Günümüzde modernleşme sancıları çekerken, farkında olmadan en kıymetli miraslarımızdan birini; selamlaşma kültürümüzü de değişime uğratıyoruz. Pek çok kişi, Peygamber Efendimiz’in (s.a.s) bizlere birer dua ve kardeşlik nişanesi olarak bıraktığı "Esselâmü Aleyküm" yerine, "günaydın", "tünaydın" gibi ifadeleri ya da ecnebi dillerden devşirme selamları tercih ediyor.
Peki, bu bir tercih meselesi mi, yoksa kültürel bir kopuşun ayak sesleri mi?
Kalpleri Yumuşatan Bir Anahtar: Adıyaman’daki O İlk Selam
Selamın gücünü anlamak için 1908 yılına, Adıyaman’ın Bölük yayla kasabasına atanan bir öğretmenin hatırasına kulak verelim. Genç öğretmen, tanımadığı bir çevrede dışlanmışlık hissiyle yürürken, önüne çıkan herkese —çocuk, yaşlı demeden— selam vermeye başlar. Birkaç hafta sonra o mesafeli köylülerin bakışları değişir. Bir kahve önünden geçerken yaşlı bir amca onu durdurur:
"Sen kimsin evladım? Herkese selam veriyorsun, buralarda böyle selam veren birine pek rastlanmaz."
Öğretmen kendisini tanıttığında ise kapılar sonuna kadar açılır: "Tamam, sen iyi biriymişsin, gel bir çayımızı iç." İşte selamın tılsımı buradadır; o sadece bir sesleniş değil, "Benden sana zarar gelmez, ben senin esenliğini diliyorum" demenin en samimi yoludur.
Selamın Hükmü ve Kuran’daki Yeri
İslam, sadece bir hitap şekli değil, Müslüman toplumun kimliğini belirleyen bir iletişim dili inşa etmiştir. Nisa Suresi 86. ayette bu durum net bir şekilde ifade edilir:
"Size bir selam verildiğinde ona daha güzeli ile ya da aynısı ile karşılık veriniz. Hiç kuşkusuz Allah her şeyin hesabını tam yapandır."
Peygamber Efendimiz (s.a.s) tarafından öğretilen üç temel selam seviyesi vardır:
-
Esselâmü Aleyküm: Karşılığı "Ve aleyküm selâm ve rahmetullah"dır.
-
Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullah: Karşılığı daha da artırılarak verilir.
-
Esselâmü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berakâtuhü: Artık zirve noktadır; tam bir dua ve bereket temennisidir.
Neden Sadece "Günaydın" Yetmez?
"Günaydın" demek elbette bir nezaket ifadesidir; ancak "Selam", içinde dünya barışını, zalime karşı başkaldırıyı ve mazlumun duasını barındıran derin bir metafizik boyuta sahiptir. Selam;
-
Kardeşlik bağlarını güçlendirir: Tanıdık tanımadık herkese selam vermek, kalpteki kini ve öfkeyi eritir.
-
İslami bir kimliktir: Toplumsal karakteristik çizgimizi korur, kültürel erozyona karşı bir kalkan görevi görür.
-
Barışın anahtarıdır: İslam kelime anlamı itibariyle "esenlik ve barış" demektir. Selam ise bu barışın sokağa inmiş halidir.
Sonuç: Selamı Yaygınlaştırmak Bir Sünnet, Almak İse Farzdır
Selamlaşmayı sadece bir alışkanlık olarak görmemeli; onu kalplerin şeytani vesveselerden temizlenmesi, yabancıların dost olması ve toplumsal huzurun tesisi için bir araç olarak kullanmalıyız. Peygamber mirası olan bu özel hitabı küçümsemek veya "Arapça" olduğu gerekçesiyle dışlamak, aslında kendi manevi köklerimize sırt çevirmektir.
Gelin, bugünden itibaren sokakta karşılaştığımız o "yabancıya" bir selam vererek gönül kapılarını aralayalım. Çünkü selamın girdiği yerde düşmanlık barınamaz.