Siyasetin gri koridorlarında bazen öyle itiraflar yükselir ki, yankısı sadece mahkeme salonlarında kalmaz, tüm bir yerel yönetim sistemini temelinden sarsar. Bugünlerde yargı gündeminin tam merkezinde bir isim var: Aziz İhsan Aktaş. 704 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan, "itirafçı" sıfatıyla etkin pişmanlıktan yararlanan bir isim.
Ancak Aktaş’ın savunması, sadece bir hukuk mücadelesi değil; aynı zamanda medya manipülasyonlarının ve belediyecilik adı altında dönen "al gülüm ver gülüm" çarkının bir vesikası niteliğinde.
Medyanın "Algı" Sınavı: Kim Ne Gördü?
Aktaş’ın savunması başladığında, yandaş ve muhalif medyanın olayı nasıl "büktüğünü" görmek ibretlikti. Okuyucunun gözünden kaçırılmak istenen detaylar, başlıklarla öyle bir perdelendi ki, gerçeği bulmak için satır aralarını kazımak gerekiyor:
| Medya Kuruluşu | Atılan Başlık / Odak Noktası | Gerçekte Ne Oldu? |
| T24 | "AKP’li belediyelerden daha fazla iş aldım." | CHP’li belediyelerle olan 10.5 milyarlık ilişkiyi gölgelemek. |
| Halk TV | "Mağduriyet ve sağlık sorunları anlattılar." | Suçlamaların içeriğini "insani dram" ile geçiştirme çabası. |
| Sözcü | "Beraat edeceğimden eminim." | Yolsuzluk iddialarını "algı" diyerek hafifletme manevrası. |
Rakamların Dili: Sadece "Dostluk" mu, Ticaret mi?
Aktaş’ın savunmasında paylaştığı rakamlar, aslında sistemin nasıl çalıştığını özetliyor. Aktaş, sadece CHP’li belediyeleri değil, devleti ve diğer partileri de kapsayan geniş bir ağdan bahsediyor:
-
CHP Belediyeleri: 120 iş (10.5 Milyar TL)
-
AK Parti Belediyeleri: 100 iş (3.5 Milyar TL)
-
Devlet Daireleri ve Diğerleri: 59 iş (Yaklaşık 1 Milyar TL)
Buradaki can alıcı soru şu: Neden sadece CHP’li belediyeler gündemde? Aktaş bu soruyu, "Ben olanı devletimin önüne serdim, kimseyi ayırt etmedim" diyerek yanıtlıyor. Ancak anlattığı "yöntemler" asıl mide bulandıran kısmı oluşturuyor.
"Harami Düzeni": Düğün Sanatçısından Kadayıf Kutusuna
Savunmadaki detaylar, belediyeciliğin nasıl bir "finansörlük" mekanizmasına dönüştüğünü kanıtlar nitelikte. Aktaş’ın iddialarına göre hak ediş alabilmek için sunulan "hizmetler" şunlar:
"Üst düzey yetkiliye düğün yapıyorsunuz, sanatçı sağlıyorsunuz. Ailelerine araç tahsis ediyorsunuz. Belediye başkanının aracını veya gayrimenkulünü değerinin çok üzerinde satın alıyorsunuz. Ve her hak edişte bu talepler bitmiyor, katlanarak devam ediyor."
Özellikle Beşiktaş ve Seyhan Belediyeleri hakkındaki iddialar yenilir yutulur cinsten değil. Beşiktaş’ta bir hastane satın almanın "hak ediş şartı" yapıldığı, Seyhan’da ise paraların "kadayıf kutuları" içinde teslim edildiği iddiası, hafızalardaki eski yolsuzluk dosyalarını hatırlatıyor.
Sonuç: Siyasi Operasyon mu, Sistematik Çürüme mi?
Bugün "Belediye başkanlarımız suçsuzdur" diyerek miting yapanlar, dosyaya giren HTS kayıtları, banka dekontları ve tanık beyanları karşısında ne diyecek? Yargı, bu "baklava-cezerye" aromalı savunmaları nasıl değerlendirecek hep birlikte göreceğiz. Ancak kesin olan bir şey var: Aziz İhsan Aktaş’ın anlattıkları, kamu kaynaklarının nasıl "şahsi ikbal" uğruna çarçur edildiğinin en çıplak halidir.
Bu dava, sadece bir ceza davası değil; halkın parasının bekçisi olması gerekenlerin, o parayı nasıl "kutuladığına" dair bir yüzleşme davasıdır.