Karanlık Yapılanmaların Gölgesinde Bir Özeleştiri: Süleymancılar Gerçeği

Doç. Dr. Cahit KARAALP

Kendi adıma konuşmak ve bir müslüman sorumluluğuyla hareket etmek için bu satırları kaleme alıyorum…

“Kendilerinden Allah’a sığınırım” dediğim FETÖ’den sonra ikinci cemaattir Süleymancılar… Ben onları her zaman “derin bir oluşum” olarak gördüm hiçbir zaman İslami bir cemaat ve camia olarak görmedim… İslam’ın aleyhinde Müslümanların aleyhinde çalışan 28 şubatçı partilerle birlikte hareket ettiklerine ve kendilerine güvenen halkı oy konusunda o yöne kanalize ettiklerine şahidim…

Süleymancılara yapılan operasyon “İslami hizmetlere” yapılan bir operasyon olarak algılanmamalıdır… Mevcut hükümetin İslami faaliyetlere karşı bir tavır takındığını söylemek insafsızlık olur… Bu durum AK Partiye oy atıp atmama meselesi de değildir… Zira öyle olmuş olsaydı hükümet 15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası hiçbir zaman oy almadığı ve hep muhalefet gördüğü bu cemaate operasyon düzenler, 25 yıl sonra bu adımı atmazdı…

Süleymancılar cemaati kapalı devre bir cemaattir ve diğer İslami cemaatlerle pek bağ kurmazlar… Kendilerine has bir yapıları ve teşkilatlanmaları vardır… Taşrada oldukça güçlü bir cemaattir… Süleymancılar birbirlerini tanımak ve kendilerini belli etmek için duada ellerini birleştirir ve lacivert takke takarlar… Güçlü oldukları yerlerde başka cemaat ve oluşumlara hayat hakkı tanımazlar… Kur’an öğretimine ve medrese usulü eğitime önem verirler… Nakşi geleneği sürdürürler… Cemaat yurtlarında kalan öğrencilere karşı katı ve amansız bir tutum içinde oldukları bilinmektedir…

Süleymancılar son yıllara kadar etkin oldukları yerlerde imamlara hayatı zindan ediyorlardı… Bunların baskısından dolayı kafayı sıyıran, mesleği terk eden, bulunduğu yerden göç eden nice imamlar biliyorum… Nice Süleymancı zulmünün konu edildiği yaşanmış hikayeler duydum… Hangi imamı konuştursanız mutlaka Süleymancılardan çektiği onca çileyi anlatacaktır… Bu cemaat müntesipleri bir imamı gözlerine kestirmişlerse ona iftira dahil yapmayacakları kötülük kalmaz… Son 10-15 yıldır Diyanete olan menfi bakışlarını saklı tutmakla birlikte Diyanetin içine İmam, Müezzin, Kur’an Kursu Hocası, Müftü ve Vaiz olarak sızmaya ve Diyanet’in imkanlarından yararlanmaya başladılar… Bunun için artık müntesiplerinin çocuklarını ilahiyat fakültelerine göndermeye de başladılar…

Topladıkları yardımlardan toplayan kişilere yüzde 10, 20, 30 gibi yerine göre değişen paylar verirler ki ilgili kişiler daha çok toplasın ve yardım toplama konusunda daha ilgili olsunlar… Topladıkları paraları bankada faize yatırmaktan içtinap etmezler zira ülkeyi darul harp görürler ve faizin bu durumda helal olduğunu, devletin bu şekilde zayıflatılacağını söylerler… Bulundukları yerlerde camilere gitmezler, devlet imamının arkasında namaz kılmazlar, kendi yurtlarında veya kendi imamlarının olduğu camilere giderler… Fazilet isimli bir takvim satarlar ki her bir yaprağında ayrı bir hurafe söz konusudur… Namaz vakitlerinde bile Diyanete muhalefet etmek için ezan saatlerine temkin zamanı koyarlar…

İmamlık yaptığım dönemde ve sonraki dönemlerde bu cemaatle yaşadığım bazı olayları sizlerle paylaşmak istiyorum… İmamlık yaptığım köylerin birinde başka cami olmadığı için Süleymancılar camiye gelip giderlerdi… Başka köylerden cemaate bağlı kursun hocaları eşleri ile birlikte köye sohbet yapmaya ve yardım toplamaya gelirlerdi ben de onlara mihrabı, kürsüyü teslim ederdim… Ümmet ve vahdet şuuru ile hareket etmeye çalışıyordum… Camiden anons yapıp köyün kadınlarını belirlenen yere sohbete katılmaları için çağırır ve hayırlı hizmetler yaptıkları için kendilerine yardım edilebileceğini söylerdim… O zaman kadar onlar hakkında çok az şey biliyordum… Müslümanız, kardeşiz, aynı ümmetiz diyordum…

Birgün yatsı namazından sonra beni “hatmeye” çağırdılar… Nakşilerin kimi zaman ikindi, kimi zaman yatsı namazından sonra yaptıkları bir tür tarikat zikri olan bu hatmeye katılamayacağımı, tarikat mensubu olmadığımı söyledim… Herhalde kendilerine gösterdiğim hürmetten olsa gerek beni saf ve ayartılabilir gördüler…

Fakir halktan topladığı yardımlarla son model lüks arabaya binen ve elinde uzun menzilli telsizle gezen hocaları sohbet esnasında hatmeye katılmadığım gerekçesiyle benim için “hocanın şeyhi yoksa şeyhi şeytandır” demiş… Sohbete katılan ve henüz kendilerine intisap etmemiş bir köylü bana bunu söyleyince ben de cuma günü hutbede bu konuya açıklık getirmeye çalıştım ve “şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır” sözünün doğru olmadığını, şeyhe bağlı olmanın dini bir gereklilik olmadığını, sonradan uydurulduğunu, Kur’an ve sünnetin bize rehber olduğunu değilse bu yanlış telkini yapan kişilerin şeytana uymuş olacaklarını söyledim… O cuma namazından sonra Süleymancı kesim bir daha camiye ayak basmadı… Çünkü hocaları kendilerine camiye bir daha gitmeme talimatı vermişti…

Kurban Bayramı gelmişti… Süleymancıların o bölgeden sorumlu hocaları benle dışarda görüşüp yardım toplamaya geldiklerini ve camiden köylüye duyuru yapmamı istedi… Ben de bunu yapamayacağımı, müftülükten resmi bir belge getirmeleri gerektiğini söyledim ve reddettim… Bu olaydan sonra benimle ilgili sağda solda Şii, Vehhabi, sapık ilahiyatçı şeklinde yaftalar takmaya başladılar…

Köy halkı üzerinde etkim olmasaydı ve o köyde onlar azınlıkta kalmasalardı benim o köyde yaşama hakkım olmazdı… Köylülere kendimi ıspatladığım ve güven temin ettiğim için köylü hakkımdaki hiçbir propagandaya inanmıyor aksine beni koruyup kolluyordu… Çünkü ben Süleymancılar gibi onlara din anlattıktan sonra para toplamıyordum, köylünün hastası ile ilgileniyordum, fakirini kolluyordum, okulu, camisi ile ilgileniyordum, gençlerle çocuklarla özel ilgileniyordum, evlenemeyen gençlerin evlenmelerine yardımcı oluyordum, parkı, bahçesi, çöp sorunu ile ilgileniyordum. Bunların olumsuz propagandalarına karşılık ben de köy halkına artık onlara yardımı kesmelerini ve fazilet takvimini almamalarını, takvimde yazılı birçok bilginin doğru olmadığını söyledim… Bunu duyan müntesipleri bana düşmanca bir tavır takınmaya ve beni yakın takibe alıp hutbelerimin, vaazlarımın ses kaydını almaya başladılar… 28 Şubat sürecinin etkilerinin devam ettiği o dönemde başörtülü kıza hak ettiği halde ödülünü vermeyip onu sahneden indiren bir komutan hakkında verdiğim hutbeden dolayı Süleymancılar beni şikâyet etmiş ve hakkımda açılan mahkemede bir ay hapis cezası almamı sağlamışlardı… Artık her hutbem takip ediliyor, kimi hutbelerim şikayete konu oluyor ve şahitleri de Süleymancılar oluyordu…

Bir gün bir köylünün annesi vefat etmişti… Cenaze sahibi bana gelip annesinin “zor devrini/ıskatı salatını” hesaplamamı istedi… Ben de böyle bir uygulamanın dinen doğru olmadığını, ibadetlerin parayla düşürülemeyeceğini, birilerinin din adına kendilerini kandırdığını vs. söyledim… Adam beni dinlemiyor ısrarla hesap yapmamı istiyordu… Beni mazur görmesini ve batıl bir mevzuda dini kullanamayacağımı kendisine söyledim… Benim yanımdan çıkmış başka bir köye Süleymancıların kursuna gitmiş ve annesinin vefatı sebebiyle ne kadar “zor devir/ıskatı salat” ödeyeceğini sormuş, adamlar da kendisine bir hesap yapıp belli bir miktar söylemişler… Adam cebinde bu kadar parasının olmadığını söyleyince Kredi kartı ile de tahsilat yapabileceklerini ve takside bölebileceklerini söylemişler ve ondan o parayı almışlar… Bana gelip durumu anlattığında yapılana üzülmüş ve bu cehaletle her şeyi hak ettiklerini söylemiştim…

İlahiyatta verdiğim derslerin birinde “Hz. Musa’nın asası bugün bize ne anlatıyor, bizim asamız nedir” başlıklı bir ders vermiştim… Öğrencilerin içinden Süleymancı bir öğrenci anlattıklarımı hem yanlış anlamış hem de hocasına yanlış aktarmıştı… Benim için “Hz. Musa’nın asa mucizesini inkâr ettiğimi” söylemişti… Bir kamu kurumunda daha önce hiç görmediğim bu Süleymancı hoca ile tesadüfen bir araya gelmiştik… Ziyaret ettiğim amir bizi tanıştırdıktan sonra hoca açıldı ve bana sizin orada “Mardin’li sapık bir tefsir hocası var” demişti… Kendisine “o kişi neden sapık” dediğimde “Hz. Musa’nın asa mucizesini inkar ediyor” demişti… “Sen kulaklarınla duydun mu” diye sorduğumda ise “yok öğrencimiz söyledi” şeklinde cevap vermişti… “O sapık dediğin kişi benim, bu ilahiyatta Mardinli olup tefsir hocası olan sadece benim… Anlattığım dersi sana kısaca özetleyeyim…” diyerek şunları söylediğimi ifade ettim: “Hz. Musa çaban asası ile denizi yardı, kayadan su fışkırttı, firavunun oyunlarını bozdu…Bugün biz de Hz. Musa’yı örnek alacaksak asamız ne olmalı? Bugün makamımız, kalemimiz, görevimiz, imkânımız, paramız vs. asamız olabilir… Yanlış mı söyledim yoksa” diye sordum “Yok” dedi… O anda benden özür dilemeden acil bir işinin olduğunu söyleyip hemen makamdan ayrıldı ve bir daha da kendisini görmedim… Bir Müslüman tavrı bu olmamalıydı değil mi? Buraya birçok olay yazabilirim ama bu kadarla yetinmiş olayım...

Hangi cemaat olursa olsun şeffaf olmalı, denetlenebilir olmalı ve gizli bir yapılanma içine girmemelidir… Hiçbir cemaat devlet içinde devlet olmaya kalkmamalı, halktan aldığı desteği devlet aleyhinde kullanmaya çalışmamalı, gizli mahfillerle ve derin güçlerle irtibatlı olmamalı, ülkenin siyasetini tehdit eder hale gelmemeli ve halktan temin ettiği yardımı batıl emellere alet etmemelidir… “İslam’a hizmet etmek adına İslam’a aykırı görüş beyan eden ve İslam muhalifi güçlerle kol kola girip Müslüman camialara sırt dönmek” Süleymancıların en bariz özelliğidir ve asla kabul edilebilir değildir…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.