Kıymetli dostlarım, son dönemde bölgemizde cereyan eden hadiseler karşısında "acaba ne demek istedi" dedirtmeyecek kadar net, şüpheye yer bırakmayacak kadar mert olmak mecburiyetindeyiz. Güven ve hürmet, ancak açık yüreklilikle kazanılır.
Bugün İran coğrafyasında yaşanan çatışmalara dair duruşum nettir: 28 Şubat 2026’da başlayan bu savaşta gönlüm ve dualarım, İran’ın kazanmasından yanadır. Ancak bu duruşu sergilerken, sosyal medyadaki "ifrât ve tefrit" rüzgarlarına karşı da uyanık olmamız gerekiyor.
Fitne Ateşine Odun Taşıyanlar
Medyada iki uç görüşün tehlikeli bir şekilde zemin bulduğunu görüyoruz. Bir kesim "Hepsi aynı, yesinler birbirlerini" diyerek kayıtsız kalırken; diğer kesim daha tehlikeli bir argümanla, Türkiye’nin savaşa dâhil olmamasını eleştirerek Hükümetimizi ve Cumhurbaşkanımızı hedef alıyor.
Özellikle "Hükümet İsrail’e yardım ediyor" iftirasını atanların, İslami ve tarihi derinlikten yoksun oldukları aşikârdır. Hatta bu provokasyonların başında gelen, din adamı kisvesi altındaki bazı figürlerin, doğrudan dış odakların "ücretli aparatları" olduğu kanaatindeyim. Devletimize ve Cumhurbaşkanımıza yönelik hakaret ve halkı ayaklanmaya teşvik dolu paylaşımların, hukuk ve emniyet birimlerimizce yakından takip edilmesi elzemdir.
İran’ın Tarihi Hataları ve İnsani Durum
Evet, kabul etmeliyiz ki; İran bu noktaya "çağıra çağıra" geldi. Geçmişte Afganistan, Irak ve Suriye’de küresel güçlerle iş birliği yaparak müslüman kanının akmasına sebep oldu. Zalimlerin zulmüne ortak olanlar, bugün o zalimlerin kendilerine musallat oluşunu seyrediyor. Eğer bölgede samimi bir "İslam İttifakı" kurulabilseydi—ki Merhum Özal’dan Erbakan’a ve bugünkü Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a kadar Türkiye bunun için hep çabalamıştır—bugün hiçbir ecnebi kuvvet bu topraklara adım atamazdı. Bu projeyi en çok sabote eden ne yazık ki İran yönetimi oldu.
Ancak geçmişin hataları, bugün masumların katledilmesine alkış tutmamızı gerektirmez. Savaşın ilk gününde bir ilkokulun füzelerle vurulması, 165 masum kız çocuğunun vahşice katledilmesi, bizim kimin yanında duracağımızı belirlemek için kafidir. Zulme rıza, zulümdür.
"Harp İsterük" Diyenlerin Tarihi Yanılgısı
"Neden İsrail’e savaş açmıyoruz?" diyerek feveran edenlere hatırlatmak isterim: Tarih bilmeyen, geleceği inşa edemez. 93 Harbi’ne, Balkan Harbi’ne ve Cihan Harbi’ne bizi "din elden gidiyor, haydi savaşa" diyerek sokan gafil ve hainlerin faturası, 7 milyon kilometrekareden 783 bin kilometrekareye hapsolmak olmuştur.
Devlet yönetimi akılla, stratejiyle ve hazırlıkla olur. Sosyal medya üzerinden "ters manyel" yapan fitne elemanlarına kanmayın. Bugün savunma sanayiimiz 7/24 çalışıyor, pazularımız her saat daha da kuvvetleniyor.
Sonuç: Direksiyon Ehil Ellerde
Aziz milletim; devletimiz, hükümetimiz ve Cumhurbaşkanımız en doğru stratejiyle hareket etmektedir. Direksiyon ehil ellerdedir. Bize düşen; sabırla, kardeşlik (uhuvvet) ve dayanışma (tesânüd) içinde durmaktır. Ye’se kapılmadan, fitneye geçit vermeden başımızdaki liderlere güvenmeye devam etmeliyiz.
Rabbimizin büyük nimetlerine mazhar olacağımız günler yakındır. Selâm ve dua ile.