İman Sadece İnanmak Değildir: Güven ve Ahlakın İflası

Mehmet KAÇAR

Günümüz İslam dünyasının içine düştüğü en derin tezat, imanı sadece zihinsel bir tasdikten ibaret sanmasıdır. Oysa iman, birbirinden koparılamaz iki devasa sütun üzerine yükselir: İtikadi tanım (inanmak) ve ahlaki tanım (güvenmek). Bugünün temel trajedisi; Allah’ın varlığına ve birliğine "inandığını" iddia eden kitlelerin, O’na ve O’nun koyduğu ahlaki ilkelere "güvenmiyor" oluşudur.

"Ağız Müslümanlığı" ve Yeryüzü Müslümanlığı

Çevremize baktığımızda "Müslümanım" sözünü dilinden düşürmeyen ancak yaşantısıyla bu iddiayı yalanlayan bir profil görüyoruz. Bu profil, adeta Allah’ı göklere hapsedip, yeryüzündeki kuralları kendi nefsi ve çıkarları doğrultusunda belirlemek istiyor. "İnandım" demek yetiyor sanılıyor; harama el uzatırken, kul hakkı yerken veya yalan söylerken zerre miktar tereddüt edilmiyor.

Oysa İslam’da iman, ibadet ve ahlak parçalanamaz bir bütündür. Peygamber Efendimiz’in "İslam güzel ahlaktır" düsturu, bu dinin omurgasını oluşturur. İslam’ın ilk yıllarında ahlak, imandan önce geliyordu. Bir insanın Müslüman olacağı, henüz kelime-i şehadet getirmeden önce sergilediği dürüstlük, merhamet ve vakar dolu değişiminden anlaşılırdı.

Cennet Bu Kadar Ucuz mu?

Bugün toplumumuzda tehlikeli bir teselli mekanizması işliyor: "Günahım kadar yanar, sonra cennetteki yerime geçerim." Bu mantık, ahlakı sıfırlayan, haksızlığı meşrulaştıran bir uyuşturucudur. Hayatı boyunca yalan söyleyen, kamu malına göz diken, çıkarı için başkalarını tarumar eden birinin, sadece "inandım" dediği için kurtuluş bileti alacağını düşünmek İslam’ın özüne aykırıdır.

Efendimiz (s.a.v), kamu malına özen göstermeyenlerin, üzerinde kul hakkı olanların cenaze namazını kıldırmayarak bu konuda en sert duruşu sergilemişti. Din, Pazar günü günah çıkartıp Pazartesi günü aynı zulme devam edilen bir "af mekanizması" değildir.

Ahlakı Olmayanın İmanı Eksiktir

Gerçek bir mümin; suizandan kaçınan, gıybetten uzak duran, kibrin çukuruna düşmeyen kişidir. Müslüman; tartıştığında haddi aşmayan, iffetini koruyan ve eline imkan geçtiğinde intikam yerine bağışlamayı seçen bir karakter abidesidir.

Şu soruyu kendimize sormak zorundayız: Allah’a ve Resulü’ne teslim olduğumuzu söylüyoruz ama o kutlu ahlaktan ne kadar pay alıyoruz? Eğer ahlakımız imanımızı düzeltmiyorsa, o iman bizi kurtarmaya yetecek mi?

Unutmayalım ki; ahlakın olmadığı yerde din sadece bir gösterişten, iman ise içi boş bir iddiadan ibarettir. İslam dünyasının içindeki çelişkiyi bitirecek olan tek şey, imanı yeniden "güven" ve "ahlak" ile tahkim etmektir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.