Bugün İslam dünyasına baktığımızda, kalplerimizi sızlatan en büyük çelişki; yer altı ve yer üstü zenginliklerinin bolluğuna rağmen halkın büyük bir kısmının açlık ve sefaletle boğuşmasıdır. Ekilebilir arazilerin adaletsiz dağılımı, sadece ekonomik bir sorun değil, aynı zamanda ümmetin birliği önündeki en büyük engeldir.
Rakamlar Acı Gerçeği Haykırıyor
Meseleyi somutlaştıralım: İslam ülkelerinden sadece birini örnek aldığımızda; 20 milyon hektar ziraata elverişli toprağın, sadece 1294 kişi arasında paylaşıldığını görüyoruz. Bu tablo, toprak paylaşımındaki çarpıklığın ve modern feodalizmin en bariz vesikasıdır.
Sadece toprak değil, taşınabilir mallar ve milli servetlerde de durum daha vahimdir. Sayıları birkaç bini geçmeyen bir azınlık, bankaların ve dev şirketlerin zirvesine tünemiş, devletlerin toplam servetinin üçte birinden fazlasına el koymuştur. Artık hastalığın varlığını tartışmayı bırakıp, tedavi metotlarını uygulama vaktidir.
Kapitalist Zihniyetin "Çözümsüzlük" Çıkmazı
Sistemdeki bu çatlakları mülk sahipleri ve kapitalist zihniyet de kabul ediyor; ancak iş çözüm üretmeye geldiğinde "yan çizmekten" geri durmuyorlar. Küçük ölçekli kamulaştırmalarla fakirlere mülkiyet kazandırma teklifleri bile, gayrimenkulü taşınır bir yatırıma dönüştürme kurnazlığına kurban ediliyor.
Daha da fenası, adil bir mülkiyet dağılımı talep edenleri "komünistlikle" suçlayarak baskı kurmaya çalışmalarıdır. Onlara göre halk, sadece sanayi dallarında çalışacak birer modern köledir. Açlık ve hastalıkla zayıflatılmış kitlelerin hak araması, bu "para babaları" için sadece birer gürültüden ibarettir.
Çözüm Ne Kapitalizm Ne Komünizm: Çözüm İslam!
Ulus devletlerin çıkardığı vergi kanunları, ipek eldivenlerle tedavi edilmeye çalışılan kangrenli bir yara gibi etkisiz kalmıştır. Peki, bu kaostan çıkış yolu nedir? İslam’ın mülkiyet anlayışı, hem kapitalizmin sınırsız hırsını hem de komünizmin ferdi yok sayan dayatmasını reddeder.
İslam’ın mülkiyet anlayışı şu temel esaslara dayanır:
-
Emek ve Alın Teri: Kazancın temeli paradan para kazanmak (faiz) değil, zihni ve bedeni çalışmadır.
-
Meşruiyet Sınırı: Faiz, kumar, hile, karaborsa ve tefecilikle elde edilen servet, İslam nazarında korunması gereken bir mülk değildir.
-
İşçi Hakkı: İşçinin emeğinden çalınarak biriktirilen servet, gasp edilmiş mal hükmündedir.
Zekât: Bir "Bağış" Değil, Sosyal Adalet Mekanizmasıdır
İslam düşmanlarının en büyük iftirası, zekâtın insan onurunu zedeleyen bir "sadaka" kültürü olduğudur. Oysa zekât, devlet eliyle toplanan ve toplumun ihtiyaçlarına göre dağıtılan sistemli bir sosyal vergidir. Veren elin alan eli görmediği, zenginin malındaki "yoksulun hakkı" olan bu sistem, servetin tekelleşmesini engeller.
Sonuç olarak; ipek eldivenlerle tedavi edilemeyecek kadar kirlenmiş olan bu küresel sistemde, İslam’ın iktisadi prensiplerine dönmek bir seçenek değil, zorunluluktur. Adaletin olmadığı yerde ne huzur kalır ne de mülk.
Fi Emanillah...