Günlük hayatın koşuşturmacası içinde pek çoğumuzun aklına şu soru düşer: "Maddi imkânı kısıtlı olan bir Müslüman, hayır hasenat yarışında zenginlerin gerisinde mi kalır?" Zira zenginler zekât verebilir, büyük vakıflar kurabilir ve yüksek meblağlarda sadaka dağıtabilirler. Peki, bu durum manevi bir dezavantaj mıdır? Asrısaadet’ten günümüze ışık tutan hadis-i şerifler, meselenin aslında bir "cüzdan" meselesi değil, bir "vicdan ve niyet" meselesi olduğunu açıkça ortaya koyuyor.
Sahabenin Tatlı Telaşı: Sevap Yarışı
Ebû Zer Gıfarî (r.a) vasıtasıyla bizlere ulaşan bir rivayette, fakir sahabelerin Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) gelerek mahzun bir edayla şöyle dediklerini duyarız: “Ey Allah’ın Resûlü! Varlıklı Müslümanlar bütün sevapları alıp götürüyorlar. Onlar da bizim gibi namaz kılıp oruç tutuyorlar ama üstüne bir de mallarının fazlasından sadaka veriyorlar.”
Aslında bu, gıpta edilecek bir derttir. Dünyalık makam için değil, Allah katındaki değer için duyulan bir endişedir. Efendimiz’in (s.a.v) bu soruya verdiği cevap ise İslam’ın "sadaka" kavramına ne kadar geniş ve kuşatıcı bir ufuk çizdiğini kanıtlar niteliktedir.
Her Adım Bir Sadaka, Her Zikir Bir İyilik
Peygamber Efendimiz (s.a.v), imkânı olmayanlara müjdeyi bizzat vermiştir: “Allah size sadaka verme imkânı bahşetmedi mi sanıyorsunuz? Her tesbih, her tekbir, her tahmid ve her tehlil bir sadakadır.”
Yani dille söylenen bir "Sübhânellah", bir "Elhamdülillah"; kalbe ve ruha şifa olan her zikir, aslında kişinin kendi manevi hazinesine bıraktığı birer akçedir. Sadece bununla da kalmaz; iyiliği emretmek, bir kötülüğe engel olmak da en büyük sadakalar arasındadır. Hatta Efendimiz, helal dairesindeki beşerî ilişkilerin, eşine verilen bir lokmanın bile niyet halis olduğunda sadaka hükmüne geçtiğini müjdelemiştir.
Niyet, Âdeti İbadete Dönüştürür
Buradaki asıl sır şudur: İyi bir niyet, sıradan günlük işleri ibadete dönüştürür. Kötü niyet ise en görkemli hayırları bile değersiz kılar. Nitekim Kur’an-ı Kerim, müminlerin az miktar dahi olsa güçlerinin yettiğince verdikleri sadakalarla alay eden münafıkları şiddetle kınamaktadır (Tövbe Suresi, 79).
Allah, kulundan sahip olmadığı imkânı değil, sahip olduğu imkânı ne yönde kullandığını sormaktadır. Zengin malıyla imtihan edilirken, fakir de elindeki zikir, tefekkür ve güzel ahlak sermayesiyle aynı mertebelere ulaşabilir.
Netice-i Kelam
Kimse başkasının yaptığı iyiliğin büyüklüğüne bakıp ümitsizliğe düşmemelidir. Hangi kuluna neyi ikram edeceğini yalnızca Allah bilir. Önemli olan, "Eğer imkânım olsaydı ben de yapardım" diyen o samimi kalbi muhafaza etmektir.
Unutmayalım ki; zenginlik sadece banka hesaplarında değil, Allah’ı anan dillerde ve O’nun rızasını gözeten gönüllerdedir.
Selâmetle!