Orta Doğu satrancında taşlar bir kez daha yerinden oynuyor. Aylardır süren gerilimlerin, karşılıklı tehditlerin ve bölgeyi adeta bir barut fıçısına çeviren hamlelerin ardından, İran ile ABD nihayet uzlaşma masasında el sıkıştı. Ancak bu, temelleri sağlam, uzun vadeli bir barış çubuğu değil; kelimenin tam anlamıyla kırılgan bir anlaşma.
Taraflar arasındaki derin güvensizlik, bu mutabakatın ömrünü şimdilik sadece 60 gün ile sınırlamış durumda. Peki, kılıçların kınından tam olarak çıkmadığı ama masaya da bırakılmadığı bu 60 günlük sürede bizleri neler bekliyor?
Gelin, bu kırılgan mutabakatın perde arkasına ve masadaki kritik maddelere yakından bakalım.
Anlaşmanın Üç Temel Sütunu
Geçmişten gelen ve aynen kabul edilen standart diplomatik koşulların yanı sıra, bu yeni 60 günlük sürecin omurgasını oluşturan üç hayati madde var:
-
Hürmüz Boğazı'nda Kesintisiz Geçiş: İran, küresel ticaretin ve enerji sevkiyatının şahdamarı olan Hürmüz Boğazı'nı 60 gün boyunca tamamen açık tutmayı taahhüt ediyor. Üstelik bu süreçte hiçbir geçişten ücret talep edilmeyecek.
-
Gıda Karşılığı Finansal Esneklik: İran'ın uluslararası arenada bloke edilmiş olan milyarlarca dolarlık fonu, çok spesifik bir şartla serbest bırakılıyor: "Sadece ABD'den gıda ürünleri satın almak koşuluyla."
-
İsrail'in Güney Lübnan Hamlesi: Bölgedeki en büyük sürprizlerden biri de İsrail cephesinde yaşanıyor. İsrail, Güney Lübnan'da işgal ettiği bölgeleri, Hizbullah mensubu olmayan düzenli Lübnan ordusu askerlerine teslim etmeyi kabul etti.
Ekonominin Tayin Edici Gücü ve Siyonist İkna
Bu anlaşmayı öncekilerden ayıran ve belki de gerçekleşmesini sağlayan iki temel dinamik var: Ekonomi ve İsrail'in yeni pozisyonu.
Hatırlayalım; daha önceki diplomatik girişimlerde İsrail masanın bir tarafı değildi ve Lübnan'ı bombalayarak olası uzlaşmaları adeta sabote ediyordu. Peki ne değişti? Görünen o ki, küresel ekonominin ve dolar egemenlerinin baskısı, siyonist politikaları bu kez frenlemeyi başardı. Ekonomik çıkarların tayin edici gücü, savaş çığlıklarını bastırdı ve İsrail'in şimdilik sessiz kalmasını sağladı.
Kazananlar Kulübü: Petrol Düşüyor, Silolar Boşalıyor
Ekonominin barışa (ya da en azından ateşkese) verdiği tepki anında kendini gösterdi. Anlaşmanın ilan edilmesiyle birlikte, daha önce 100 dolar sınırını aşarak küresel enflasyonu körükleyen Brent petrolün varil fiyatı hızla 76 doların altına geriledi. Sadece bu düşüş bile, küresel piyasalara derin bir nefes aldırdı.
Madalyonun diğer yüzünde ise ABD ve İran'ın iç dinamikleri var. ABD, elinde biriken devasa buğday, mısır ve soya fasulyesi stoklarını İran'ın serbest bırakılan parasıyla eriterek büyük bir ticari rahatlama yaşıyor. Ambargolar ve ekonomik kriz nedeniyle açlık sınırında yaşam mücadelesi veren İran halkı için ise bu gıda tedariki bulunmaz bir can suyu niteliğinde.
En Kötü Anlaşma, Savaştan İyidir
Ortada son derece pamuk ipliğine bağlı, her an kopabilecek 60 günlük bir süre var. Güvensizlik baki, tarafların bölgesel hedefleri hala birbiriyle çatışıyor. Ancak sonuçlara rasyonel bir çerçeveden baktığımızda, her iki tarafın da (ve hatta küresel ekonominin de) bu süreçten kazançlı çıktığını görüyoruz.
Diplomasi tarihinde sıkça söylendiği gibi; en kötü anlaşma bile, savaştan çok daha verimli ve hayati sonuçlar yaratır. Şimdi bütün dünyanın gözü, bu 60 günlük kırılgan barışın kalıcı bir istikrara dönüşüp dönüşemeyeceğinde.