İSLAM MÜSLÜMAN’IM DİYEN BİR KİMSENİN 24 SAATİNİ SANİYE SANİYE KAPSAM ALANINA ALIR!

Mehmet KAÇAR

İslam dini inzal olurken bir saatliğine değil bir kimsenin yirmi dört saatini kapsayacak şekilde nazil olmuştur. Kur’an-ı Kerim’i ve Rasûlüllah(S.A.V) her dakikasını yahutta her nefes alış verişine yerleştirmeyen bir kimse takva sahibi olan bir kimse değildir. Bu durumda olan bir kimsenin yüreğini Allah sevğisi değil de dünya sevgisi ve dünyaya tapındırmakla övünen şeytan ve onun yeryüzü versiyonu olan insan şeytanları doldurur.

İslam dini, insanlığın yeryüzünde mükemmel ve medeni olması için, hak ve adalet için gönderildiği gibi bir insanın günlük hayatını nasıl yaşaması gerektiğini de Peygamberimiz (S.A.V)insanlara uygulayarak göstermiştir.

İslam dini, insanlığın banyosundan tuvaletine, evinde, sokağında, camisinde, namazgahında, yatak odasında, caddesinde, mecliste, meydanda kahvehanede, misafirperverlikte, iş yerinde, köy meydanında, şehir merkezinde, trafikte ve kendi otomobilinde neyi nasıl yapacağını, nasıl konuşacağını, Allah’a nasıl kul olunacağını, günah işlemekten nasıl kurtulunacağını, kişilerle nasıl konuşulacağını, ve içerisinde eşlerimizle ve büyüklerimizle, çocuklarımızla nasıl iletişim kurulacağını bize göstererek medeniyete ulaşmamızı sağlayan kurallar zincirinin olduğu bir dindir.

Biz bir Müslüman olarak bizlere Allah ve Rasûlü tarafından öğretilen İslam adabına göre edeplenmeye, ahlâklanmaya ve ona göre yaşamaya çok dikkat etmeliyiz.

“Vay, beni telefonumla, televizyonumla, arabamla, kol saatimle, evimdeki oturma grubumla, guccini gözlüğümle, nerede ne yaptığımı izliyorlarmış” diye hiçbir endişeye kapılıp da dünyaya dalıp giteyelim. Şunu unutmayalım ki bugün İlim denilen şey Müslümanların elinden alındığı için, İslami ahlak kurallarına uymayan teknolojik gelişmeleri rahatlıkla üretip insanları edepsizliğe sürüklüyor. X ray cihazları ve insan bedenini tamamen teşhir eden gözlükler insanları çıplak gösterirken İslam’ın tesettür emrini ortadan kaldırıyor ve insanları, Müslümanları günaha sürüklüyor. Eğer bu tür cihazların üretimi artırılarak işportaya sürülecek olursa, beş on liraya alınıp satılacak derece de ucuzlatılırsa, işte o zaman tesettür ve örtünme mefhumu tamamen bitirilir ve insanlar artık İslam’ın emri dışında yaşar hale gelir.

Bunun önlemini almak bir hayli zor olsa da, ilmihal kitaplarımıza şunu derhal eklemekte fayda vardır. O gözlükleri takmak, X ray cihazlarından mecburi olmadıkça geçmek, bunlarla namahreme bakmak haramdır hükmü derhal yazılmalıdır. Hatta bu gözlüklerin vücutları gösteremeyecek şekilde üretilecek olan elbiselerle dışarı çıkılırken giyilmesi gerekir şeklinde yazılmalıdır.

Adam, seçilmiş yahut görsel medyada görünür bir pozisyonda olduğu için, bu ülkede şeriata yer yok, şeriat Ortadoğu da diyecek kadar da ebu Cehil’in torunu. Sorarsan kendisine bende Müslüman’ın der amma şeriatın Allah’ın emirleri olduğunu bilmez ve ona karşı gelir.

Hani bin bir emekle program hazırlayan bir kimse veya o kurum yahut seçilmiş olan kimse o malzemeleri para kazanmak amacıyla ve İslâm’ı kuralları hiçe sayarak satışa sunarsa, inanın o program satış rekorları kırar ve herkesi kast etmiyorum amma ben de Müslüman’ım diyenler olmak için sıraya girerler. O program satış rekorları kırar.

Bu programlar pazara sunulduğu gün bir başka programcı o kilidi kırıyor ve bu aletler bedava/free diyerek herkese açıyor ya, işte o gözlükler o zaman piyasaya sürülmeye hazırlanırken bir başka yerde o gözlüklerin aşamayacağı kumaşlar da dokuma tezgâhlarında dokunmaya ve piyasaya sürülmeye başlamış olacaktır.

Gerçi bu gözlüklere bugün gerek bile yok. Artık kızlarımız ve kendilerini sanatçı görünler de ahlak, ar ve haya duygusu kalmamış ve iç çamaşırları ile ortalıkta gezerlerken, kulaklarında ve boyunlarında da haç kolyeleri ile dolaşıyorlar. Bunlar da sorulduğu zaman bende Müslüman’ım derler. İlmihal kitaplarımız da “Dışarı çıkarken veya evinizde tv başında otururken o güzlüklerin delip geçemeyeceği veyahut karşıda tesettüre uymayan kıyafetlilerin görünemeyeceği” elbiseleri giyip öyle oturun veya dışarı çıkın. Eğer bu dünyada dert varsa bunun birde dermanı vardır değil mi? Havadan, karadan ve denizden gelecek her türlü silah üreten tüccarlara karşı o silahları sınırlardan içeri girmeden vuracak savunma silahları üretildiği gibi her kötülüğe karşı, her ahlaksızlığa karşı duracak insanlar ve aletler de her zaman var olacaktır. En azından Allah’a havale edip, O’ndan derman isteyecekler var olacaktır.

Konuyu toparlayacak olursak, bugün günah sektörüne para kazandırmak için çalışan ne kadar firma varsa onların ürettikleri günahlara bende Müslüman’ım diyen birçok insan ortak olmaktadır. Günah sektöründe önemli bir yer edinen röntgenciliğe karşı, pencere perdeleri üreterek röntgenciliği önlediğini zanneden firmalarda dolaylı yönden günah sektöründen para kazanmaya çalışmaktadır ki, perdelerini satıp para kazanabilsin. O halde her dönemde günah sektörünün kazandığı sermayeye karşı bir de bu sektörü engellemek isteyenlerin ürettikleri sermaye piyasasının kazandığı dolaylı yoldan günaha bulaşmış sermaye de var olacaktır. Etkiye karşı bir de tepki koyan mutlaka olur ve bunlar bir birlerini beslerler.

Tuvalete girip çıkmanın da bir adabı mı olur demeyin sakın?

İslam varsa, 24 saatin her salisenin bir adabı vardır ve bu da inanın şeriatın ta kendisidir.

ABD başkanlığındaki Beyaz Saray’da, Vatikan’da, Kızıl Saray’da bile tuvalete suyun girmediğini, batı ülkelerinde ki evlerde tuvaletlerde ve misafirhanelerde ki helalar da suyun olmadığını düşünürsek, tuvaletlerde suyun olması ve taharetin layıkı veçhile olabilmesi için suyun gerekliliğini Müslümanlar veya onların temsilcilerinden öğrenen Avrupalılar, Avrupa’ya Müslüman işçi göçü ile kendi patronlarının tuvaletlerine dahi suyun girmesin sağlamalarını görünce Müslüman işçilerin ne kadar etkin bir görev üstlendiklerini öğrenmiş oluyoruz. Uluslar 2012 yılında 19 Kasım günün “Dünya Tuvaletler Günü” ilan etmişler ve bugün birçok hastalığın kaynağının tuvalet olduğunu anlamışlardır.

Bugün hemen her insan gününün bir bölümünü tuvalette geçirmektedir. Öyleyse Tuvalet adabını bir düzeni ve kuralı olması gerekmektedir. Tuvalet gibi duş kabininde banyonun da bir kuralı olmalıdır.

Birleşmiş Milletler araştırmalarına baktığımız zaman tespit edilebilen bir milyarın üstünde insanın tuvaleti dahi yokmuş ve açık alanda, çalı arkasında, taş arkasında, çalılarla çevrilmiş bahçe köşelerinde ihtiyaçlarını gideriyorlarmış. Kendi ülkemizin bazı yörelerinde hala bahçenin en uzak köşesinde ve barakalardan oluşturulmuş, ibriklerle su taşınarak tuvalet ihtiyacı giderilmektedir.

Yani bu durumda şu demek oluyor. Dünyada yaşayan insanların hala yedisinden birinin evinde tuvaleti yokmuş.

1990 yılında Avrupa’ya öğrenci vizesi alıp gittiğimde geceleri gazete dağıtım işini yapıyordum. Eski evlerde dört aile aynı katı kullanmalarına rağmen ellerinde birer anahtar ve kata sonradan monte edilmiş tuvaletleri kullanıyorlardı. Müslüman işçiler ve Müslüman Türklerden banyo yapmayı öğrendikten sonra evlerine sonradan banyo yaptırmaya başladılar.

Evet tuvalete suyu Türkler soktu, banyo yapmayı Türkler öğretti ama Avrupalılar hala evlerinde ve misafirhanelerinde su kullanmasını öğrenemediler ve tuvalet kağıdını tuvalet temizliği için icat ettiler. Günümüzde ise tuvaletlerine su alanların sayısı hızla artmaktadır.

“Milenyum çağında hala “Bir buçuk milyar insan açık alanlarda tuvalet yapıyor” bilgisine Avrupalılar dahil edilmemiş durumda. Avrupa’nın bir çok köyünde ve şehir kenarlarında hala açık alan tuvaletleri devam etmektedir.

Oysa Medine-i Şerifte Rsülullah(S.A.V) Müslümanların tuvalete nasıl gireceğini, tuvalette nasıl oturulacağını, nasıl taharetleceğini, nasıl dışarı çıkılscağını, ne kadar süre tuvalette kalınacağını ögretiyordu. Mekke’li müşrikler ve Kureyza Yahudileri, Müslümanları alaya almak için “Peygamberiniz size tuvalet adabını da mı öğretiyor?” diye sordukların da Selman-ı Farisi (radiyallahu anh), “Evet, öğretiyor, tuvalette önümüzü ve arkamızı kıbleye dönmemeyi, sağ elimizle tuvalette taharetlenmeyi yasakladı” diye cevap verir. (Müslim, Sahih, Kitabü’t Taharet)

Seksen yıl bu dünyada ömür süren biri, ömrünün bir yılını tuvalette geçiriyor. Gerçi bu zaman son senelerde iletişimli telefondan dolayı biraz artış göstermiş olabilir. O halde bu dünya hayatında ki zamanımızın her saniyesi özel ve önemlidir. O halde bu bir yıllık zamanın her saniyesinde de bir Müslüman’ca tavır sergilemelidir. Tuvalete girerken “Allah’ım, pislerden ve pisliklerden Sana sığınırım" dedikten sonra tuvalete girerken bile Allah’ı anmayı unutmayalım. Tuvalete girerken sol ayakla girelim çünkü sağ taraf sola göre ağır olduğu için başımıza bir iş gelirse geriye düşelim diye. Tuvalette, kitap okuma, telefonla meşgul olma gibi işlerden uzak duralım. İhtiyaç bitince hızlıca oradan dışarı çıkalım. Dışarı çıkarken de yine sağ ayakla çıkalım. Dışarı çıktıktan sonra “Bende bu eziyeti gideren Allah’a hamd ederim” deyin. Böylece hem girerken hem çıkarken Allah’ı anmakla vaktimizi değerlendirmiş oluruz. Sonra ellerimizi bol su ve sabunla yıkamalıyız, müsaitse abdestimizide alıverelim ve abdestsiz gezmemeye özen gösterelim. Müslümanım diyen abdeste karşı olamaz.

Tesettürüne cenneti alada cennet yapraklarıyla özen gösteren Adem(a.s) ile Hz. Havva annemiz, dünya görevi için karaya dönünce tuvalet ihtiyacı hasıl olmuştu. İlk tuvalete çıkan Hz Adem(a.s)’dir. Bu ihtiyaç da tesettür ihtiyacından kaynaklanmıştır tuvalet ihtiyacı. Rabbimiz şöyle buyur:

“O (Allah) ümmiler içinde kendilerinden olan ve onlara (Allah’ın) âyetlerini okuyan, onları temizleyen, onlara kitabı ve hikmeti öğreten Peygamberi bizlere öğretsin diye gönderendir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.