İslam’da Aile İçi Görev Dağılımı: Modern Yanılgılar ve Nebevi Ölçü

Mehmet KAÇAR

Günümüzde aile müessesesi, her zamankinden daha derin bir kimlik kriziyle karşı karşıya. Özellikle toplumumuzda, kaynağı İslamiyet sanılan bazı Şaman kültürü kalıntıları ile modern dünyanın bireysel dayatmaları arasında sıkışıp kalmış bir aile modeli görüyoruz. Okuyucularımdan sıklıkla gelen "İslam’a göre aile içi görev dağılımı nasıl olmalıdır?" sorusu, aslında bugün yaşadığımız pek çok ailevi huzursuzluğun da reçetesini barındırıyor. Gelin, popüler söylemlerin ötesine geçerek Kur’an ve Sünnet iklimindeki gerçek aile modeline yakından bakalım.

Ailenin Hamisi: İslam’da Sorumluluk ve Reislik Makamı

İslam, aileyi korunması gereken kutsalların en başına koyar. Bu yüzden aile, başıboş bırakılmış veya rüzgara göre yön değiştiren bir kurum değildir. Evin huzurunu, iffetini ve düzenini muhafaza etmek adına İslam, erkeği "aile reisi" olarak sorumlu kılmıştır. Buradaki reislik, modern kulakların algıladığı gibi bir diktatörlük ya da tahakküm aracı asla değildir.

Aksine bu makam, ailenin tüm maddi ve manevi yükünü olanca ağırlığıyla omuzlamak demektir. İslam hukukuna göre kadının nafakası, yiyeceği, giyeceği ve barınacağı güvenli yuva, tamamen kocanın sorumluluğundadır. Kadın, dışarıda çalışıp evin geçimini temin etmek zorunda bırakılmamıştır.

Nebevi Bir Tavsiye: İç İşleri Fatıma’ya, Dış İşleri Ali’ye

Peygamber Efendimiz (S.A.V.), kızı Hz. Fatıma ile damadı Hz. Ali’yi evlendirirken onlara şu altın tavsiyede bulunmuştu:

“Çeşmeden su getirmek, hamur yoğurup ekmek yapmak, evin temizliğini yapıp iç işlerini düzenlemek Fatıma’ya aittir. Dış işleri de Ali’nin sorumluluğundadır!”

Bu taksimat, kadını eve hapsetmek değil; fıtrata uygun bir iş bölümüyle toplumsal dengenin evde başlamasını sağlamaktır. Elbette bu katı bir kural değildir. Efendimiz (S.A.V.) kendi evinde eşlerine yardım etmiş, söküğünü dikmiş ve ev işlerine destek olmayı ümmetine bir sünnet olarak miras bırakmıştır. Aynı şekilde kadının da meşru dairede beyine dış işlerinde destek olması caizdir.

"Kadın Yemek Yapmak ve Çocuk Emzirmek Zorunda Değil" Yanılgısı

Son dönemde ekranlarda veya sosyal medyada sıkça duyduğumuz, "Kadın erkeğin çamaşırını yıkamak, yemek yapmak veya çocuğunu emzirmek zorunda değildir" şeklindeki hukuki boşluklardan cımbızlanan söylemler, ne yazık ki aile hayatını yaşanmaz hale getiriyor.

Meseleye sadece kuru bir "hukuk" maddesi olarak bakmak, İslam’ın "ahlak ve ihsan" boyutunu ıskalamaktır. Büyük fıkıh alimi Ömer Nasuhi Bilmen’in de belirttiği gibi; hanımların ev işlerini derleyip toparlaması, kocasının yükünü hafifletmeye çalışması ahlaki birer görev ve şerefli bir hizmettir.

Çocuk emzirme meselesine gelince; Bakara Suresi 233. ayette belirtilen “Anneler çocuklarını tam iki sene emzirirler” ifadesi, dini (diyaneten) bir yükümlülüktür. Bir anne haklı bir mazereti olmaksızın çocuğunu emzirmekten kaçınamaz. Ancak bir zorunluluk varsa, baba ücretli bir sütanne tutmakla mükelleftir. Çünkü çocuğu koruma, emzirme ve terbiye etme hakkı öncelikle annenindir.

Ailede Huzurun Anahtarı: Merhamet ve Hürmet

Bugün bir memure kadın, iş hayatında tanımadığı insanlara, amirlerine günde en az sekiz saat kayıt dışı bir sabırla hizmet ederken; kendi yuvasına, eşine ve eşinin anne-babasına hürmet etmekten imtina ediyorsa burada bir zihniyet problemi var demektir.

Müslüman bir hanım, eşinin ailesine (kayınvalide ve kayınpederine) iyi davranarak aslında kendi yuvasına yatırım yapar. Unutmayalım ki, Rahman Suresi'nde buyrulduğu gibi: “İyiliğin karşılığı iyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir?”

Efendimiz (S.A.V.)’in şu uyarısı kulaklarımıza küpe olmalıdır:

“İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.”

Merhamet, kuru bir acıma hissi değil; sevgiyle büyüyen, fedakarlıkla taçlanan bir yuvadır. Eğer bir evde merhamet bitmişse, o kalpler hastadır.

Çalışma Hayatı ve Muhafaza Edilmesi Gereken Ölçüler

İslam, kadının çalışmasını tamamen yasaklamaz ancak kadının izzeti ve iffeti için belirli sınırlar çizer. Değerli fıkıh alimi Hayrettin Karaman’ın da vurguladığı gibi; çalışan kadın işin zaruri kıldığı ölçüler içinde erkeklerle yan yana olabilir, ancak bu durum gereksiz bir ihtilata (karışıklığa) ve mahremiyet sınırlarının aşılmasına zemin hazırlamamalıdır.

Eğer bir kadın dışarıda çalışmak durumundaysa, bunun şartlarını eşiyle istişare etmeli, çalışma ortamı inancına ve aile huzuruna zarar veriyorsa dünyalık menfaatler uğruna yuvasını tehlikeye atmamalıdır.

Sonuç: Cenneti Dünyada Yaşamak

Nahl Suresi 97. ayette Rabbimiz şöyle buyuruyor:

“Erkek, kadın, inanmış olarak kim iyi iş işlerse ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ve mükafatlarını, elbette yapmakta olduklarının en güzeli ile veririz.”

Günün sonunda hayat sadece bu dünyadan ibaret değil. Bizler, Kur’an ve Sünnet ikliminde, haramlardan uzak, aklıselim sahibi insanların oluşturduğu "cennetvari" yuvalar kurmakla mükellefiz. Karşılıklı hak ve sorumluluklara riayet edildiğinde, aile bir yük değil, ahiret saadetinin dünyadaki fragmanı olacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.