Bazı insanlar vardır; gölgesinde serinledikleri ağacın köklerini tartışmaya başlarlar. Yıllarca aynı siyasi iklimden beslenir, aynı hareketin sağladığı imkânlarla görünürlük kazanır, aynı liderin açtığı yoldan yürürler. Sonra bir gün çıkıp o hareketin geleceğini tarif etmeye kalkarlar.
Bugün yaşanan tartışmanın özeti budur.
Birileri damadı işaret ediyor, birileri oğlu işaret ediyor. Henüz siyasi hareketin lideri görev başındayken, yerine kimin geçeceği üzerine senaryolar kuruyorlar. Bunun adı siyasi öngörü değildir. Bunun adı, liderin varlığını küçülterek kendine alan açmaya çalışmaktır.
Çünkü bu tartışmaların merkezinde damat da yoktur, oğul da yoktur. Bu tartışmaların merkezinde Recep Tayyip Erdoğan vardır.
Farkında olsalar da olmasalar da söyledikleri her söz aynı kapıya çıkmaktadır; Erdoğan sonrası.
Oysa Erdoğan sonrasını konuşabilmek için önce Erdoğan gerçeğini doğru anlamak gerekir.
AK Parti sıradan bir siyasi organizasyon değildir. Türkiye’de pek çok parti kurulmuş, pek çok genel başkan gelmiş geçmiştir. Ancak bazı siyasi hareketler vardır ki liderinden bağımsız düşünülemez. AK Parti’nin kuruluş hikâyesi, büyümesi, iktidar yürüyüşü, vesayetle mücadelesi, darbe girişimlerine karşı direnci ve uluslararası alandaki etkisi doğrudan Erdoğan’ın siyasi karakteriyle şekillenmiştir.
Bu gerçeği inkâr ederek yapılacak her analiz eksik kalmaya mahkûmdur.
Bugün milyonlarca insan AK Parti’yi konuşurken aslında büyük ölçüde Erdoğan’ın temsil ettiği siyasi çizgiyi konuşmaktadır. Hareketin enerjisini, yönünü ve iddiasını belirleyen temel unsur da budur.
Ortaya çıkan veliahtlık tartışmaları yalnızca zamansız değil, aynı zamanda saygısızdır.
Çünkü bir lider görev başındayken onun yerine kimi koyacağını tartışmak, aslında o liderin yeterliliğini tartışmaya açmaktır. Damat üzerinden de yapılsa, oğul üzerinden de yapılsa sonuç değişmez. Her iki yaklaşım da aynı yere çıkar; Erdoğan’ın artık yetmediği iması.
Bunu muhalifler söylediğinde siyasi bir pozisyon olarak okunabilir. Ancak aynı cümlelerin, varlığını Erdoğan’ın açtığı siyasi zemine borçlu isimler tarafından kurulması daha ibretlik bir manzara ortaya çıkarıyor.
Daha da ilginci, bu isimlerin toplumsal karşılıklarının, Erdoğan’ın temsil ettiği siyasi ağırlıkla kıyaslanamayacak ölçüde sınırlı olmasıdır. Kendi başına bir siyasi heyecan üretemeyenlerin, milyonları peşinden sürükleyen bir lider hakkında miras planları yapması trajik olduğu kadar komiktir de.
Çünkü siyaset, televizyon ekranlarında veliaht belirleme oyunu değildir.
Siyaset, milletin kimi görmek istediğiyle ilgilidir.
Bugün AK Parti’nin lideri Recep Tayyip Erdoğan’dır. Hareketin rotasını belirleyen de odur. Yarın ne olacağına karar verecek olan da birkaç eski siyasetçinin kişisel hevesleri değil, yine milletin iradesi olacaktır.
Kendilerini tarih yazanların yerine koyanlar şunu unutuyor; bazıları tarihin öznesidir, bazıları ise dipnotu.
Dipnotların, kitabın yazarına yön vermeye kalkışması ise ancak siyasetin mizah tarafına malzeme olur.
Kim bunlar?
Hadsizlik sınır tanımıyor. Biri FETÖ’nün servis ettikleriyle kitap yayınlamış, milletvekili olmuş, diğeri İmamoğlu davasını ranta dönüştürme hevesliliği taşımış biri.