İnsanlar gibi zaman da yaratılmış ve sonlu bir varlıktır. İnsanla beraber İnsan için olan zaman da ölür. İnsan için yaratılmış olan zamandan insan kendi menfaati, dünyalık rahatı için çalacak olursa, yine kendisi için yaşanılacak olan dünya feleğindeki hayatını enflasyonla zehir haline getirir ve fakirlikle boğuşarak bir hayat sürer ve öbür dünyaya gider.
İnsan için çok kıymetli olan bu yaratılan ve çok önemli olan zamanı şöyle açıklamak daha düzgün olacak diye düşünüyorum.
Zamanım yok, zaman bulamıyorum yahut da zamanında yetişemedim, zamanımı çok aştım, zamanı kaçırdım gibi cümleleri insanlardan çok duyarız. Allah (C.C) zamanı kulları için bir nimet olarak yaratmış ve onların kullanımına sunmuştur. İnsan zamandan çalarsa, önce kendisinin sonra diğer insanların ve devletinin değer yargılarından ve zenginliklerinden çalmış olur. İnsan kendisine Allah tarafından ikram edilen dünya hayatını ve burada yaşadığı zamanı Allah’ın istediği doğrultuda, Resûlünün yaşayış tarzından başka yerlerde kullanırsa, zamandan çalmış ve zaman israfı yapmış olur. Eğer insan zaman hırsızı olursa şunu bilmelidirki bu dünya hayatının sonunda kıldan ince kılıçtan keskin olan ve cehennem ateşinin üzerinde kurulu bulacağı sırat köprüsünden geçerken, o çaldığı zaman dilimi onu keser ve ateşe sürüklenir gider.
Eğer insan dünya hayatında hak ile meşgul olmaz ve ondan çalar, bundan çalar ve bunu da kendine hakmış gibi düşünürse hak yerine batıl olan şeylerle meşgul olur ve bu da zaman enflasyonuna neden olur. Hak ile meşgul olan topluluklarda hep güzel insanlarla ve güzel işlerle kendini meşgul etmezse, ilimle, irfanla, hikmetle, zikirle, Kur’an’la kendini meşgul etmezse, çalıştığı kuruma zamanında gelmeyip zamandan çalarsa, ya da çalıştığı kurumda devlete ait mesai saatlerinden çalıp, onu kendine kâr sayarsa ve o mesai saatlerinde ibadet ederse, onuda haram olarak işlediği bir zaman dilimi bilmelidir ve bu yollla da enflasyonu körüklemiş olur. Günah kirini de çoğaltarak sırattan ateşe yuvarlanır. Hak ile meşgul olmayan bir kimseyi batıl meşgul eder ve çaldığı yani boşa harcadığı mesai saatleri onun için bir zaman enflasyonu olur ve neticede cehennem çukuruna düşer.
İnsan, kendini bir şey zannetmeyib, zamanını iyi değerlendirmelidir ve kendinin bir hiç olduğunu iyi bilmelidir. Yani dünyada yaşarken mütevaziligi de elinde tutmalıdır. Eğer kendisi yüksek bir makamı işgal ediyorsa, o makamı sana verenin de yine zamanın sahibi olan Allah olduğunu unutmamalıdır. Eğer insan derin bir hikmetle kendini donatırsa o ilmi ona verenin yine Allah olduğunu çok iyi bilmelidir. Her kim neye sahipse onun vergisi olan bir zaman dilimini yaşıyor demektir. Onu yaşatandan
o yaşadığı zamanı veren de o zamanı değerli ve değersiz kılan da insana verilen ilimle Allah’a aittir.
Şu unutulmamalıdır ki vakit, nakit gibidir. Bu vakit ömür dür. Buda dünyada yaşanılan zamandır. “Ey Ademoğlu! Ben, yeni bir günün ve senin davranışlarının hepsine öbür dünyada canlı bir şahidim. Çünkü sen onları bende yabmıştın, o halde beni bu dünya da çok iyi kullan, ondan çalma, işine gücüne zamanında git ve toplumun hakkına girme, zaman enflasyonuna neden olma. Beni çok iyi degerledir. Zira kıyamet gününe kadar bir daha senin için geri gelmeyeceğim” diyen yeni bir güne sabah kulak vermeliyiz. Yoksa üzerimizi kaplayan gafletten dolayı ömrümüzün son gününün sesini pişmanlık ve hüsranla duyarız. İşte o zaman; çoktan iş işten geçmiş olur. Tan yeri agardığı zaman, o tan yeri bizim üzerimize tekrar doğar mı acaba? Bunu bir kez daha her gün yeniden düşünelim ve üzerimize doğmayacak olan tan yerinin bizim için hayır olması için çalışalım ve zaman israfını ve enflasyonunu önleyelim. İşte insanın bu ve benzer soruları her sabah kendisine sormasın da büyük faydalar vardır. Hocası, hacısı, doçenti, profesörü bu soruyu kendine sormazsa zaman enflasyonunda sürüklenen bir canlı olarak yaşar.
Hikmet ehli kimseler der ki, “yarın gelecek ve ben Allah’ın izni ile şunları yapmak için var gücümle çalışacağım.” derse kurtulabilir, yok ben yarın gelecek ve şunu yapacağım” derse ve bunun üzerinde düşünmez ise helak olur gider. Unutmayalım ki; iyi insanlar yarınlar için tehir etmek için söylenen “yarın yaparım” sözünü şeytanın bizim nefsimize söylettigi bir sözdür diye düşünür ve o kimse şeytanların dünyada ki insan versiyonları haline gelir.
Peygamber Efendimiz, “Beş şey gelmeden önce beş şeyini ganimet bil; ihtiyarlık gelmeden önce gençliğini, hastalık gelmeden önce sağlığını, fakirlik gelmeden önce zenginliğini, meşguliyetinden önce de boş vaktini yani zamanını ve ölümünden önce hayatını” buyurmaktadır. İşte hadisi şerifte zamanın önemi ve zaman israfı ile enflasyonu bu şekilde anlatılmıştır.
Hasan Basri Rahimehullah ise şöyle buyurmuştur: “Ey Ademoğlu! Gündüz senin misafirindir, ona güzel davran, eğer ona iyi davranırsan gündüz senin için övgüde bulunur, eğer ona kötü davranırsan seni kötüler ve kötü birisi olursun.
Şunu unutmamakda fayda vardır. Dünya üç günlük bir zaman dilimine benzetilmiştir. Dün, senin yapmış olduğun ameller ile geçti gitti; yarına ulaşacagın da belli değil, fakat bugün senin içindir, o zaman bugün için hayırlı ameller işle, hikmeti öğren.
İbn-i Mesud (Rahimehullah) şöyle buyurmuştur: “Hiçbir (hayırlı) amel işlemedigim günün güneşi batarken, pişman olduğum kadar hiçbir şeye pişman olmadım. Çünkü o gün geçti fakat ben amelimi arttıramadım.”
İbn-i Kayyum(Rahimeehulah) da şöyle der: “Vakti zayi etmek, ölümden daha şiddetlidir, çünkü vakti zayi etmek, kulu Allah’tan ve ahret gününden uzaklaştırır. Fakat ölüm ise kulu dünyadan ve dünya ehlinden uzaklaştırır.“
Ebu Zerr el-Gıfari(Rahimehullah): “Ey Allah’ın Resûlü! İbarhim Aleyhisselam’ın sahifelerinde neler vardı?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Tamamı misallerden ibaretti; “Ey gurura kapılmış hükümdar! Şüphesiz Ben, seni dünyalık toplaman için göndermedim: Mazlumun duasına ve çağrısına icabet etmen için gönderdim seni! Şüphesiz Ben, kâfir bile olsa mazlumun duasını geri çevirmem.” Onda şu misal de vardı; “Akıl sahibinin dört saati vardır, bir saat Rabbine münacat eder, bir saat nefsini hesaba çeker, bir saat Allah’ın yarattıkları hakkında tefekkür eder, bir saati de yeme içme ihtiyacı için boş bırakır.”
“Akıl sahibi şu halin dışında bir vakit geçirmez; ahret hazırlığında, maaşı için çalışması, haram olmayan lezzetleri” için çalışırken, zamanın kıymetini bilir ve israf etmez.
“Akıl sahibinin, zamanını makbul işlerle gözetmesi, dinini muhafaza etmesi, amelinin çok, lafının az olması ancak gerektiğinde konuşması gerekir. İşini tam zamanında yapması ve gücü neye yetiyorsa onu o maaş karşılığında vermesi gerekir. İşe an bu andır, dem bu demdir, zaman bu zamandır. Zamanı erteleme, yarın yaparım deme yarın belki sen olmayabilirsin. Bugün, hatta şu an ben Müslüman mıyım diye kendine sor ve kendini Müslüman görüp hayırlı amellerle süslü bir hayatın varsa o zaman zaman israfından ve enflasyonunndan kurtulanlardansın demektir.