Kirpi İklemine Sıkışan İnsanlık: Modern Dünyada Güven ve Mesafe

Adnan ONAY

İnsanoğlu, doğası gereği hem bencil hem de kıskanç eğilimler taşıyan bir varlıktır. Bu tespit ilk bakışta sert gelebilir; ancak insanlık tarihine, toplumsal ilişkilere ve günlük yaşama dikkatle bakıldığında bunun izlerini görmek mümkün. Bu bağlamlar kişide doğuştan gelen bencil dürtüleri ya bastırabiliyor ya da büsbütün şiddetlendirebiliyor.

Lüksün şatafatı ile sefaletin ağırlığının yan yana, aynı sokaklarda yol aldığı günümüz dünyasında ise maalesef insanlar bu menfi özelliklerini her zamankinden daha hoyratça sergiliyorlar. Maddiyatın ve vitrinin kutsandığı bu çağda, ruhsal derinlikler aşındığı için belki de gerçek dostluklar iyice azalmış, hayatın kıyısına itilmiş durumda.

Modern Çağın Güven Problemi ve Aşınan Bağlar

Çevremizde çok sayıda insan bulunmasına rağmen, içimizi açabileceğimiz, kaygılarimizi paylaşabileceğimiz, sırlarımızı emanet edebileceğimiz insanların sayısı her geçen gün azalıyor. Çünkü günümüz insan ilişkilerinde güven duygusu ciddi şekilde yıpranmış durumda. Artık en yakınlarınız dâhil hiç kimseyle tam anlamıyla sırdaş olabileceğiniz samimiyet zemini bulamıyorsunuz. Zira o sarsılmaz sandığınız bağlar koptuğunda, samimi ve savunmasız anınızda söyledikleriniz, bir gün bakıyorsunuz ki düşman eline verilmiş amansız bir silah olarak karşınıza dikiliyor. Güvenin böylesine zedelendiği, sadakatin pamuk ipliğine bağlı olduğu günümüz insan ilişkilerinde, toplumsal hayatta yara almadan ayakta kalabilmek için belki de en doğrusu ve en iyisi ünlü "Kirpi İkilemi"nin kurallarına sıkı sıkıya uymak..

Arthur Schopenhauer ve Kirpi İkilemi Metaforu

Alman filozof Arthur Schopenhauer’ın insan ilişkilerinin doğasını açıklamak üzere felsefe literatürüne kazandırdığı ve daha sonra Sigmund Freud’un da psikolojik tahlillerinde kullandığı bu metafor, insanlığın evrensel trajedisini sarsıcı bir sadelikle özetler. İkilemin merkezindeki hikâyeye göre; dondurucu bir kış gününde bir grup kirpi, soğuktan donup ölmemek adına ısınmak amacıyla birbirine iyice sokulur. Fakat birbirlerine yaklaştıkları o ilk anda, üzerlerindeki keskin oklar yanındaki dostunun tenine batmaya başlar ve büyük bir can acısı yaşarlar. Can havliyle ve acının etkisiyle hemen birbirinden uzaklaşırlar. Ne var ki ayrıldıklarında bu kez dondurucu soğuk yakalarına yapışır ve yeniden ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalırlar. Kirpiler ısınma arzusu ile canlarının yanması arasında, üşümek ile yaralanmak kıskacında gidip gelerek defalarca yakınlaşır ve uzaklaşırlar. Yaşadıkları bu deneme yanılma sürecinin sonunda, birbirlerinin acısına en çok katlanabilecekleri, hem donmaktan kurtulacakları hem de okların birbirini delik deşik etmeyeceği o "en uygun mesafeyi" keşfederler.

İnsan İlişkilerinde Doğru Mesafeyi Bulabilmek

Bu hikâye aslında insan ilişkilerinin özeti gibidir. İnsan sosyal bir varlıktır; yalnız yaşayamaz. Sevilmek, anlaşılmak ve ait olmak ister. Ancak insan aynı zamanda kırılabilen, incinebilen ve zarar görebilen bir varlıktır. Başkalarına gereğinden fazla yaklaştığında hayal kırıklıklarıyla, ihanetlerle veya çıkar çatışmalarıyla karşılaşabilir. Tamamen uzak durduğunda ise yalnızlığın soğukluğu içinde kaybolur. Bu nedenle sağlıklı ilişkilerin sırrı, doğru mesafeyi bulabilmektir.

Schopenhauer’ın "centilmenlik ve iyi usul" olarak adlandırdığı bu mesafe, aslında toplum hayatını katlanabilir kılan yegâne formüllerden biri. İnsan da tıpkı bu kirpiler gibi içindeki derin yalnızlığı dindirmek, sevgi ve sıcaklık bulmak adına hemcinslerine yaklaşmak ister; ancak çok yaklaştığında karşısındakinin bencilliği, kusurları ve yıkıcı dürtüleri tıpkı o dikenler gibi ruhuna batacağı için uygun mesafeyi ayarlamak zorunda.

Maskeler ve Buzdan Duvarlar Ardındaki Yaşam

Ne yazık ki çağımız, insanları birbirine daha fazla bağlamak yerine çoğu zaman birbirine karşı daha temkinli hale getirmiş durumda. Artık insanlar ilişkilerinde mecburen görünmeyen mesafeler bırakıyorlar. Zira, modern çağın getirdiği güvensizlik iklimi bizleri amansız bir zorunluluğa mahkûm ediyor. Maalesef, geçmişin o hesapsız, çıkarsız ve canciğer sırdaş samimiyetinden fersah fersah uzak; ilişkilere katı sınırlar koyarak, maskeler kuşanarak yaşamak zorunda kalıyoruz. İncitmemek ve en önemlisi incinmemek adına, aramıza buzdan birer duvar olan o güvenli mesafeleri yerleştiriyoruz.

Günümüz dünyasında hayatta kalabilmenin, akıl sağlığını ve iç huzuru koruyabilmenin bedeli, ne yazık ki samimiyetin dozunu azaltıp mesafenin ayarını iyi yapmaktan geçiyor. İnsan sıcaklığa muhtaçtır, fakat dikenleri de unutmamak gerekir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.