Kemalizmin Görünmez Zaferi ve Ak Parti Döneminin Beklenmedik Nesli

Ahmet Şükrü KILIÇ

Geçtiğimiz günlerde 97 yaşında vefat eden annemi uğurladık. Okuma yazması yoktu ama 10. Yıl Marşı’nı ezbere bilir, her defasında ilk günkü coşkuyla söylerdi. Öyle ki ömrünün son demlerinde aklını, hafızasını büyük oranda kaybettiğinde, beni bile tanımakta güçlük çekerken o marş zihninde hep dipdiri kaldı. Onun dünyasında her şey, ama her şey sadece askerden ibaretti. Bugün geriye dönüp baktığımda, annemin hafızasındaki o köklü mirasın, modern Türkiye’nin meydanlarında nasıl yankılandığını daha net görüyorum.

Şimdilerde üniversitelerin mezuniyet törenlerine bir bakın. Gençlerin dilinde düşmeyen iki sembol var: İzmir Marşı ve 10. Yıl Marşı. Yıllardır süren siyasi tartışmaların, kutuplaşmaların ve "yeni bir nesil" inşa etme iddialarının geldiği yer burası. Şaşırtıcı ama gerçek: AK Parti iktidarı, belki de bugüne kadar en sıkı Atatürkçülerin ve Cumhuriyetçilerin bile başaramadığı bir şeyi yaptı; asırlık ideolojinin dinamiklerini adeta kurumsallaştırdı.

İlahiyat Fakültelerinde Kep Atma ve Marş Coşkusu

Bu dönüşüm öyle bir boyuta ulaştı ki, muhafazakar kimliğin kalesi sayılan İlahiyat Fakülteleri mezuniyet törenleri bile artık 10. Yıl Marşı eşliğinde yapılıyor. Genç ilahiyatçılar, keplerini bu marşın melodileriyle havaya fırlatıyor. Bu tablo bizlere net bir mesaj veriyor: Türkiye'de iktidarda kim olursa olsun, Kemalizm kendi iç dinamiklerini üretmeye, yaşatmaya ve toplumsal hafızayı şekillendirmeye devam ediyor.

Bu noktada gençleri gönülden kutlamak gerek. Tabii en çok da bu iklimi sağlayan siyasi iradeyi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın atadığı rektörleri ve o rektörlerin yetkilendirdiği dekanları… Üniversitelerimiz belki dünya akademik başarı sıralamalarında istenen yerlerde değiller; ama kabul edelim ki mezuniyet şenlikleriyle, ideolojik sembollerin harmanlandığı o coşkulu atmosferle gündem olmayı fazlasıyla başarıyorlar.

Modern Yatırımlar ve "Sağlamlaşan" İdeolojiler

Görünen o ki; duble yollar, köprüler, şehir hastaneleri, barajlar, göletler ve devasa projelerle kalkınan Türkiye, sadece taşa ve toprağa yatırım yapmamış. Siyasi irade, insana ve eşyaya dengeli bir yatırım (!) yaparak gençlerimize atalarının mirasına nasıl sahip çıkacaklarını da öğretmiş.

"Yaşasın Atatürkçülük, yaşasın Cumhuriyet, yaşasın AK Parti iktidarı ve yaşasın eski rejim!" dedirten bu sentez, modern Türkiye’nin en büyük sosyolojik sürprizidir.

Şimdi sormak gerek: Övün sayın Cumhurbaşkanım, övün sayın YÖK Başkanım, övün rektörlerim, dekanlarım ve AK Partili milletvekillerim... Ortaya çıkan bu hibrit eserle ne kadar övünseniz azdır!

Eksik Kalan Tek Devrim: Ahlak

Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca siyasi, askeri ve ekonomik alanda birçok köklü devrim gördü. Ancak bu topraklarda ne yazık ki bir ahlak devrimi gerçekleştirilemedi.

Bugün geldiğimiz noktada beni asıl rahatsız eden şey, ideolojilerin ve isimlerin ötesinde, insanı kutsallaştırma yanılgısıdır. İster bir ülkenin rejim kurucusu olsun, ister bir siyasi partinin lideri; insanı ve fani olanı kutsayan her yaklaşım, toplumsal gelişimin önündeki en büyük engeldir. Bizler şekilsel marşlarla gururlanırken, asıl meselemiz olan ahlaki dönüşümü ıskalamaya devam ediyoruz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.