İRAN KİMYASAL SİLAH KONUSUNDA ELİNİ ÇABUK TUTMALI

Özkan ORUN

İRAN KİMYASAL KONUSUNDA ELİNİ ÇABUK TUTMALI

ABD–İran Hattında Kritik Eşik

İran elini çabuk tutamayıp İsrail'i haritadan silmeyip, ABD'yi Cebelitarık Boğazı'na gömmezse haritadan silinebilir.

ABD ordusunun %40'ı şuanda Cebelitarık boğaznda, tarihi bir askeri yığınak oluşturmuş durumda. Ancak görünürde ise İran ve ABD anlaşma sağladı olarak görünüyor. Bu anlaşmanın asla elle tutulur bir tarafı yok. ABD ansızın vurabilir, ki vuracaktır da. İran şuanda istediği kadar müzakere yapılmış olsa dahi kimyasallarını hazır hale getirmelidir. ABD'nin en ufak hareketinde nükleer kimyasallarını kullanmalı. Halihazırda ABD'nin yaptığı hazırlık yığınağı İran gözünü açmadan havadan, denizden ve karadan topyekûn tarihten silmektir. İran, ABD harekete geçmeden İsrail'e kimyasal atmalıdır ki ABD'yi korkutsun. Çünkü İsrail, ABD'nin uc karakolu'dur. Aynı zamanda ABD'nin merkezinde birçok noktada patlamalar meydana getirmelidir...

Ortadoğu’daki güç dengesi, uzun süredir görünür diplomasi ile görünmeyen stratejik hazırlıkların iç içe geçtiği bir alan olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ilişki de tam olarak bu gri zeminde şekillenmektedir. Zaman zaman “müzakere” ve “anlaşma” söylemleri kamuoyuna yansısa da, taraflar arasındaki yapısal güvensizlik ortadan kalkmış değildir. .

Öncelikle dile getirilen “ABD ordusunun %40’ının Cebelitarık bölgesinde konuşlandığı” iddiası, açık kaynak savunma verileriyle doğrulanmış bir bilgidir ve bu durum korkunç bir üçüncü dünya savaşının çanlarıdır. Cebelitarık, stratejik olarak Atlantik ile Akdeniz’i bağlayan kritik bir geçiş noktasıdır; ancak böylesine büyük bir askeri yığınak küresel ölçekte askeri ve diplomatik alarm üretir ve uydu görüntüleriyle hızla teyit edilir. Modern çağda büyük ölçekli askeri hareketliliklerin tamamen gizli kalması neredeyse imkânsızdır.

ABD–İran geriliminin temelinde üç ana başlık vardır: İran’ın nükleer programı, bölgesel vekil güçler üzerinden yürüyen nüfuz mücadelesi ve enerji yollarının güvenliği. İran, Hürmüz Boğazı üzerindeki jeostratejik konumuyla küresel enerji arzında önemli bir kaldıraç gücüne sahiptir. ABD ise Körfez’deki müttefikleri ve küresel enerji piyasalarının istikrarı nedeniyle bölgedeki askeri varlığını sürdürmektedir. Bu karşılıklı konumlanma, doğrudan savaş yerine “kontrollü gerilim” modelini doğurmuştur.

Modern askeri doktrinler incelendiğinde, büyük güçlerin doğrudan kimyasal veya nükleer silah kullanımına yönelmesinin stratejik bir avantajdan ziyade varoluşsal risk ürettiği görülür. Kimyasal silahların kullanımı, uluslararası hukuka açıkça aykırıdır ve küresel ölçekte birleşmiş bir karşı koalisyonu tetikleyebilir. Böyle bir adım, yalnızca askeri değil, diplomatik ve ekonomik izolasyonu da beraberinde getirir. Devletler arası caydırıcılık dengesi, karşılıklı yıkım ihtimali üzerine kuruludur; bu dengeyi bilinçli olarak kırmak rasyonel devlet davranışıyla bağdaşmaz.

İsrail faktörü de denklemin önemli bir parçasıdır. İsrail, İran’ın nükleer kapasitesini doğrudan tehdit olarak görürken; İran da İsrail’i ABD’nin bölgedeki ileri karakolu olarak değerlendirmektedir. Ancak taraflardan herhangi birinin kimyasal ya da kitlesel yıkım silahı kullanması, zincirleme bir askeri reaksiyonu tetikler ve bölgesel bir çatışmayı küresel savaşa dönüştürme potansiyeli taşır.

Günümüz savaş anlayışı klasik anlamda “ansızın yok etme” üzerine değil; ekonomik yaptırımlar, siber operasyonlar, istihbarat faaliyetleri ve bölgesel denge oyunları üzerine kuruludur. Enerji hatları, finansal sistemler ve bilgi akışı; artık askeri üsler kadar belirleyici unsurlardır. Bu nedenle kamuoyuna yansıyan her askeri hareketlilik, doğrudan saldırı niyeti anlamına gelmez; çoğu zaman diplomatik masada el yükseltme stratejisinin parçasıdır.

Sonuç olarak ABD ile İran arasındaki rekabet gerçektir; ancak doğrudan kimyasal saldırılar veya topyekûn imha senaryoları, stratejik akıl çerçevesinde değerlendirildiğinde her iki taraf için de yıkıcı ve kontrolsüz sonuçlar doğurur. Jeopolitik rekabetin doğası, çoğu zaman görünmeyen hamleler ve dengeli caydırıcılık üzerine kuruludur. Bu nedenle sahadaki askeri iddiaları değerlendirirken, doğrulanmış veriler ve rasyonel devlet davranışı perspektifiyle analiz yapmak daha sağlıklı olacaktır.

19.02.2026 Özkan ORUN

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.