Nükleerci Devletlerin (Rusya, Fransa, ABD) Ülkemizi Kurbanlık Görmesine Müsaade etmeyelim!
1. Uranyumda Küresel Tekel: %75’i Sadece 3 Ülkenin Elinde, Yerli Uranyumumuz Bile Yok!
2. 4 Kat Daha Pahalı İnat: Milli Kaynaklarımız Varken Bağımlılıkta Israr!
3. Egemenlik Değil Boyunduruk: Akkuyu’da Mülkiyet de Gelir de Rusya’nın!
4. Jeopolitik Barut Fıçısı: Nükleer Yakıtın Yarısı Eski Sovyet Blokunun İnsafında!
5. "Baz Yük" 20. Yüzyılın Safsatasıdır; Gelecek Akıllı Şebekeler ve Depolamalarda!
6. İthal Montajcılığa Karşı, Nükleerin Ölen Teknolojisine Onlarca Milyarlar Dolar Yerine, Yeşilde Yerli AR-GE Gücü!
7. İklime ve Ekonomiye Karşı Çaresiz Hantallık: Isınan Nehirler Fransa’da Nükleeri Durdurdu, Fiyatlar Fırladı!
Ülkemizi Nükleer Lobilere Kurban Etmeyelim!
Öncelikle Cümlemizin Kurban Bayramı Mübarek olsun!
Ülkemizin en önde gelen Teknik üniversitelerinin birinde görevliMedyada profesörün nükleeri bir "ekonomik egemenlik" ve "bağımsızlık" unsuru olarak sunan iddiaları, nükleer enerjinin günümüzdeki finansal ve jeopolitik gerçekleriyle tamamen çelişiyor.
Gelin, profesörün öne sürdüğü asılsız iddiaları, dünyada uzun yıllardır uygulanan çözümlerle ve nükleerin göz ardı edilen o bağımlılık yapan, pahalı yönleriyle tek tek çürütelim: Profesörün ya dünyadan haberi yok ya da nükleer lobilere çalışıyor. Çünkü sahadaki gerçekler iddialarının tam tersi yönünde.
1. "Ekonomik Egemenlik" İddiasına Karşı: Finansal ve Jeopolitik Bağımlılık Tuzağı:
Profesörün İddiası: Nükleer enerji ekonomik egemenliği ve finansal kapasiteyi belirler.
Gerçek Durum: Akkuyu örneği üzerinden gidersek, bu proje "Yap-İşlet-Sahip Ol" modeliyle yapıldı. Yani santralin mülkiyeti, işletmesi ve geliri Rus devlet şirketi Rosatom’a ait. Üstelik Türkiye, üretilen elektriğin yüzde 50'sine kilovatsaat başına 12,35 ABD senti (bazı durumlarda 15 sente kadar çıkabiliyor) gibi çok yüksek bir fiyattan 15 yıl boyunca alım garantisi verdi.
Bugün güneş ve rüzgâr enerjisinin maliyeti kilovatsaat başına 2-4 sent seviyelerine kadar düşmüşken, nükleerden 4-10 kat daha pahalıya elektrik almayı taahhüt etmek "ekonomik egemenlik" değil, ülkenin bütçesini uzun yıllar yabancı bir şirkete ipotek etmektir. Üstelik yakıtı (uranyumu) ve teknolojiyi tamamen dışarıdan aldığınız, mülkiyeti bile bize ait olmayan bir yapı nasıl "bağımsızlık" sağlayabilir?
Mülkiyeti bizde olan NGS olsa bile, nükleerden ekonomik enerji üretmek mümkün değil. Ayrıca ülkemizde nükleer santrale uygun uranyum da yok, hep dışa bağımlı kalacağız demektir bu. Bu nasıl bir egemenlik?
Küresel Uranyum Gerçekleri ve Jeopolitik Monopol Tuzağı:
Profesörün iddia ettiğinin aksine, nükleer yakıt tedariki dünyada eşi benzeri görülmemiş bir tekelin elindedir. Küresel uranyum üretiminin neredeyse dörtte üçünü (%74,6) sadece üç ülke (Kazakistan, Kanada ve Namibya) kontrol etmektedir.* Dünyadaki en büyük 10 üretici ülke ise küresel uranyum arzının %99'unu elinde tutuyor.
Daha da vahimi, eski Sovyet bloku (Kazakistan, Özbekistan ve Rusya) küresel uranyum arzının tek başına %49,7'sini yani neredeyse yarısını domine ediyor. Sadece Kazakistan pazarın %38,6'sını elinde tutarken, bu madenlerin kılcal damarlarına kadar Rus devlet şirketi Rosatom iştirakleri üzerinden ortaktır.*
Batı dünyası nükleer yakıtta bu blokun kararlarına bağımlı kalmamak için çırpınırken, kendi uranyumu olmayan Türkiye'yi bu jeopolitik barut fıçısına bağlamak bağımsızlık değil, bile bile boyunduruk altına girdirmektir. Ülkemizi bile bile Nükleere Kurban etmeyelim.
2. "Baz Yük ve Kesintisiz Üretim" İddiasına Karşı: Batarya ve diğer Yeşil Depolama Çözümü:
Profesörün İddiası: Güneş ve rüzgâr kesintilidir, sanayi için 7/24 çalışan nükleer (baz yük) şarttır.
Cevap: "Baz yük" kavramı, 20. yüzyılın hantal enerji sistemlerine ait eski bir paradigmadır. Modern enerji dünyası artık akıllı şebekeler (smart grids) ve devasa depolama sistemleri (BESS) üzerine kuruluyor.
Gündüz güneşten ve rüzgârdan elde edilen ucuz ve fazla enerji Pompaj HES, batarya, Hidrojen vb. depolama sistemleri ile depolanır; hava kapalıyken veya gece olduğunda sisteme verilir.
Üstelik Türkiye'nin coğrafi avantajı sayesinde hidroelektrik santralleri (HES) ve pompaj depolamalı sistemler, rüzgâr ve güneşin dalgalanmalarını dengeleyecek muazzam bir doğal batarya görevi görür, eğer gerekenler yapılırsa.
Nükleer gibi esnek olmayan, arıza yaptığında veya Fransa örneğinde gördüğümüz gibi sıcak hava dalgasında nehir suları ısındığında aniden kapanan hantal sistemler yerine, dinamik ve dağıtık bir yenilenebilir enerji ağı çok daha güvenlidir.
3. "Teknoloji Üretimi ve Ekosistem" İddiasına Karşı: Ölü Yatırım ve Zaman Kaybı:
Profesörün İddiası: Nükleer sayesinde Türkiye teknoloji üretecek, yerli mühendislik kültürü gelişecekmiş.
Gerçek Çözüm: Bir nükleer santralin yapımı en iyimser ihtimalle 10-15 yıl sürer ve bu süreçte milyarlarca dolar içeriye gömülür.
Türkiye bu devasa bütçeyi ve insan kaynağını nükleer gibi modası geçmiş, dünyanın hızla ettiği bir alana harcamak yerine; zamanında yerli batarya teknolojilerine, modern güneş paneli AR-GE'sine, yeşil hidrojen üretimine ve enerji verimliliği yazılımlarına yatırsaydı, şu an geleceğin temiz enerji teknolojilerini dünyaya ihraç eden bir güç olabilirdi.
Nükleer ekosistem ithal bir teknolojinin montajcılığını yapmaktan öteye geçemezken; yenilenebilir enerji ve depolama, tamamen yerlileştirilebilecek ve hızla devreye alınabilecek dinamik bir sektördür. Velev ki onlarca yıl sonra nükleer enerji teknolojisi (savunma teknolojisi bundan farklıdır) öğrenildi, ne işe yarayacak? Dünya zaten nükleere son veriyor, ölü bir teknoloji olmaya doğru hızla gidiyor. (bkz. Ember, IRENA vb. verileri)
4. "Ucuz Bağımlılık Bitti" İddiasına Karşı: En Pahalı Bağımlılık:
Profesörün İddiası: Enerjisini kontrol edemeyenler ekonomisini kontrol edemez, nükleer şarttır.
Gerçek Çözüm: Asıl nükleer enerjiye yönelmek, en pahalı bağımlılık modelini kabul etmektir. Uranyum madenciliğinden zenginleştirmeye, reaktör parçalarından nükleer atıkların binlerce yıl boyunca güvenli bir şekilde saklanması maliyetine (ki bu maliyetler asla ilk hesaplara dahil edilmez) kadar nükleer tam bir kara deliktir.
Zenginleştirme ve Şirket İpotekleri:
Nükleerde bağımlılık sadece madenle bitmiyor; asıl tekel ham uranyumu nükleer yakıta dönüştüren "Zenginleştirme" aşamasındadır ve Rusya dünyadaki zenginleştirme kapasitesinin %40'ından fazlasını tek başına elinde tutmaktadır.
ABD ve Batı dünyası dahi büyük oranda Rusya'ya bağımlıdır. Dünyanın nükleerde çok uzun süre birikimleri olan dev devletleri dahi hâlâ Rusya'ya bağımlı iken, bizdekilerin nükleer bağımsız yapacak iddiası ya bilerek söylenmiş koca bir yalan yada cehaletle yoğrulmuş tam bir akıl tutulmasıdır.
Oysa Güneş ve Rüzgâr yerlidir, millidir ve bedavadır. Güneşe veya rüzgâra ambargo uygulayabilecek, vanasını kapatabilecek hiçbir dış güç yoktur. Altyapıyı ve depolama sistemini bir kez kurduğunuzda, yakıt maliyeti sıfır olan, tamamen bağımsız ve yerli bir enerji sistemine sahip olursunuz.
Sonuç ve Küresel Gerçekler:
Özetle; Profesörün iddiaları, nükleer lobisinin yıllardır tekrarladığı, ancak yenilenebilir enerji ve depolama teknolojilerinin hızla ucuzlayıp devrim yaratmasıyla çöken eski tezlerdir. Gelişmiş ekonomilerin uyguladığı çözüm genelde Yenilenebilir + Depolama + Verimliliktir.
Bu çözüm Türkiye’yi her yıl onlarca milyar dolarlık nükleer borç yükünden, büyük riskli atıklarından ve yabancı ülke bağımlılığından kurtarır; hem de gerçek anlamda çevre dostu, ucuz ve sürdürülebilir bir ekonomik egemenlik sağlar.
Sahadan Güncel Bir İklim ve İşletme Riski Örneği:
Nükleerin hantallığı ve doğa karşısındaki çaresizliği sadece teorik değildir. Fransa ve Kuzeybatı Avrupa'da etkili olan sıcak hava dalgaları, hava sıcaklıklarını 33 dereceye yükseltirken nehir sularının da hızla ısınmasına yol açmıştır** (Örneğin Rhône nehrindeki su sıcaklığı sadece bir haftada rekor bir seviye olan 21,3 dereceye çıkmıştır).
Nükleer reaktörleri soğutmak için kullanılan nehir sularının aşırı ısınması nedeniyle reaktör kapasiteleri düşürülmüş, bu durum Fransa'da üretim risklerini tetikleyerek piyasalarda şok etkisi yaratmıştır.
Sonuç olarak, hem Fransa'da hem de komşusu Almanya'da vadeli elektrik fiyatları yüzde 11'in üzerinde keskin bir artış göstermiştir. Yani nükleer, iddia edildiği gibi ne "kesintisiz" ne de "güvenli" bir limandır; aksine iklim krizine karşı son derece kırılgan ve pahalı bir kumardır.
*https://stock3.com/news/nuklearer-riese-im-osten-kontrolliert-40-des-weltweiten-urans-17087972
**https://www.handelsblatt.com/unternehmen/energie/hitzewelle-franzoesische-strompreise-steigen-wegen-atomkraftsorgen-01/100228001.html