İmam Humeyni’yi hatırlamak an meselesi

Ahmet Şükrü KILIÇ

1989 yılı dünyanın hafızasında yalnızca bir edebiyat tartışması olarak kalmadı. Bir kitabın yayımlanmasıyla başlayan kriz, kısa sürede küresel siyaset, dinî otorite ve güç dengeleri üzerine yürüyen sert bir tartışmaya dönüştü. O günlerde dünyanın en güçlü devletleri askeri güçleriyle konuşurken, İran’dan gelen bir cümle dünya gündemini değiştirdi. Bu nedenle Selman Rüştü meselesi yalnızca bir roman polemiği değildir; modern çağda inanç, otorite ve siyasal irade arasındaki gerilimin en çarpıcı örneklerinden biridir.

1988 yılında yayımlanan Şeytan Ayetleri adlı roman birçok Müslüman tarafından İslam’a ve Peygamber’e hakaret içerdiği gerekçesiyle büyük tepkiyle karşılandı. Tartışmalar büyürken İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu İmam Humeyni 14 Şubat 1989 tarihinde bir fetva yayımladı. Bu fetva İran devlet radyosu aracılığıyla tüm dünyaya duyuruldu. Metin kısa ama etkisi çok büyük olan bir çağrıydı.

Fetvanın metni şu ifadelerle dünyaya duyuruldu:

“Dünyadaki bütün cesur Müslümanlara bildiriyorum ki; İslam’a, Peygamber’e ve Kur’an’a karşı hazırlanmış, basılmış ve yayımlanmış olan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının yazarı Selman Rüştü ve bu kitabın içeriğinden haberdar olarak onun yayımlanmasına katkıda bulunan herkes ölüme mahkûmdur. Bütün cesur Müslümanlardan onları nerede bulurlarsa bulsunlar gecikmeden infaz etmelerini istiyorum ki artık hiç kimse Müslümanların kutsallarına hakaret etmeye cesaret edemesin. Bu yolda öldürülen kişi de şehittir inşallah.”

Metnin sonunda klasik bir dua cümlesi yer aldı.

“Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.”

Bu fetva yalnızca bir dinî metin olarak kalmadı. Batı dünyasında diplomatik krizler doğurdu. Selman Rüştü yıllarca koruma altında yaşadı. Bazı çevirmenler saldırıya uğradı. İran ile Avrupa ülkeleri arasında ilişkiler donma noktasına geldi. Modern çağın en sert kültür ve siyaset krizlerinden biri böyle başladı.

Fakat bu hadise yalnızca bir roman ve fetva tartışması değildir. Asıl mesele şudur; bir devletin arkasında duran inanç, ideoloji ve irade ne kadar güçlüdür. Modern dünyada devletlerin gücü genellikle tank, uçak ve füze sayısıyla ölçülür. Oysa bazı ülkeler askeri güçlerinden önce başka bir güçle konuşur; irade ve inanç gücü.

İran’ın elinde atomdan, kimyasal silahlardan, nükleer başlıklardan daha güçlü bir şey vardır. Bu güç bir füze değil; bir karar iradesidir. Bir liderin ağzından çıkan bir cümle milyonlarca insanın zihninde ve kalbinde karşılık bulabiliyorsa, bu güç modern dünyanın alışık olduğu askeri hesapların dışında bir güçtür. Bu nedenle bazı ülkeler için tehdit yalnızca silah değildir; iradenin kendisidir.

İmam Humeyni’nin 1989’da verdiği fetva bu gerçeği bütün dünyaya hatırlatmıştı. Bir devletin ideolojik kararlılığı bazen orduların yapamadığını yapabilir. Bir çağrının siyasi etkisi bazen bir bombardımandan daha geniş bir alanı etkileyebilir.

Bugün dünyada dengeler yeniden kurulurken bu tarih yeniden hatırlanıyor. İran’da yeni seçilecek olan imamın söyleyeceği her söz bu yüzden yakından izleniyor. Çünkü bazı ülkelerin elindeki güç silah depolarında değildir; iradenin merkezinde durur.

Bu nedenle bazı hatıralar tarih kitaplarında kalmaz. Bazen bir ülkenin hafızası, bir liderin cümlesiyle yeniden uyanır.

İmam Humeyni’yi hatırlamak işte bu yüzden bazen bir an meselesidir.

Yeni seçilecek dini liderin iki dudağının arasından çıkacak bir fetva; havada, karada, denizde de imha edilemez!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.