KABE’NİN ÜZERİNE ARŞU ÂLA’DAN NUR İNER Mİ?

Mehmet KAÇAR

Müslümanların kendi ruhsal alemin de inandıkları bir görüşe göre Kâbe’nin üzerine arşu âladan bir nur iner ve o ruhtan dolayı orası dünyanın merkezi, ve yer yüzü magma iken oranın altında katılaşarak yayılan bir toprak parçası ile yeryüzü katmanları oluşturulmuştur. Kâbe yeryüzü magma halinde iken yüce yaratıcının burayı belirleyip, Hz. Havva(annemiz) ve Adem (a.s) bu topraklara dünya hayatını yaşamaları için gönderildiler. Cennetten gelirlerken de “hacerül esvedü” şahit olarak yanlarında getirmişlerdi.

Nasıl insan bedeninde enerji hatları yaratılırken kotlanıyorsa, diğer yaratıklarında kendi yaratılış gayelerine göre bir enerji yumağı yani sarmalı ile yaratıldığını gözlerimiz görmese de İnsanın bedeninde yaratılmış olan ve gözlerimizle görmediğimiz enerji hatları olduğu gibi dünyanın üstünde de bir enerji vardır. Bazı manevi bilimciler arasında buna ley denilen Kabe’ye arşı aladan sürekli bir nur indiğine inanılır ve bunun adına rahmani nur yani bugünkü adıyla enerji denilir. Bu tür enerjileri ise bizim bu dünya gözümüzün göremediği bir enerji kütlesidir.

Bu enerji kütlesinin ön taraflarında çeşitli enerji kütlesi olan letaifeler vardır, Bunlar da şunlardır:

Kalp, ruh, sır, hafi, ahfa vs şeklinde göğsün etrafında başın üstünde bulunur.

Namaza duran kişi düzgünce ve ihlasla, takva üzerine niyet ettiği zaman ve o şekilde namaz kılmaya çalıştığı vakit, yukarıda adını verdiğimiz letaifeler, enerjiler ona açılır. Kabe’ye arşı aladan inen nur dalgalar halinde tüm kainata oradan yayılır. Nasıl ki magma halinde iken Kabe’nin altından yeryüzünün katı halinin yayıldığı gibi. Kainata yayılına bu letaifeler, ihlaslı insanı da içine alır ve Kabe’de namaz kılar gibi namaz kılmaya başlar. İnsanın nesi ile beraber içerinse aldığı bu letaif nurlar tüm bendini sarar. İşte insanın içerisine aldığı bu nur nefsinin veya ruhunun besin kaynağını oluşturur. O olamazsa yani namazın kaynağını kaybeden insan namazın da tadına varamaz.

Ruhunu zayıflatan ve enerjilerle, letaifelerle güçlendiremeyen insanın sonunda enerji kaynağı tükenir ve namazla, yaratnıyla irtibatı kesilir.

Ruh ise Allah’ın insana verdiği kendinden bir parçadır ve kendini İnsan bir parça olarak veren Allah’ın emrinde olan bir yaratıktır.

Allah insana ona ihsan eylediği ruh üzerinden ilhamda bulunur. Hani bazen insan yanlış bir şey yaptığında içinde ona bunu neye yaptın diye bir şey feryat ederek durur ya işte o şey Yüce Allah’ın ihsan ettiği ruhun ta kendisidir bu da Kabe’nin üzerine inen enerjidir.

İnsanlar işte kendi içlerinde bulunan o ihsana bazı kereler vicdan adını verirler. İşte o vicdan dedikleri şey ruhun ta kendisidir.

Hasılı kelam ise, İstikbali kıblenin farz oluşu ve namazda yönümüzü oraya dönüşümüzün nedeni bu enerji kaynağını içimize çekmek içindir. Tabi ki gaybi bir bilgiyi en iyi bilen bilginin sahibi olan Allah’tır.

Namazın bütün farzlarının görünen yanında bir de batıni anlamı vardır. Yani İslamiyet’in bir görünen kısmı bir de görünmeyen kısmı vardı. Dünya de böyledir bir üzerinde yaşadığımız görünen kısmı birde bizim bu gözle göremediğimiz ahret vardır. İnsan da böyledir. Bir gözle görünen kısmı bedeni bir de dünya gözü ile göremediği nefsi yani ruhi yapısı vardır. Bedeni topraktan gelen şeylerle beslediği gibi ruhunu da Allah’ın emirleri ile besler.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.