HARPUT'TA İŞRAK -Yad ve Diriliş

Ferhan BAŞAR

Bir harita var.

Yüzyıldır rafta duruyor. Kimse kaldırmıyor, kimse yırtmıyor. Çünkü harita sabırlıdır. İnsanlar unutur, harita unutmaz.

Nil'den Fırat'a. Bu haritanın adı "Arz-ı Mevud" — vaat edilmiş toprak. Kim vaat etti, kime, hangi yetkiyle; bunlar ayrı sorular. Ama haritanın kuzey sınırı değişmiyor.

Fırat.

Fırat Türkiye'nin içinden geçiyor.

Gözler Nereye Bakıyor?

İstanbul'da bir konser var. Dünya yıldızı. Biletler tükendi, ekranlar aktı, sosyal medya günlerce konuşacak. Büyük şehir büyük geceye hazır.

Aynı günlerde başka bir davet yayılıyor.

Harput. Sabah namazı. İşrak vakti. Hüseynî makamında sela.

İki davet. İki yön.

Peki neden biri ekranlara taşınıyor, diğeri sessizce yayılıyor? Neden biri milyonlarca liralık organizasyon, diğeri bir sabah vakti? Neden biri İstanbul, diğeri Harput?

Bu soruyu sormak gerekiyor.

Harput Nerede?

Haritada bul.

Elazığ'ın hemen üstünde. Eski şehir yukarda, yeni şehir aşağıda. Aralarında yüz metre yükseklik, yüzyıllar mesafe.

Harput bugün ıssız. Medreseler taş olmuş, dergahlar kapanmış, çarşı yok. Çıkan yol bile artık sadece ziyaretçi yolu. Eski Harput'u bilen kalmamış, hatırlayan azalmış.

Ama sela hâlâ okunuyor.

Yüzyıllardır. Hüseynî makamında. Sabah namazlarında. Kimse duymasa da, kimse yazmasa da.

Şimdi şunu sor: Bir şehir fiziksel olarak ölmüş ama sesi hâlâ yaşıyorsa, o şehir gerçekten ölmüş müdür?

Altında Ne Yatıyor?

Harput'tan güneye in.

Diyarbakır. Eğil ilçesi. Orada iki kabir var.

Hz. Elyesa. Hz. Zülkifl.

Bu isimleri kaç Müslüman biliyor? Kabirlerinin nerede olduğunu kaç kişi biliyor? Peygamberliklerini sürdürdükleri coğrafyanın bugün hangi haritanın üzerinde durduğunu kaç kişi biliyor?

O coğrafya tam da Arz-ı Mevud iddiasının göbeği. Nil'den Fırat'a uzanan o haritanın üstü.

Urfa'ya git. Hz. İbrahim orada doğdu. Hz. Eyüp orada sabırla imtihan oldu. Hz. Şuayb o topraklarda tebliğ etti.

Harput'un hemen güneyinde peygamberler yatıyor. Ve o peygamberlerin yattığı topraklar yüzyıldır başka bir haritanın hedefinde.

Bu tesadüf müdür?

Hafıza Silinmeden Toprak Alınamaz

وَلَن تَرْضَىٰ عَنكَ الْيَهُودُ وَلَا النَّصَارَىٰ حَتَّىٰ تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ

"Yahudiler de Hristiyanlar da sen onların milletine uymadıkça asla senden razı olmayacaklar."

(Bakara, 120)

Toprak savaşı önce zihinde kazanılır ya da kaybedilir.

1924. Halifelik kaldırıldı. Ümmet başsız kaldı. Ortak karar alma mercii yok edildi.

Ardından ne geldi?

Mezhepsizlik. "Mezhepleri bırakın, doğrudan Kur'an'a dönün." Kulağa masum geldi. Pratikte yüzyıllık fıkhi birikim tasfiye edildi. Ulema otoritesi sarıldı. Kurumsal hafıza çözüldü.

Reformizm. Başlangıçta uyanış hareketi gibi göründü. Zamanla İngiliz oryantalizmiyle kesişti. Geleneksel yapıları çözüp yerine kalıcı bir şey koymadı.

1931. Kudüs'te İslam Genel Kongresi toplandı. 22 ülkeden 153 delege. Sünni, Şii, İbadiyye aynı safta namaz kıldı. Kararlar alındı. Uygulanamadı. İyi niyet tek başına yetmedi.

Ve bugün?

Sosyal medyadan Sünni-Şii gerilimi körükleniyor. Mezhepsizlik söylemi kurumsal din anlayışını aşındırıyor. Genç nesil peygamberler tarihini bilmiyor, coğrafyayı okuyamıyor.

Gözler İstanbul'daki konserlere bakıyor.

Harita hâlâ rafta duruyor.

Şifreli Bir Ses

Muharrem Nurettin Coşan Hocaefendi açık konuşmanın bedelini bizzat ödedi.

Irak tezkeresine karşı çıktı, anlaşılmadı. "Başörtüsü sözünüzü tutmadınız" dedi, ötekileştirildi.Anayasa değişikliğinin arkasındaki oyunu anlattı, hedef alındı.

Şifreli dil bir tercih değil, zorla öğrenilmiş bir stratejidir.

Bu yüzden Harput'u söylemeden işaret ediyor. Zülkifl'e selam vererek coğrafyayı gösteriyor. Ufka Yolculuk yarışmasında peygamberler tarihini konu seçerek hafızayı diriltmeye çalışıyor.

Bilmeyene güzel bir etkinlik. Bilene seferberlik daveti.

Peki sen hangisisin?

İşrak Nedir?

İşrak bir vakit.

Güneş doğduktan kırk dakika sonra. Karanlığın tam bittiği, aydınlığın tam yerleştiği an. Ne gece ne gündüz. İkisi arasındaki o ince çizgi.

Hocaefendi o vakti seçti. Rastgele değil.

Çünkü biz de o vakitteyiz. Tam karanlık değil, tam aydınlık da değil. Hafıza silinmeye çalışılıyor ama silinemiyor. Coğrafya unutulmaya çalışılıyor ama altında peygamberler yatıyor. Sesler kısılmaya çalışılıyor ama Harput'ta sela hâlâ okunuyor.

İşrak vakti hem en karanlığın bitişi hem en aydınlığın başlangıcı.

Zülkifl'in Mirası

فَاصْبِرْ كَمَا صَبَرَ أُولُو الْعَزْمِ مِنَ الرُّسُلِ

"Azim sahibi peygamberlerin sabrettiği gibi sen de sabret."

(Ahkaf, 35)

Hz. Zülkifl fitne ortamında sabretti. İbadet etti. Öfkesine yenilmedi. Kazandı.

Kabri bugün Diyarbakır'da. Tam da o haritanın üzerinde. Tam da o coğrafyada.

Hocaefendi on binleri Harput'a götürüyor. Sabah namazına. İşrak vaktine. Hüseynî selaya.

Gözler İstanbul'a bakarken o Harput'u işaret ediyor.

Çünkü büyük liderler herkesin baktığı yere bakmaz.

Herkesin unuttuğu yeri hatırlatır.

Yad ve Diriliş

Yad etmek sadece anmak değildir.

Yad etmek, asıl ruhun ölmediğini söylemektir. Yad etmek, hafızanın hâlâ ayakta olduğunu ilan etmektir. Yad etmek, haritaya bakmaktır.

O harita hâlâ rafta duruyor.

Ama Harput'ta işrak vakti sela okunuyor.

Ve on binler o sabaha söz verdi.

Belki diriliş böyle başlar. Ekransız. Sessizce. Sabah vaktinde. Unutulmuş bir şehrin tepesinde.

Bu coğrafyayı bize gösterenlerin izinde...

Sürçü lisan ettik ise affola.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.