İstisnai Kadro

Ahmet Şükrü KILIÇ

Yıllar önce il başkanlarına, milletvekillerine kızardım. “Niye olanlara, yaşananlara müdahale etmiyorlar?” diye içimden öfkeyle geçirirdim. Sanki herkesin elinde görünmez bir düğme var da, birileri bilerek basmıyormuş gibi gelirdi bana. Sonra zaman geçti. İnsan, zamanla sadece yaş almıyor; yanılgılarından da soyunuyor. Çok geçmeden şunu fark ettim; onlar, çoğu zaman sandığımız gibi seçilmiş iradeler değil; istisnai bir kadrodan atanmış, sınırları önceden çizilmiş birer memur gibiler.

Memuriyet, burada bir meslek adı değil; bir zihniyet biçimi. Risk almayan, sorumluluğu yukarıya havale eden, inisiyatiften ürken bir ruh hâli. İrade gerektiren yerde prosedüre sığınan, vicdanın çağırdığı yerde “Talimat” bekleyen bir duruş. Bu yüzden birçok mesele konuşuluyor ama çözülemiyor; görülüyor ama dokunulamıyor. Çünkü dokunmak, yetki kadar cesaret de ister.

Siyasetin dili uzun zamandır bir temsilden çok bir idare diline dönüştü. Temsil, halkın acısını yüklenmeyi gerektirir. İdare ise acıyı raporlaştırır. Temsil eden, ses yükseltir. İdare eden, tutanak tutar. Bugün karşı karşıya kaldığımız tabloda, vicdanın yerini yazışma, itirazın yerini bekleme, sorumluluğun yerini kariyer hesapları aldı.

Bir koltukta oturmakla bir makamı taşımak arasında büyük bir fark var. Koltuk, insanı sabitler; makam ise insanı ayağa kaldırır. Ayağa kalkmak, bedenen değil, ahlâken olur. Haksızlık karşısında doğrulmakla, dosya arasında kaybolmak aynı şey değildir. Fakat biz, uzun zamandır koltukta oturmayı, makamda durmak zanneden bir siyasal kültürün içindeyiz.

Belki de en ağır yanılgımız şu oldu; gücü, yetkide aradık. Oysa asıl güç, bedel ödemeyi göze alabilen iradedir. Yetki verilmiş ama iradesi budanmış bir insan, süslü bir imzadan ibarettir. Bugün birçok seçilmişin yaşadığı maalesef budur. İmza atabilirler ama yön veremezler. Konuşabilirler ama değiştiremezler. Çünkü değiştirmek, konforu bozar.

Zamanla şunu da öğrendim! Her suskunluk korkudan doğmaz. Bazen suskunluk, razı olmanın en sessiz biçimidir. İnsanı en çok yaralayan da budur. Çünkü korku geçicidir, rıza kalıcı. Korkan insan bir gün konuşabilir; razı olan ise konuşmayı anlamsız bulur.

Bu yüzden artık öfkem azaldı, hüznüm arttı. Kızgınlık yerini ağır bir fark edişe bıraktı. Mesele birkaç kişinin zayıflığı değil; bir sistemin insanı yavaş yavaş memurlaştırmasıdır. İstisnai kadrodan girip, sıradan bir suskunluğa teslim olma hâlidir bu.

İnsan, en çok da şunu sormak zorunda kalıyor; biz, gerçekten temsil edilmek mi istiyoruz, yoksa idare edilmekle yetiniyor muyuz? Çünkü talep değişmeden, cevap değişmiyor. Talep suskunluk olunca, verilen de sessizlik oluyor.

Belki de asıl mesele, koltukta oturanlar değil; ayağa kalkmayı unutan bir toplum olmamızdır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.