Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın yıllar önce kulaklara küpe olması gereken o meşhur uyarısı bugün yankısını buluyor: “Bir gün sıra Suriye’ye gelirse, biliniz ki hedef Türkiye’dir.” Bugün coğrafyamızda yaşananlar, bu öngörünün ne kadar isabetli olduğunun kanlı birer ispatıdır. Artık tüm dünya biliyor ki; bir ülkenin sınır güvenliği, komşusunun huzurundan geçer. Kıtalar ötesinden gelip vekalet ordularıyla sınır dibimizde oyun kuranların asıl niyetini okumak için kâhin olmaya gerek yok.
"Hasta Adam"dan Oyun Kuran Türkiye’ye
Eğer bugün Suriye’de, Irak’ta ya da Libya’da varlık göstermeseydik; bu savaşı yarın kendi sınırlarımız içerisinde, Hatay’da, Gaziantep’te veya Şanlıurfa’da vermek zorunda kalacaktık. Batılı şer odaklarının ve "Papaz Klemens" zihniyetinin yazdığı bu senaryonun temelleri aslında bir asır önce atıldı. O günlerde Türkiye’ye “Hasta Adam” yaftasını yapıştıranlar, Osmanlı’yı parçalayıp İslam dünyasını iliğine kadar sömürenler, bugün aynı iştahla karşımızdalar.
Ancak bir farkla... O "Hasta Adam" artık şifa buldu, ayağa kalktı ve hem masada hem sahada "ben de varım" diyor.
Sykes-Picot’un Cetvelleri ve Kırılan Kalemler
Tarihin tozlu sayfalarına baktığımızda, 20. yüzyılın Müslüman coğrafyası için kan, gözyaşı ve sömürü demek olduğunu görüyoruz. Emperyalist/Siyonist ittifak, enerji kaynaklarına çökmek için önce Osmanlı’yı hedef aldı. 5 milyon kilometrekarelik devasa bir gövdeyi, 789 bin kilometrekareye hapseden zihniyet; Abdülhamit Han’ı devirerek Ortadoğu petrol haritasını ve Bağdat-Mekke demir yolu gibi stratejik projeleri rafa kaldırdı.
Sykes-Picot denilen o paçavra ile Mezopotamya’nın kadim halkları olan Türk, Kürt ve Arap kardeşliğini cetvelle böldüler. Anadolu’yu Sevr ile paylaşmaya kalkanlar; İzmir’i Yunan’a, güneyi Fransız’a, doğuyu Ermeni hayallerine peşkeş çekmek istediler. Ama unuttukları bir şey vardı: Müslüman Türk milletinin bağımsızlık karakteri. İstiklal Harbi, bu kirli planları yırtıp atan bir iradenin adı oldu.
Neden Suriye’deyiz? Neden Libya’dayız?
"Suriye’de ne işimiz var?" diye soranlar, aslında tarihten ders almayanlardır. Türkiye bugün güçlenen savunma sanayii ve stratejik hamleleriyle bu coğrafyada varlık gösteriyorsa, bu sadece bir dış politika tercihi değil, bir beka meselesidir. Küresel güçlerin Türkiye’nin toprak bütünlüğüne kendiliğinden saygı duyacağını beklemek, safdillikten öte bir gaflettir.
Eskiden denizlere hâkim olanın dünyaya hükmettiği bir düzen vardı; sonra hava gücü dengeleri değiştirdi. Bugün ise teknoloji, siber dünya ve uzay çağındayız. İslam dünyasına ekilen ırkçılık ve mezhepçilik tohumlarını kurutmanın tek yolu, teknolojiyi yakalamak ve yerli-milli bir duruş sergilemektir.
Sonuç olarak; Dün "Hasta Adam" diyerek mezarını kazdıkları bu millet, bugün bölgesel bir güç olarak planları bozuyor. Sınırlarımızın içinde huzurla uyumak istiyorsak, sınır ötesindeki oyunun bir parçası değil, oyun kurucusu olmak zorundayız. Çünkü hedef dün olduğu gibi bugün de Türkiye’dir; ancak bu kez karşılarında o eski, yorgun devlet değil, dirençli ve uyanık bir Türkiye Cumhuriyeti vardır.