi boş, ruhsuz kelimeler yerleştirdi.

Dilimiz Değişti, Kalbimiz Karardı

Eskiden bir işe giderken "Allah’a ısmarladık" denir, "Allah işini rast getirsin" duasıyla uğurlanırdık. Şimdilerde ise "bay bay" veya "ben kaçar" gibi sığ ifadelerle helalleşmeden ayrılıyoruz. Kazancın helalliğini sorgulamayı bırakıp sadece "bol kazançlar" temennisine sıkıştık.

Gündelik hayatımızdaki o manevi dokunuşları nasıl da kaybettik, bir bakalım:

  • Hayret anında: "Subhanallah" yerine "Vay be, vaaav" der olduk.

  • Sevinç anında: "Elhamdülillah" diyerek şükretmek yerine çığlıklarla "Oley" diyoruz.

  • Musibet anında: "Allah’ın dediği olur" diye tevekkül etmek yerine "Yandım, bittim, mahvoldum" diyerek isyana duruyoruz.

  • Gelecek planlarında: "İnşallah" demeyi unutup, her şey kendi elimizdeymiş gibi fütursuzca konuşuyoruz.

Dua Sigortasından Mahrum Kalmak

Bir sınava girene "Allah zihin açıklığı versin" demekten, yeni evlenenlere "Allah iki cihan saadeti versin" diye dua etmekten imtina eder hale geldik. "Başarılar" veya "mutluluklar" diyerek geçiştirilen bu kuru temenniler, ne yazık ki ruhumuzu beslemeye yetmiyor.

Hatta en mahrem ve en kutsal anlarda bile edebimizi yitirdik. Peygamberimizin adı anıldığında salavat getirmeyi unutup, O'ndan (S.A.V) sanki bir arkadaşımızmış gibi bahsetmeye başladık. Sabah uyandığımızda bizi yeniden dirilten Rabbimize "Sabahel hayır" diyerek selam vermek yerine, sadece hava durumundan ibaret bir "Günaydın" ile yetiniyoruz.

Sonuç: Özümüze Dönüş Çağrısı

Sözlerimizden Allah kelimesini ve dua bereketini çıkarmak, aslında hayatımızdan huzuru ve bereketi çıkarmaktır. Bugün toplumca yaşadığımız o derin psikolojik boşluğun, tatminsizliğin ve huzursuzluğun temelinde "dua sigortasını" iptal etmemiz yatıyor. Allah’ın korumasından ve zikrin aydınlığından uzaklaştıkça, şeytanın kurduğu o karanlık imparatorluğun içinde savruluyoruz.

Kelimelerimiz kimliğimizdir. Eğer medeniyetimizi yeniden inşa edeceksek, işe dilimizden, selamımızdan ve dualarımızdan başlamalıyız. Rabbim sonumuzu hayreylesin ve bizleri yeniden kendisini bilinçle seven kullarından eylesin.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.