Görünmez Hırsızlık: Geleceğimizi Çalanların Büyük Hesabı

İlahi adalet, dünyadaki gibi "delil yetersizliğinden" kapanan dosyalarla işlemez. Al-i İmran Suresi 161. ayetinde açıkça ihtar edilir: “Her kim kamu malını zimmetine geçirirse kıyamet gününde çaldığı şeyle birlikte gelecektir.” Düşünün; haksız kazançla elde edilen her kuruş, gasp edilen her gelecek, o gün sahibinin boynunda bir utanç vesikası olarak asılı kalacak.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), o gün kendisine sığınmak isteyen haksız hak sahiplerine karşı bizleri şimdiden uyarıyor: "Ben bunu sana söylemiştim." Yani, bildiğimiz halde çiğnediğimiz hukuk, o gün şefaat kapılarını bile yüzümüze kapatabilir.

Tövbe Yanlış Yerde Aranmaz

Toplum olarak en büyük yanılgımız, hatayı çarşıda yapıp affı camide aramak. Oysa adalet basittir: Günah nerede işlendiyse, tövbe orada başlar. * Kamu malına el uzatanı ne dualar ne de secdeler aklar.

  • Kulları dolandırıp Allah’tan af dileyenlerin samimiyeti, mağdurun hakkı ödenmedikçe askıdadır.

  • Birinin neşesini mi çaldınız? Hesabı ona vereceksiniz. Birinin geleceğini mi kararttınız? Helalliği ondan alacaksınız.

Hakikatle Yüzleşmek

Allah kendi hakkından vazgeçebilir, O sonsuz merhamet sahibidir. Ancak kulun kuldaki hakkı, Allah’ın adaletinin tecelli ettiği en hassas noktadır. Tövbe, sadece dille söylenen bir pişmanlık kelimesi değil; hakkın iadesi, kalbin onarılması ve samimi bir özürdür.

Unutmayın; birinin kalbini kırdıysanız adresiniz sema değil, o kırılan kalbin sahibidir. Geleceği çalınan bir neslin ahı, hiçbir dünyalık kazançla telafi edilemez.