Ekonomide istikrar çoğu zaman fiyatlar üzerinden tartışılır; oysa fiyatlar, daha derinde işleyen bir düzenin dışavurumudur. Bu düzenin dili şeffaflıktır. Şeffaflık yalnızca bilginin açıklanması değil; bilginin anlaşılır, tutarlı ve karşılaştırılabilir biçimde sunulmasıdır. Hukuk, denetim ve veri bu dilin üç temel sütunudur. Bu sütunlardan biri zayıfladığında istikrar söylemi, güven üretmeyen bir temenniden ibaret kalır.
Hukuk, ekonomide yalnızca uyuşmazlık çözme aracı değildir; beklentileri sabitleyen kurumsal bir çerçevedir. Sözleşmelerin korunmadığı, geriye yürüyen düzenlemelerin olağanlaştığı bir ortamda aktörler rasyonel davranamaz. Çünkü hukuk belirsizleştiğinde risk hesaplanamaz hâle gelir. Bu noktada hukuk devleti, piyasanın karşıtı değil; ön şartıdır. Hukukun öngörülebilirliği, yatırımın ve emeğin geleceğe bağlanabildiği zemini oluşturur.
Denetim ise çoğu zaman cezalandırma refleksiyle anılır. Oysa denetimin asli işlevi, sonradan müdahale etmek değil; önleyici güven üretmektir. Etkin denetim, herkesin kurala uyduğu varsayımına değil; kurala uymanın rasyonel olduğu bir düzen kurmaya dayanır. Denetimin kişiye göre değiştiği, görünürlükten kaçanın avantaj sağladığı bir sistemde rekabet bozulur. Rekabet bozulduğunda verimlilik düşer; verimlilik düştüğünde ücret, fiyat ve bütçe dengeleri sarsılır.
Veri, hukuk ile denetimi birbirine bağlayan ortak dildir. Veri güvenilir değilse hukuk da denetim de işlevini yitirir. İstatistikler tartışmalı hâle geldiğinde, aktörler aynı gerçeklikte buluşamaz. Bu durum karar alma süreçlerini parçalar. Joseph E. Stiglitz’in bilgi asimetrisi üzerine çalışmaları, piyasa başarısızlıklarının önemli bir bölümünün “Bilginin bozulmasından” kaynaklandığını gösterir. Bilgi bozulduğunda piyasa doğru sinyaller üretmez; yanlış sinyaller ise yanlış davranışları teşvik eder.
Bu nedenle veri, teknik bir araç değil; kamusal bir sözleşmedir. Toplum, açıklanan rakamların gerçeği yansıttığına inanmadığında ekonomi yönetimi iletişim gücünü kaybeder. En doğru kararlar bile şüpheyle karşılanır. Bu şüphe kısa vadede fiyatlara, uzun vadede ise kurumlara zarar verir. İstikrar, rakamların doğruluğundan önce rakamlara duyulan inançla başlar.
Türkiye’de hukuk, denetim ve veri alanlarında yaşanan sorunların ortak noktası tutarlılık eksikliğidir. Kurallar vardır ama uygulanma biçimi öngörülemezdir. Denetim yapılır ama süreklilik taşımaz. Veriler açıklanır ama karşılaştırma imkânı zayıftır. Bu tablo, ekonomik aktörleri üretime değil; savunmaya yöneltir. Savunma refleksi ise ekonomide dinamizmi öldürür.
Şeffaflığın ahlaki boyutu tam da burada belirginleşir. Şeffaflık, her bilginin ifşa edilmesi değil; hesap verilebilirliğin içselleştirilmesidir. Devletin denetlenenle denetleyen arasındaki mesafeyi koruyabilmesi; veriyi açıklarken savunmacı değil, açıklayıcı bir dil kullanabilmesi güveni güçlendirir. Güven güçlendikçe disiplin, baskı olmaktan çıkar; ortak bir norm hâline gelir.
Hukuk, denetim ve veri arasındaki uyum sağlanmadıkça istikrar kalıcı olmaz. Bu üçlü birlikte çalıştığında ekonomi, kişilere değil; kurallara yaslanır. Kurallara yaslanan bir düzen ise kriz anlarında bile dağılmaz. Çünkü aktörler bilir; “Bilgi saklanmayacak, kural keyfi uygulanmayacak, denetim gecikmeyecek.” Bu bilgi, ekonominin en değerli sermayesidir.
Şeffaflık bir kez dil hâline geldiğinde ekonomi yönetimi açıklama yapmak zorunda kalmaz; anlaşılır olur. İstikrar da geleneğe dönüşür. Herkesin aynı veriye bakabildiği, aynı kurala tabi olduğu ve aynı denetimden geçtiği bir zeminde.