KOSOVA PRİZREN HATIRASI
2003 ve 2007 yıllarında iki defa, resmi bir heyetle, Evlad-ı Fatihan Diyarı Kosova’ya ziyarette bulundum. Her iki ziyarette de gördüklerimden duyduklarımdan çok etkilendim.
İkinci gidişimde aklımda kalan şu: Uçağımız başkent Priştine’ye indiğinde 2003 yılında gördüğüm hava alanına, daha sonra yeni bir bina ilave etmişler. Güzel de olmuş. O zamanlar uçak piste indiğinde, önüne düşen ve üzerinde FOLLOW ME (BENİ TAKİP ET) yazan bir traktör, uçağın pistte uygun bir yere park etmesini sağlıyordu. İlk defa görenlerde muhakkak bir tebessümün doğmasına yol açıyordu. Bu defa aynı görevi bir Jip üzerine almış. Biraz daha estetik olmuş.
Giriş kuyruğuna girdik. 2003 yılında da aynı şekilde kuyruğa girmiş, o zamanlar 30 Şubat olan doğum tarihimi bilgisayarın kabul etmemesi sebebiyle oldukça zorlanmış, Birleşmiş Milletler (UNMIK-UNITED NATIONS MISSION IN KOSOVO) yetkililerini, 30 Şubat’ın doğru olduğuna (!) ikna için epeyce uğraşmıştım. Kuyrukta beklerken o günü ve olup bitenleri yeniden hatırladım. Tatlı bir hatıra olarak halen zihnimde yerini koruğunu gördüm. Giriş işlemlerinin yapılmasını beklerken Türkiye’den gelmiş burada görev yapan bir polis memuru ile tanıştım. Biraz sohbet ettik.
Resmi temaslarımızı Priştine’de tamamladıktan sonra ülkenin Kültür Başkenti Prizren’e geçtik. Prizren, camileri, binaları, Kalesi ve Türkçe konuşan insanlarıyla tam bir Osmanlı… Bir süre şehri dolaştıktan sonra Prizren Eğitim Fakültesi’ni ziyaret ettik. Fakültenin Hocalından Prof. Abdul Simitçiu bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı. Fakülte binasında ciddî bir tamirat ve boya-badana işi olduğunda bize gerekli ikramda bulunamadığından üzgün olduğunu söyledi. Abdul Hoca ile bir süre sohbet ettik.
Prizren şehir meydanın ortasında yer alan bir çeşme var. Adı Şadırvan... Eskisi gibi suyu akmaya devam ediyor, şırıl şırıl... Şadırvan, aynı zamanda bulunduğu meydana da adını vermiş.
Burada yaygın olarak söylenen bir söz varmış: Prizren’e gelip Şadırvan’dan su içenler, bu şehre er geç bir daha gelirler. Demek ki bu söz doğru... Çünkü 4 yıl önce burayı ziyaret ettiğimde de bu sözü söylemişlerdi ve ben de “peki öyleyse... Şimdi bu sudan içiyorum. Bakalım etkisini ne zaman göreceğiz?” demiştim. İşte etkisi görüldü
Meydan kalabalık... Civardaki tüm kafeler dolu... Kafelerde oturanların ve caddelerde dolaşanların büyük çoğunluğunun gençlerden oluştuğu hemen dikkat çekiyor. Öyle görünüyor ki her halde Avrupa’da nüfus yapısı en genç olan yerlerden birisi Kosova...
Fakültede sohbet esnasında Prof. Abdil Hoca’ya “Hocam bak, ben daha önce geldiğimde Şadırvandan su içtim. Şimdi buraya tekrar gelmek zorunda kaldım. Acaba biraz daha su içersem, bunun tesiri ne zaman görünür? Dua etsem kabul edilir mi? Ne dersiniz?” diye sordum. O da bana bir fıkra ile cevap verdi: Prizren’in suyunu içen kişi muradına erermiş. Burada, bir zamanlar Prizren’e Belgrad’dan ziyarete gelen bir kadına da böyle demişler. Ancak kadın, ‘ben evliyim’ demiş ve ilave etmiş. ‘Eğer içirsem, kocam ölür mü?’. ‘Evet’ demişler. Kadın sudan içmiş. Memleketi olan Belgrad’a dönmüş ve bir de ne görsün, kocası ölmüş. Kadın, Prizren’e tekrar gelip, kendisine, ‘bu sudan içen muradına erer’ diyen kişiyi bulmuş. Durumu anlatmış ve sormuş. ‘Şadırvanın suyundan şimdi tekrar içsem yeni bir adam (koca) bulabilir miyim?.. Gülüşmelerimiz görmeye değerdi…
Bu seyahatimden unutmadığım bir hatıram da Arnavutların özellikle yaşlıların giydikleri keçe şapka ile ilgili… İlk geldiğimde bir keçe şapka satın almış ve şehirde onunla dolaşmıştım. Bu yerlerde dolaşırken esnaftan biri diğerine beni işaret ederek “Türk’e bak Arnavut olmuş’ demişti. İkinci gidişimde aynı yerden giderken bir zat, tanıdıkmış gibi, ışıl ısıl bir göz ve tebessümle bana yaklaştı ve bir şeyler söyledi. Anlamadım Yanımdaki Türk hocaya ne dediğini sordum. ‘Geçen geldiğinde giydiğin şapka niye yok?’ diye soruyormuş. Adamdaki hafızaya hayran kaldım.