HAKKI TEBLİĞDE METOT!

Mehmet KAÇAR

Hakkın tebliği ve bu tebliğ mücadelesinde şeklin önemi var mıdır? Varsa nedir?

Hakkın tebliği ve bu tebliği yaparken verilen mücadelesinde, gerektiği zaman bir çoban, bir simitçi, bir prof, bir işçi, bir işsiz, bir emekli, bir zengin, bir fakir, ile de yapılabilir.

Bazen de çocuklarla, yaşlılarla, kadınlarla, erkeklerle, ustalarla yapılabilir. Burada, akademik onay –diploma-, makam, unvan, meşrep, mezhep şartına ihtiyaç duymadan sıradan bir durum üzerinde de yapılabilir. Bazı durumlarda da makam ve mevki tebliğde ön plana çıkabilir.

Tebliğde, makam, işçi, zengin, fakir, çocuk, yaşlı, kardeş, anne, baba, dayı, emmi ayrımı da yapılmaz.

Topyekun, doğumdan ölüme yani son nefese kadar tüm insanlık tebliğ kapsamı içerisine girer ve sen birey olarak bu kapsam alanında ulaşabildiğin yere tebliğ yapmak mecburiyetindesin.

Bazı hallerde işçi patronuna, memur amirine bu görevini yapabilir. Bazı durumlarda sözlü tebliğ yerine davranışlarla bu yapılabilir ve hatta yapılmalıdır da. Burada amaç, hakkın üstünlüğü, batılın yenilgiye uğraması ve bilhassa görevi yerine getirerek Allah(cc)’ın rızasını kazanma hedefi vardır. Her tebliğ çalışmasının çıkmazları:

Fertlerin, özgün anlayışlarını-düşüncelerini, Allah(cc)’ın hükümlerinden soyutlayarak, dışlayarak, hak telakki etmelerinden soyutlayarak, hak etmelerinden şekilleniyor. Günümüz seküler, kapitalist ve Katolik ahlakı ile şekillenen, komünist ve felsefik anlayışların beşeri üstünlük kurma yarışlarında insanlığa adalet yerine zulümden başka bir şey getirmediği, köleliğin kabuk değiştirerek devam ettiğini artık kimse akılına bile getirmemekte ve bu yapının, versiyon değiştirmiş ve özgürlük adını verdikleri bir başka model kölelik olduğunu hiç kimse saklayamamaktadır. Sadece kapitale sahip olan ve kendilerini kapitalleri yüzünden hak sahibi olarak gören sözde mutlu azınlıkların başı çektiği dünya ve içindeki diğerlerinin geleceğine katkıda bulunma şansı, psikolojik ve kompleksli tedavi, tedavi edilmesi gereken ağır vakalar içerisine girmektedir.

Kimliğimize, kişiliğimize ve karakterlerimize aidiyet değil, var oluş ve niçin yaratıldık sorusunun bir cevabı olan kimliğimizi acilen kapsam alanı içerisine kavratmak mecburiyetimiz vardır. Bunun ölçüsü kutsal kitaplarda ve Peygamber öğretilerinde net bir şekilde verilmiştir.

Burada söz konusu olan mevzu haksızlık ise bu babanızdan dahi olursa bu haksızlığa tavır koyma karakterinin öğreticisi olan peygamberde bizim var oluş kimliğimizi kazandırmaya çalışmıştır.

Hak ve adalet, bütün varlığın ortak değer ve dengesidir. Yani tahtaravallinin mihenk noktasıdır. Bir ucu hak diğer ucu batıl, ortası ise adalettir.

Eğer bu denge bozulursa; “halife” , “yeryüzünde fesat çıkarıcı, kan dökücü” kimlik ve kişiliğini yeniden keşfeder ve ona bürünür. kan emer ve fesat çıkarır.

Zulüm ile inkişaf olan toplumlarda, direnenlerin, tebliğ görevini yerine getirenlerin dışında, bir de suskunlar, yutkunanlar, bananeciler, adam sendeciler, bize mi düştücüler, nasıl olsa birileri yapıyor diyenler varken bir de buğuz ile karşılık verenler dahil hiç kimse masum kabul edilemez. Çünkü emri bil ma’ruf görevi ya önemsenmiyor ya da bilinçli bir şekilde terk ediliyor.

Oysa yaşamın her anı, yaratıcının yolunda anlamlıyken, ihtiraslar sebebi ile bu anlamı ötelemek veya saptırmaki ağır bedelli, hayatın talihsiz eylemlerindendir. Takva; ne Arap, ne Türk milliyetçiliğinde ne de başka bir ırkın üstünlüğünde veya giysilerinde, ne sakalda, ne şalvarda, ne zikirmatik okumalarında vs. değildir. Takva, hakkı üstün tutma ve batıla galip gelme ve her yer ve zamanda adaletin hakim kılınması mücadelesini vermededir. Bu yolda da bıkmamak, usanmamak, pes etmemek ve sürekli devam etmektedir.

İslam hiç bir sistemin özellikle de ırkın, ırkçılığın payandası, destekleyicisi, takviyecisi olamaz ve asla değildir.

Sonuç olarak hak ve adalet ölçüsü hiç kimsenin keyfiyetine, isteğine, ırkına, gücüne, parasına bırakılmamıştır.

Uyulması, desteklenmesi, mücadele edilmesi gereken İslam’ın en önemli emirlerindendir.

İslam’ın öğrettiği bu ölçüyü, Amerikan’ın kızıl derililerinden, Avusturalya’nın aborjinlerine, Afrika’nın en ücra köşelerinin siyahi insanlarını kucaklayıp, ulaştırmak, adaletin uygulanışını göstermek ve onlara bu durumu dillendirmek mecburiyeti, tebliğin olmazsa olmaz bir şartıdır.

Ezen, ezilen değil, kardeşçe, paylaşan, paylaştıkça da adaleti güçlendiren bir yoldur takva… Selâmetle!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.