İslam Dünyası Neden Bölük Pörçük? Mezhepçilik Kıskacında Bir Ümmet

Mehmet KAÇAR

Dünya siyasetinde "güçlü" olmanın yolu çoğu zaman egemen güçlerin çizdiği sınırların içinde kalmaktan geçer. Bugün dönüp bölgeye baktığımızda sormamız gereken temel bir soru var: Eğer İran, ABD ve Avrupa’nın kurduğu istihbari düzene boyun eğseydi ne olurdu?

Cevap aslında net. Eğer Tahran yönetimi, Batı’ya göz kırpan bir politika izleseydi; bugün ambargolarla boğuşan değil, bölgenin ekonomik ve askeri anlamda "parlatılmış" en güçlü aktörü olurdu. Hatta öyle ki, kendi ideolojisini ve mezhebini ihraç etmek için önünde hiçbir engel kalmaz, bugünün statükocu Arap ülkeleri dahi bu gücün etrafında saf tutardı. Ancak birilerinin ısrarla görmek istemediği bir hakikat var: İran’ın her türlü bedele rağmen sergilediği tavizsiz duruş.

40 Yıllık Kuşatma ve Bitmeyen Direniş

İran, yaklaşık yarım asırdır ağır ambargolar altında. Yetmedi; Batı’nın kışkırtmasıyla Saddam’ın haksız saldırılarına, yıllarca süren savaşlara maruz kaldı. Tüm dünya birleşip üzerine gelirken o, geri adım atmak yerine bir direniş destanı yazmayı tercih etti. Bugün bazı çevreler, yaşanan istihbarat zafiyetleri üzerinden İran’ı "beceriksiz" göstermeye çalışıyor. Liderlerin şehadetini birer mağlubiyet gibi pazarlıyorlar.

Oysa unutulmamalıdır ki; ümmetin halifeleri Hz. Ömer camide, Hz. Osman ise evinde şehid edildi. Müslümanlar, zalimler kadar alçak ve haince planlar kurmadıkları için ihanetin nereden sızacağını her zaman kestiremeyebilirler. Bu bir zayıflık değil, bir ahlak meselesidir.

Yeni Dünya Düzeni ve İsrail’in Çöküşü

Asıl konuşmamız gereken, İran’ın Körfez ülkelerinin iş birlikçi tutumuna rağmen ABD ve İsrail’i nasıl bir çıkmaza (dumura) sürüklediğidir. Bu süreç, sadece bölgesel bir çatışma değil; yeni dünya düzeninin sancılı doğumudur. İnanıyoruz ki bu süreç, ABD’nin küresel hegemonyasının düşüşüne ve İsrail’in bölgedeki zulmünün son bulmasına vesile olacaktır.

İran halkını, Irak veya Suriye halkı ile karıştırmak büyük bir yanılgıdır. İçerideki birkaç haine bakıp tüm halkı satılık zannedenler, sahaya indiklerinde vatanına bağlı, şehadete susamış bir kitleyle karşılaşacaklardır. Emperyalizmin "iç ayaklanma" hayalleri, dün olduğu gibi bugün de hezimetle sonuçlanmaya mahkumdur.

Mezhepçilik Değil, Ümmet Onuru

Bugün mezhep propagandası yaparak direniş hattını zayıflatmaya çalışanlar, bilerek ya da bilmeyerek ABD ve İsrail’in değirmenine su taşımaktadır. Bu sığ bakış açısı ne İslam’a ne de Müslümanlara hizmet eder.

Safımız nettir: Bizim tarafımız zalime karşı duranların, yani ümmetin tarafıdır. Eğer bu coğrafyada zalimler başarıya ulaşırsa, hiçbirimizin can ve namus güvenliği kalmayacaktır. Ülkesini ve ümmetini seven her vicdan sahibi, bugün siyonizmin işine yarayacak söylemlerden uzak durmalıdır. Hakikat adına konuşamayanlar, en azından sessiz kalarak şer odaklarına destek olmamalıdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.