Tarihin en büyük fırtınasında, Hz. Nuh’un inşa ettiği o gemi sadece tahtadan bir sığınak değil; saf bir imanın, sarsılmaz bir teslimiyetin ve ilahi bir emrin tecellisiydi. O gemiye binenler, sadece sudan değil, küfrün ve kibrin karanlığından da kurtuldular. Peki, ya bugün? Modern çağın tufanlarından kaçmak için inşa ettiğimiz o şatafatlı gemiler bizi gerçekten selamete çıkarıyor mu?
Modern Nuhlar ve Çürük Dümenler
Bugün her birimiz kendi limanımızda, kendi "kurtuluş gemimizi" inşa etme telaşındayız. Ancak bir farkla: Hz. Nuh Allah’ın emriyle inşa etmişti, biz ise hobilerimizden, fobilerimizden ve egolarımızdan inşa ediyoruz. Bir yanı kırık, bir yanı batık, rotası belirsiz ve pusulası kayıp bu teknelere "Kurtuluş Gemisi" adını verdik.
Kendi ellerimizle kurduğumuz bu yapılarda kaptan da biziz, kural koyucu da. Gemiye biniş şartlarını biz belirliyoruz; sevdiklerimiz içeride, sevmediklerimiz dışarıda. Hatta öyle ki, iman etmeyen yakınlarımıza seslenme gereği bile duymuyoruz. Çünkü bizim gemilerimiz artık bir "iman gemisi" değil; bir cemaatin, bir ideolojinin, bir mahallenin veya kişisel bir çıkarın gemisi haline gelmiş durumda.
Hayalet Gemiler ve Satılan Umutlar
Göz kamaştıran tersaneler kurduk, büyük yatırımlar aldık, insanlara pembe tablolar çizerek ümitlerini çaldık. "Bize gelin, kurtulun" dedik. Filolar vadettik ama günün sonunda elimizde bir sandal bile kalmadı. Sel ve tufan geldiğinde gördük ki; o şatafatlı gemiler aslında hiç inşa edilmemiş. Biz sadece hayali kurtuluşlar satan birer "umut taciri" haline gelmişiz.
Asıl acı olan ise şu: İnşa ettiğimiz bu gemilere binenler değil, belki de binmeyenler kurtuldu. Çünkü biz gemilerimizi Allah’a iman edenlerle değil, bize iman edenlerle doldurduk. Sözümüzden çıkmayacak, çantamızı taşıyacak, esprilerimize gülecek ve keyfimizi kaçırmayacak bir yolcu profili seçtik. Ortak aklı reddettik, ikinci bir kaptana tahammül edemedik. "Dümen bende değilse gemi batsın" kibriyle hareket ettik.
Çölde Su Bekleyen Titanlar
Bugün gemilerimiz çok yıldızlı, konforlu ve titanlara yakışır heybette. Ancak küçük bir sorunumuz var: Gemiyi yüzdürecek ne bir okyanus var ne de ufukta bir tufan. Allah’ın emretmediği bir işe soyunup, O’nun adına racon keserek "korku imparatorlukları" kurduk. "Sel gelecek, sadece bizimle olanlar yaşayacak" dedik.
Şimdi ise çölde inşa ettiğimiz o devasa, hantal ve çürümeye yüz tutmuş yapılarla baş başayız. Ne gökten rahmet iniyor ne de yerden su fışkırıyor. Kendi uydurduğumuz kutsalların ve sahte kurtuluş vaatlerinin altında kalıyoruz.
Unutmayalım ki; rotası Allah olmayan hiçbir gemi, yolcusunu gerçek limana ulaştıramaz. Kendi inşa ettiğimiz zindanlara "gemi" demekten vazgeçmediğimiz sürece, batan sadece tahtalar değil, insanlığımız ve imanımız olacaktır.